Amerikan bağımsız sinemasının aslen eski, fakat gösterime yenice girecek örneği Special filminin Türkiye’de gösterime girme ihtimali tabi çok düşük. Zaten 2006 Sundance Film Festivali’ne katılmasından ancak iki yıl sonra, 21 kasımda Amerika’da gösteriyor olması bize bütçesine dair çok şey söylüyor. Tabi bunlar algımızın seçici kriterleri değil. Bütçesini ve gösterim tarihini bir yana bırakırsak; filmin mottosu, konusu, fragmanı ve hakkında yazılanlar bizi yeteri kadar kendisine çekiyor.
“Bazı insanlar özel yeteneklerle doğarlar. Special, onlar hariç herkesle ilgili bir film.”
Sinemaya böyle bir noktadan bakan bir film büyük ihtimalle güzeldir diyerek araştıralım dedik; iyi de yapmışız. Film bugüne kadar duyduğunuz en bağımsız ‘süper kahraman’ filmi.
Les Franken depresyona girmiş bir trafik polisidir. Girdiği bu depresyon, zaten problem yaşadığı özgüven konusunu iyice yerle bir etmiştir. Kendi başına bir çıkış yolu arar fakat beceremeyince ilaç kullanma yolunu seçer. Henüz deneme aşamasında olan Specioprin Hydrochloride’ı kullanmaya başlayınca Les Franken’de beklenmeyen etkiler ortaya çıkar; artık uçabiliyor, insanların zihinlerini okuyabiliyor ve duvarlardan geçebiliyordur! Böyle olunca o da, her süper kahraman gibi şehri kötülüklerden temizlemeye karar verir.

Daha ziyade dizilerden tanıdığımız Michael Rapaport, Special’ın başkarakterini canlandırıyor. Zorlu bir başrolde rüşdünü ispatlama şansı yakalayan Rapaport’un performansı eleştirmenlerden geçer not alıyor. Canlandırdığı Les Franken karakteri ise yukarıda bahsettiğimiz yeteneklere sahip olduğunu düşünür. Aslında ilaç ona özel yetenekler vermemiş; öyle inanmasına sebep olmuştur. Kendisinin medyaya yansımasından rahatsızlık duyan ilaç firmasının da işin içine girmesiyle yapı zenginleşir ve müstehzi bir komedi başlar.
Special filmini böyle ‘special’ yapan Hal Haberman ve Jeremy Passmore, hem yazıp hem yönetmişler. İlk uzunmetrajları olan işbu filmi, Güney California Üniversitesi’nden mezun olmalarına müteakip hayata geçirmişler. Zaten her ikisinin de bu film öncesinde birkaç senaryo sattıklarını; hatta Passmore’un 2010′da gösterime girmesi beklenen John Carpenter filmi The Prince’i yazmakla meşgul olduğunu da belirtelim.
Komedinin dramla mutual ilişki içinde olduğu filmlerin güzel bir örneği Special. Belli ki ancak DVD olarak seyredebileceğimiz filmin, Amerika’da iki yıl gecikmeyle gösterime girmiş olması yabancı basın için kötü bir izlenim bırakmamış. Şu ara her mecrada bahsi geçen film, klasik amerikan bağımsızlarını sevenlerin ne yapıp-edip seyretmeleri gerekenlerden.
