The Beguiled (1971-2017): Tehlikeli İlişkiler

İki film üzerine spoilerlı bir yazı...

THE BEGUILED (1971): Don Siegel’ın yönettiği The Beguiled filmi hem Siegel’ın, hem de başrolü üstlenen Clint Eastwood’un kariyerlerinin en farklı filmleri olarak göze çarpıyor. Film bilindiği üzere Amerika’nın iç savaşı döneminde geçiyor, kuzeyli bir asker olan John McBurney’nin (Eastwood) yaralı bir hâlde güneye ait bir ormanda bulunmasını konu alıyor. Sürreal atmosferiyle ve cinselliği işleyişiyle Siegel/Eastwood’un en farklı filmlerinden olmuştu bu film. O dönemlerde sıkça western filmlerinde rol alan, hep eli silahlı karakterlere hayat veren Eastwood ilk kez filmin çoğunu yatakta geçiren, bu sürede kadınları baştan çıkaran karaktere hayat verdi.

Film yaralı McBurney’nin sadece kızların yaşadığı disiplinli bir okulda tedavi edilmesine, daha sonra McBurney’nin iyileşip kadınların hepsini baştan çıkarmasına odaklanıyor. Film cinselliği işleyişiyle öne çıkıyor. Siegel, McBurney’nin 13 yaşındaki kızı öpmesine de (ki çok gereksiz bir sahneydi), üçlü sekse de, enseste de yer vererek şaşırtıyor. Cinsellik önplanda; zira bir süredir savaşta olan McBurney de, yıllardır erkeksiz yaşayan Martha (Geraldine Page) ve fettan Carol (Jo Ann Harris) da cinselliğe aç karakterler olarak sunulurlar. Cinselliğini keşfeden Carol da, okuldan gitmek isteyen Edwina da, kardeşiyle ensest ilişkisi olan Martha da okula bir erkeğin gelişiyle değişmeye başlarlar. Bu karakterler üzerinden cinsel tansiyon, yani gerilim anbean yükseliyor ve finale doğru kadınlarla McBurney karşı karşıya geliyorlar.

Aslında film vasatı pek aşamıyor. Kadınların birbirleriyle ve McBurney’le ilişkileri, McBurney yüzünden birbirlerine düşmeleri en klişesinden entrikalarla, yan öykülerle heba ediliyor. Gerilim, cinsel tansiyon, ilişkiler daha iyi yan öyküler ve olaylarla işlenebilecekken türlü klişelerle filmin kalitesi düşürülmüş. Filme gelen en mühim eleştiriyse erkek fantezisi ve seksist oluşu. Siegel’ın filmine feminist denemez pek tabii ve erkek bakış açısından olayların anlatıldığı da doğru, bunun üzerinden eleştiri getirilebilir, hatta sıklıkla getirildi. Gene de uçkuruna hakim olamayan, Edwina’ya umut verirken Carol’la da, Martha’yla da birlikte olmaktan çekinmeyen, kısacası bu “cennet”in tadını çıkaran McBurney finalde cezalandırılıyor. Cennet dedik… Filmin etkileyici taraflarından birisi cennet gözüken bu yerin giderek McBurney için cehenneme dönüşmesi. Tabii başta da belirttiğim sürrealizme dönmek gerek. Siegel’ın tuhaf atmosferi bazılarına aslında anlatılanların rüya olduğunu düşündürtmüş. Böyle bir sonuca yüzde yüz ulaşmak mümkün değil ama anlatılanların rüya olmadığını söylemek de zor. Biraz Inception‘ın finalini hatırlatıyor. Bu arada filmin erotizme kaçmadığını da eklemek gerek. Yukarıda saydığım tüm sahnelerde Siegel kendisine hâkim olup sahneleri erotikleştirmekten uzak duruyor. Ama tabulara da aldırmadığı açık. Filmin en şaşırtan tarafı da o dönemde ensesti açıkça ifade edebilmiş olması.

THE BEGUILED (2017): Sofia Coppola, Siegel’ın filmine kaynaklık eden, Thomas Cullinan’ın kaleme aldığı romanı okuyunca daha önce uyarlanmış olmasını önemsemeyip sinemaya aktarmaya karar vermişti. Hızla çekilip Cannes’a yetiştirdiği The Beguiled fena bulunmadı. Başrolleri bu kez Colin Farrell (McBurney), Nicole Kidman (Martha), Kirsten Dunst (Edwina), Elle Fanning üstlendiler. Fanning, Carol’a hayat vermiş ama Coppola karakterin adını Alicia şeklinde değiştirmiş. İlk filmde ve romanda yer alan siyahi karakteriyse öyküden çıkarmış. Bu arada McBurney de Amerikalıdan İrlandalıya dönüştürülmüş Farrell’dan ötürü, ama doğru bir karar olmuş. Böylelikle karakterin savaştan kaçmasının altı daha da doldurulmuş (çünkü iki tarafa da ait hissetmiyor kendisini, ama ilk filmde karakter yüzde yüz kuzeyli). Ayrıca ilk filmde dişi sineğe bile kur yapacak haldeki McBurney’nin yerinde ikincide yeller esiyor. Coppola karakterin çapkınlığını ve kadınlarla flörtleşmesini törpülemiş, flörtün yerine sıradan sohbetleri koymuş.

İlk filmdeki sürreal atmosfer de bu filme taşınmamış. Coppola gerçekçi ve modern (günümüzde geçtiği söylenebilecek denli modern görünüyor) bir atmosfer oluşturmuş. Diğer değişikliklerse şunlar: İlk filmin başında McBurney 13 yaşındaki Amy’nin dudaklarını öpmekten çekinmez. Coppola bu gereksiz sahneye pek tabii yer vermiyor. İlk filmde çıplaklık mevcutken Coppola’nın filminde yok. Güney-Kuzey savaşı da diyaloglarda bolca irdelenirken Coppola bu savaşa fazla yer vermiyor. Olayların akışındaysa pek değişiklik yok. Amy’nin McBurney’i bulması, Martha’nın onu ameliyat etmesi, McBurney’nin okuldakilerin hayatlarını bir süreliğine değiştirmesi, Edwina’yla ve Alicia’yla ilişkileri, Edwina’ya söz verdikten sonra onu Alicia’yla aldatması vs… Hepsi korunmuş. Akışta pek değişiklik yok. Diyaloglar da genelde korunmuş ama ilk filmde cinsel tansiyonu, gerilimi sağlayan diyaloglar da törpülenmiş.

İlk film ortalamayı aşamamıştı demiştim. Klişe entrikalara rağmen kadınlarla McBurney arasındaki gerilimin yavaş yavaş yükselmesini izlemek keyifliydi. Öte yandan Siegel kadınları da, McBurney’i de masumlaştırmıyordu. Dediğim gibi Martha kardeşine âşıktı mesela. Ayrıca Martha ve diğerleri yaptıklarının bedelini ayağıyla ödeyen (finale doğru ayağı kesiliyordu) McBurney’i zehirleyip öldürüyorlardı. “Masum değiliz hiçbirimiz”. Coppola’ysa yaptığı değişikliklerle öyküyü güçlendirmek ve gerilimi artırmak yerine öyküyü ve tansiyonu daha da zayıflatmış. İlk filmin ilk bir saatinde McBurney’nin türlü çapkınlıklarına ve Carol’la Edwina’yı baştan çıkarmasına, yani gerilimin yavaş yavaş artmasına odaklanılırken Coppola karakterin çapkınlığını, flörtleşmeyi, lezbiyenliği ve Martha’yla ilgili flashbacki (ki bu flashbackte Martha’nın ensestliğine değinilir) törpülediği için finale dek gerilim açısından fazla bir şey olmuyor. İlk filmde erkek türlü vukuatlara girerken Coppola’nın filminde çözüm bölümünden evvel ehlileştiriliyor, kadınların birbirleriyle ilişkilerine daha fazla odaklanılıyor. Tabii sıkça dediğim gibi bu karar nedeniyle gerilim oluşmuyor. Ama öte yandan karakterler de bir türlü derinleştirilmiyorlar. Mesela Alicia, Carol kadar iyi işlenemiyor, Edwina’yı ilk filmdeki kadar tanıyamıyoruz, keza askeri de öyle. İkinci filmde Martha’nın cinsel açlığına yer verilmeyip karakter iyi birisine dönüştürülmüş. Çözüm bölümündeyse olaylar (McB’nin Alicia’yla birlikte olması, Edwina’nın onu görmesi, McB’nin ayağının kesilmesi, bunun acısını ev halkından çıkarması, zehirlenmesi) hızla işleniyor.

Kısacası Coppola ilk filmde seksist ve gereksiz gördüğü olayları (flörtleşme, sevişme, ensest -yerine en azından normal bir ilişki konabilirdi, fakat Martha’nın geçmişine pek değinmiyor Coppola-, üçlü seks, lezbiyenlik, hatta romanın merkezindeki, ilk filmde de sıkça görülen köle karakterini) çıkarıp yerine kızların-kadınların gündelik yaşamlarını, sıradan sohbetlerini koymuş, uçkur düşkünü karakteri ehlileştirmiş, ilk filmdeki tüm seksi sahneleri çıkarmış, klişe entrikaları da azaltmış. Ama yerlerine güçlü şeyler (olaylar, karakter derinliği, diyaloglar) koyamamış. İlk filmin neredeyse merkezindeki Carol’ı da Fanning’e rağmen figüran haline getirebilmiş mesela. Oyunculuklara gelirsem… İlk filmde Eastwood iyiydi, Page filmin yıldızıydı. Carol’ı oynayan Harris de, saf Edwina rolündeki Hartman da iyiydiler. İkinci filmdeyse Kidman ve Farrell ikilisi, Eastwood-Page ikilisi kadar iyi değiller. Dunst ise iyiydi. İkinci filmin kostümleri, saç-makyaj tasarımı, setleri ve görüntü yönetmenliği şahane. Bazı sahneler de iyi çekilmiş. Bu arada neredeyse sessiz bir film gibi tasarlanmış, ilkinde bolca olay, müzik vs varken ikincide müzik birkaç şarkı dışında yok, dediğim gibi olaylar da azaltılmış. Bu taraflarını övmemek olmaz. Velhasıl iki film aynı olaylara farklı bakış açılarıyla (erkek ve kadın bakış açıları), ayrıntıları farklılaştırarak (mesela 2. filmde güneyli askerlerin çok kısa görünmeleri ama ilkinde iki uzun sahnelerinin olması, ikincide zehirli mantarların toplandığı sahnenin daha uzun tutulması gibi onlarca fark daha mevcut) odaklanıyor. The Beguiled kötü bir film değil, ama ilkinden daha iyi, gerilimli, sürükleyici ve heyecanlı olamıyor, öyküden çıkarttıklarının yerini dolduramıyor. Gene de iki filmi de izlemek gerek.

kategori:
izlenim

ilgili