The Bling Ring: Sofia Coppola’dan Zombi Filmi

Edip Can Rende, Sofia Coppola'nın yeni filmi The Bling Ring'i yazdı....

Lafı uzatmadan söyleyeyim: Coppola hanedanının en önemli üyelerinden, filmlerini sevdiğim Sofia Coppola, karakterlerine bir zombiye yaklaşır gibi yaklaşıyor, başlık bu sebepten atıldı. Ne demek istiyorum? Filmin en temel sorunu karakterlerde yatıyor. Elimizde kanlı canlı diyebileceğimiz bir karakter dahi yok ne yazık ki. Bir zombi filmi kaleme alan bir senarist “genelde” zombilerini pek önemsemez. Her zamanki gibi bu zombi bir insan gördü mü, bu insanın sesini duydu mu garip sesler çıkararak bu garibin peşinden koşturur ya da sadece yürür. Tek amacı vardır; o da bu insanı yakalayıp yemek! İşte “The Bling Ring”deki sorun da bu. Coppola karakterlerini derinleştirme zahmetine girmemiş. Aslında bilerek yapılmış gibi duruyor. Yani Coppola karakterlerini öylesine önemsemiyor ki, onların sorunlarını öylesine küçümsüyor, onları öylesine aşağılıyor ki sonunda bu karakterler elinde birer zombiye dönüşüveriyor. Paris Hilton’un evine girdikten sonra tıpkı zombi gibi davranıyorlar. Garip sesler çıkarıyorlar; altınları, gümüşleri, elbiseleri vs gördükçe kendilerinden geçip bunlara iştahla saldırıyorlar.

1

Belirttiğim gibi Coppola bu insanlarla empati kurmaya, onların neden hırsızlık yaptıklarını, hangi koşulların onları buna yönelttiğini anlamaya ve anlatmaya hiç mi hiç yeltenmiyor. Dolayısıyla karakterlerini hep aynı şekilde hareket ettiriyor, karakterlerinin ağzına hep aynı replikleri (“Sikeyim”, “Haydi şunu soyalım”, “Haydi partiye gidelim”, “Aman Allahım! Çok güzel bir elbise” vs) veriyor. Coppola’nın karakterlere yaklaşımı şu şekilde olmuş gibi görünüyor: “Bunların tek amaçları var: O da bir yerleri soymak, ardından uyuşturucu çekmek, partilere katılmak ve ihtişamlı bir hayat yaşamak, şöhret olmak”. Evet, Coppola karakterlerine bu denli yüzeysel yaklaşmış. Karakterlerini robotlaştırmış, zombileştirmiş.

2

Filmin en önemli sekansları ve filmin çoğunluğunu oluşturan sekanslar, karakterlerin hırsızlık yaptıkları sekanslar. Bu sekansların gerilimli olması gerekirken Coppola sekansın da, filmin de bütün tadını tuzunu gerilimi oluşturmayarak kaçırıyor. Buradan başta söylediğimize varabiliriz. Karakterlerin zombileştirildiklerini söylemiştik. Bu sekanslardan bunu anlamak mümkün. Karakterler korkmuyorlar, gerilmiyorlar, bir şey hissetmiyorlar. Dolayısıyla bu soygun sahneleri izleyiciyi fazlasıyla sıkıyor. Tıpkı karakterler gibi biz de zombileşiyoruz. İzlerken bir şeyler hissetmek (gerilmek, üzülmek, sinirlenmek, heyecanlanmak…) mümkün olmuyor. Öte yandan Coppola karakterlerini eleştirdiğini sanıyor, ama asıl yaptığı kolaycılığa kaçıp onları yargılamak ve neticede “bunlardan hiçbir şey olmaz” demek oluyor. Halbuki tam tersini yapmalı, karakterlerini anlamaya çalışmalı, Hollywood’un-televizyonun-medyanın dayattığı yaşam tarzını, “moda”yı sorgulamalı (ki böyle bir sorgulamaya filmde hiç yer verilmiyor), en nihayetinde de karakterlerini yargılamamalıydı. Finalde Emma Watson’ın canlandırdığı karakterin kameralara bakıp internet sitesini açıklaması, mahkeme anına hiç değinilmemesi o kadar yanlış, o kadar kibirli bir yaklaşım ki… Coppola’ya göre mahkemeden sonra bu karakterlerde hiçbir değişiklik olmamış!

Toparlarsak… Karakterleri yüzeysel, neden-sonuçları önemsenmeyen, peşin hükümlü, heyecansız, tatsız tuzsuz bir film “The Bling Ring”. Dileğimiz Sofia Coppola’nın artık daha farklı bir yola girmesi, beş filmdir anlattığı hikayelerden, her filminde kendi hayatını ve yalnızlığını anlatmasından vazgeçip yeni ve farklı hikayeler anlatması. Peşin hükümlü olmamak kaydıyla.

kategori:
izlenim

ilgili