The Ballad of Buster Scruggs: Paramparça Western

Coen Kardeşler Western'e 6 hikaye barındıran bir Netflix yapımıyla döndüler.

Western sineması, politik alt metinleri didaktik, bağımsız sinemaya çok yabancı, hikaye anlatım biçimi sıkı kurallara bağlı bir türdür. Coen Kardeşler, Netflix için hazırladıkları western The Ballad of Buster Scruggs ile türü paramparça etmişler.

Klasik Hollywood izleyicisiyseniz, TRT’nin pazar sineması kuşağında yayınladığı western’lerin sıkı takipçisiyseniz filmi beğenmemeniz, hatta tepki göstermeniz çok normal. Western, “kahramanın yolculuğu” kalıplarını en sıkı uygulayan türlerin başında gelir. Kahramanı tanırız, kahraman aşık olur ve zor bir durumun içine düşer, kayıplar yaşar ve en sonunda sürpriz bir geri dönüşle mutlu sona ulaşır. Çok az western bu kalıbın dışına çıkar. Onlar bile sonunda kahramanını öldürse bile hikayeyi bir sonuca bağlayarak filmografilerdeki yerlerini alırlar. Western, sinemanın gelişim dönemlerindeki popülerliği de göz önüne alındığında, dünya sinemasına yön veren türlerin başında gelir. Popüler, ticari, politik sinema, western kalıplarıyla büyüyüp gelişmiştir. Her western’i bir amerikan propagandası veya son dönemdeki iyi örneklerini amerikan eleştirisi olarak okumak mümkündür.

Tabi bunlar çektikleri her filmde bilindik kalıpları takmayan Coen Kardeşler’in pek umrunda değil. Onlar için insanların sinemadan ne beklediği değil, sinemanın farklı hayatları insanlara nasıl yansıtacağı daha önemli. Coen’lerin filmlerini izleyince beğenebilirsiniz ya da beğenmeyedebilirsiniz ama “Ben o dönemle, insanların yaşadığı ortamla, o zamanların ruhuyla hiçbir şey öğrenmedim” demeniz mümkün değildir. The Ballad of Buster Scruggs, 6 hikayeyle türü paramparça ederken, insanlara o dönemlerde yaşamanın nasıl bir his olduğunu sonuna kadar hissettiriyor.

Western, genel olarak kahramanlarla, yani insanla ilgili bir türdür. John Ford, Sergio Leone ve son dönemde Clint Eastwood gibi ustaların çerçevesini çizdiği türde yakın yüz çekimleri, insanların duygularını yansıtan hareketler, klostrofobik bar ortamları, insanların kaderinin belirlendiği poker masaları türün vazgeçilmezleridir. Coen’ler evreni geniş tutmuşlar, görüntü yönetimini mümkün olduğu kadar dışarıda, geniş planlarla, derinlik hissini en üst düzeyde yaşatacak şekilde kurgulamışlar.

“Vahşi” batının, kanunsuz kasabaların ne olduğunu iliklerinize kadar hissedeceğiniz 6 hikayede insanların uygun ortam bulunca nasıl sapıtabileceğini, yaşam kavgasının en sert şekilde nasıl yaşanabileceğini hiç öğretici olmaya çalışmadan, mesaj verme kaygısı olmadan, western türünün varoluşuna tamamen ters bir şekilde aktarıyorlar.

-Yazının bundan sonrası filmin senaryosuyla ilgili süprizbozan (spoiler) içerir-

Birinci hikayede batının en hızlı silah çeken kovboyunun güneşin batışına doğru at sürmesini değil, nalları dikip göğe yükselmesini,
İkinci bölümde yakışıklı soyguncunun ne yaparsa yapsın kanundan kaçamamasını ve asılmasını,
Üçüncü öyküde yaşlı görmüş geçirmiş kovboyun sadece kendini düşünen acımasız bir katil olduğunu,
Dördüncü bölümde her western’de en kolay harcanan karakterlerin başında gelen yaşlı altın arayıcısının kurtuluşunu,
Beşinci kısa filmde vahşi batı’da kent yaşamının dışına çıkmamış insanların sonunun genelde ölüm olduğunu,
Altıncı ve son bölümde ise ölümün daima yakınınızda olup, size gülümseyip şarkılar söylediğini görebiliyorsunuz.

Yazının genelinde de söylediğimiz gibi özellikle sinematik kalıplara, senaryo kurallarına çok alışıksanız filmi beğenmemeniz yüksek olasılık. Ama Coen’lerin yine farklı bir film yapıp, insanları bambaşka bir dünyayla tanıştırmadıklarını söyleyemezsiniz.

kategori:
izlenim

ilgili