Sürgün: Boşluk Üzerine Küçük Görsel Mucizeler
| Yazan: Serhan Çelebi · 26 Haziran 2009 | Paylaş |

2007 sonbaharının ıslak bir cumartesi günü her zamanki manasız iÅŸler yüzünden ofiste belgeler içine gömülmüşken metroya atlayıp sinemaya, Film Ekimi’ne gittim. O gün orada gördüklerimi unutamıyorum. Saçma hafta sonu mesaisine geri döndüğümde yüzümde gülücükler açtığını görenler sebebini sordular. Onlara muhteÅŸem bir film izlediÄŸimi söyledim. Her ne kadar ikinci izleyiÅŸte büyü bozulmuÅŸ olsa da Andrey Zvyagintsev’in “Sürgün”ü (Izgnanie), herkes için özel olabilecek kadar güzel.
2003 yılında çektiÄŸi ilk filmi “Dönüş” ile adından söz ettiren Andrey Zvyagintsev, önceki filminde olduÄŸu gibi “Sürgün”de de aile kurumunun gizlerini ifÅŸa etmeye uÄŸraşırken, köklü dinsel referanslar ile insan olmak ve mutlu olmak üzerine ağır laflar ediyor. Hem de aÄŸzını bile açmadan! Adem ile Havva’nın yeryüzündeki cennetini yaratmakla yükümlü iki insan birbiriyle konuÅŸmuyor, konuÅŸamıyor. İki zoraki yakın, iki yabancı. Hal böyleyken bir aile olmak, birey olarak mutlu olabilmek, karı-koca yükümlülüklerine indirgeniyor. Sonuç ise, Da Vinci ile sembolize edilen bir cennetten kovuluÅŸ.

Güzel Vera’nın (Maria Bonnevie) mutsuzluÄŸunu, Alex (Konstantin Lavronenko) hiçbir zaman fark edemese de izleyici daha ilk sahneden hissediyor. Vera bir kez dahi gülümsemiyor. Küçük kızına “tavÅŸancığım” diyemiyor. Türkler olarak bizler komÅŸularımızdan çok farklı olduÄŸumuza inanırız. Halbuki sınırdan öteye adım atan gözlemcinin karşılaÅŸacağı benzerlikler çok ÅŸaşırtıcı olacaktır. Bir o kadar da sevimli. Rus da olsa türk de olsa fark etmez; özellikle doÄŸu toplumlarının kadın ve erkeÄŸe biçtiÄŸi kolektif basmakalıp roller var. Örnek anne-baba olmak, çocuklarını yetiÅŸtirildiÄŸin gibi yetiÅŸtirmek gibi. İşte toplumun çizdiÄŸi bu silik ve fedakar siluetlerin içini doldurmaya çalışmak Vera’yı fazlasıyla yorarken, otoriter baba payesini elinde tutan Alex halinden ÅŸikayet etmiyor. Onun için herÅŸey olması gerektiÄŸi gibi. Bana kalırsa “Sürgün”ün özgünlüğü, bu iletiÅŸimsizlik, uyumsuzluk halini olması gerektiÄŸi gibi tavizsiz bir ÅŸiddetle vurgulayabilmesinde yatıyor.
Zvyagintsev’in yapımlarından bahsederken, hareketli görüntülerin fotografik estetiÄŸinden söz etmemek olanaksız. İlk sahneden itibaren en ufak detayı bile kaçırmamak için gözünüzü görüntü yüzeyi üzerinde doymaksızın gezdirmek istiyorsunuz. ÇoÄŸu zaman sabit kalsa da ara sıra dönen, dolaÅŸan, hareketlenen kameranın gösterdikleri güzellikler sadece biçimsel olarak deÄŸil, anlamsal olarak da temelde özenli bir ışık kullanımının ürünü. ÖrneÄŸin karar sürecinde ailenin üzerinde kara bulutlar dolaşırken, Alex de sürekli alacakaranlığın içinde geziniyor.
20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze deÄŸin dünyada hiçbir yönetmen Andrey Tarkovski kadar etkili olamamıştır. Tarkovski, yalnızca kurgucu rus sinemasının seyrini deÄŸiÅŸtirmekle kalmamış, sovyet sansürü döneminde baÅŸarabildiÄŸi birbirinden deÄŸerli 7 filmi ile Türkiye dahil (Nuri Bilge Ceylan, Semih KaplanoÄŸlu) birçok ülke sinemasına nüfuz etmiÅŸtir- son olarak Trier’in “Antichrist”ı Tarkovski’nin bir negatifi gibidir. Ama birçokları tarafından çoktan Tarkovski’nin veliahdı ilan edilmiÅŸ Zvyagintsev ile üstadı arasında tehlikeli benzerlikler baÅŸ göstermeye baÅŸlamış sanki. TaÅŸraya dönme, nefes alma, ruhî boÅŸluk, arayış, ince referanslar ve sonunda her türlü olumsuzluÄŸa raÄŸmen Faust misali sarsılmaz bir inanç ile gelen sevginin zaferi… Tüm bunlar ile yetinilmeyip, Tarkovski’nin “Stalker”ında (1979) kullandığı akan su metaforunun “Sürgün”de de bir gönderme ÅŸeklinde tezahür etmesi fazla olmuÅŸ. Hatta açılıştaki araba sekanslarından biri “Solaris”in ünlü araba çekimlerini andırıyor. Zvyagintsev’in artık Tarkovski’nin alanından çıkması gerek. Yoksa sonraki filmleriyle birlikte, Tarkovski’nin ucuz bir taklidi olarak görülecektir ki çok yazık olur.
Bu toprakların yetim çocuklarından bitlisli William Saroyan’ın “The Laughing Matter” (Gülünecek Åžey) adlı romanından uyarlanan “Sürgün”, filmin sonuna dek saklamayı baÅŸardığı gizem ile 2,5 saatlik uzunluÄŸuna raÄŸmen sıkıcılığa düşmüyor. Düşse ne olur ki? Hiç bir ÅŸey anlatmasa bile sırf görüntüleri izlenmeye deÄŸer. Kaldı ki “Sürgün” hem öz, hem de biçim (filmi birkaç parçaya bölen harika müziÄŸi ve son sahnesi için ayrı bir parantez) olarak nadir rastlanan bir bütünlük vaat ediyor. BaÅŸroldeki Konstantin Lovranenko’ya Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü getiren “Sürgün”, donuk ama tam da bu nedenden ötürü çok sarsıcı bir film.
Önemli not: Zvyagintsev’in ilk filmi “Dönüş”, “Sürgün” ile birlikte aynı DVD’de ve ÅŸimdilerde yalnızca 4,99 TL! Kaçırmayın!




