The Bridge on the River Kwai (1957)

Yapmanın Kuralı ve Yıkmanın Kuralsızlığı Üzerine: Kwai Köprüsü II. Dünya Savaşının tüm yıkıcılığıyla devam ettiği yıllarda, Güneydoğu Asya’da Japonların hakim olduğu bir bölgeye, bir grup esir İngiliz asker getirilir....

the-bridge-on-the-river-kwai-1957.jpg

Yapmanın Kuralı ve Yıkmanın Kuralsızlığı Üzerine: Kwai Köprüsü

II. Dünya Savaşının tüm yıkıcılığıyla devam ettiği yıllarda, Güneydoğu Asya’da Japonların hakim olduğu bir bölgeye, bir grup esir İngiliz asker getirilir. Bölgeye getirilen esir askerler Kwai Nehri üzerine yapılacak bir köprü inşaatında çalıştırılacaklardır. İngiliz askerlerin getirildikleri esir kampı sık ormanların bulunduğu bir yerdir. Kampta daha önce köprü inşaatı için çalıştırılan birçok asker yakalandığı hastalık nedeniyle ölmüştür. Esir kampının komutanı Albay Saiko’ya köprünün tamamlanması için tanınan zaman ise azalmıştır. Bu nedenle köprü inşa çalışmalarının bir an önce başlamasını ister. Elindeki tüm iş gücünü kullanmak için de, kampa gelen esir İngiliz subayların da çalışmalara katılmasını emretmiştir. Fakat İngiliz esir askerlerinin başında bulunan Albay Nicholson bunun savaş kurallarının çiğnenmesi anlamına geldiğini; bu emrin kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyler. Albay Saiko, Nicholson’un bu itirazını umursamaz. Albay Nicholson güneşin altında daracık bir kulübeye kapatılır. Her iki asker de aldıkları karardan geri adım atmak niyetinde değildir. Albay Nicholson mesleğinin beraberinde getirdiği prensiplerden ödün vermek istemezken Albay Saiko esir bir düşman subayının kendisini yönlendirmesini ve köprü inşaatının komutasını almasını istememektedir. Fakat geçen zaman iki askerin de aleyhine işlemektedir. Albay Nicholson kapatıldığı güneş altındaki daracık kulübede gücünü yitirirken, Albay Saiko da daralan zamanla köprü inşasının vaktinde bitirilememesinden korkmaktadır. Saiko kendisine tanınan zaman içerisinde köprüyü tamamlayamazsa intihar etmek zorunda kalacaktır.

İngiliz subaylar köprü inşaatında işçi olarak çalışmak istemeyince devreye Japon subaylar girer ve köpü inşaatına başlanır. Fakat hem Japon mühendislerin konuyla ilgili tecrübesizlikleri hem de İngiliz erlerin Japon komutanların komutasında disiplinsiz davranmaları çalışmanın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini engellemektedir. Albay Saiko esir askerleri motive etmek için onlara hediyeler verir. Onlara hitaben yaptığı konuşmalarda inşaatın ilerlememesinin nedeni olarak çalışmamakta direnen Albay Nicholson’u gösterir. Saiko’ya göre Nicholson, komutasında askeriyle teslim olarak onurlu bir asker gibi ölmek yerine bir esir gibi yaşmayı tercih etmiştir. Filmin ilerleyen bölümlerinde Albay Saiko’nun İngiltere’de sanat eğitimi aldığı fakat daha sonra babasının zorlamasıyla askerliği tercih ettiği öğrenilir. Saiko yaşadığı tüm sorunları aşmak için geleneğinin kendisine öğrettiği dayatmacı, zorlayıcı yöntemlerinden vazgeçmek zorunda olduğunu fark eder. Filmde Albay Saiko aslında biraz da kendi kültürünün kaynağı olan doğu ile batı arasında kalmış bir karakterdir. Kendisine verilen görevi başarmak için başvurabileceği her yöntemi -bu onun yaşam ve askerlik anlayışına uymasa da- dener.

Kwai Köprüsü bir savaşın tam ortasında birbirini öldürmeye koşullanmış iki farklı medeniyetten insanları bir araya getirir; onların ise ortak bir amacı olur. Albay Nicholson köprünün inşasını üstlenip bu konuda ciddi ve titiz bir şekilde çalışırken kendisi için belirlediği en temel amaç adamlarının askeri bir disiplin içinde yaşamaya devam etmelerini sağlamaktır. İngiliz albay kendilerine verilen görev düşmana ait olan bir köprü inşa etmek olsa bile İngiliz ordusunun, savaşın dışında dahi neler başarabileceğini göstermek ister.

Albay Saiko zaman daraldıkça ve kendi komutasındaki askerleri köprü inşasında yeterli yetkinliği göstermeyince Albay Nicholson’u kapatıldığı hücreden çıkartır ve çalışmanın Albay Nicholson’un komutasında devam etmesini kabul eder. Fakat bunu bile açık bir şekilde ifade etmez. Albayı 1905 yılında Rusya’ya karşı kazanılmış bir zafer kutlamasının yıl dönümünü bahane ederek affettiğini söyler. Albay Nicholson direttiği konuda başarılı olmuş ve esirken bile esareti altındaki komutana karşı verdiği mücadeleyi kazanmıştır. Esir askerler albayı hücresinden çıkarıldıktan sonra omuzlara alırlarken Albay Saiko karargâhında hırsından ağlamaktadır.

Kwai Köprüsü “savaş”ın ve onun içine çektiği insanların yaşamı algılayışlarını gözler önüne serer. Gururun, kibrin ve prensiplerin savaş için çoğu zaman sözde bahaneler olarak kullanıldığını kasteder. Albay Nicholson subaylarıyla birlikte bir başka Japon subayın komutasında çalışmayı reddederken bunun bir prensip meselesi olduğunu söyler. Diğer taraftan Japon albay, düşmanı olan subayın esareti kabul ederek onursuzluğu tercih ettiğini düşünür. Albay Nicholson bir esir kampındayken bile kendi askerlerini kumanda etme amacındadır ve bunun için sonuna kadar direnir. Çünkü savaş aynı zamanda bir iktidar paylaşım sorunudur.

Albay Nicholson’a göre kurallar ve amaçlar insanları hayatta tutan değerlerdir. Bu anlamda gerçekten de artık askerlerini bir arada tutmak için bir amaç olarak “köprü” işe yarayacaktır.Ne olduğunu, neden olduğunu ve nasıl sonuçlanacağını tam olarak bilemediği bir savaşta bilmediği bir coğrafyada bulunan Albay Nicholson farkına varmadan savaşın mantığına aykırı bir şey yapar. Yıkmak yerine inşa etmeyi seçer. Filmin sonuna doğru tüm askeri hayatı boyunca yaptığı işi, bu mesleğin onun için taşıdığı anlamı gözden geçirir. Yirmi sekiz yıl boyunca yaptığı bu işte yaşamı, ilk defa inşa ettiği bu köprüyle onun için farklı bir şekilde algılamıştır. Albay Nicholson tüm bunları “düşman”ı Albay Saito’ya itiraf eder. Nicholson, artık sırf görevini yerine getirmek adına kendisine doğru olduğu söylenen değerlerin doğruluğundan şüphe etmektedir.

Saito için durum çok daha trajiktir. Doğunun katı, toplumcu geleneklerinin mantığıyla düşünen Saito kendisine verilen görevi zamanında yerine getirmiş olsa bile bunu belli bazı tavizler vererek yapmış olması onun, bu başarıyı eksik olarak algılamasına neden olmuştur. Dünyanın bu uzak köşesinde insanlar bir “köprü” aracılığıyla birbirlerine yaklaşırlarken unuttukları bir şey vardır ki o da kendilerinden uzakmış gibi görünse de bir savaşın hâlâ devam ettiğidir.

Köprü inşaatının kimin komutasında devam edeceği konusundaki gerilim sürerken yağmur ormanının ortasındaki kamptan üç asker kaçar. Askerlerden ikisi kaçarlarken vurulur ama kampın eski esirlerinden Binbaşı Shears kaçmayı başarır. Şansı yaver giden Shears en sonunda kendi birliklerine ulaşır ve bir askeri hastanede rahata kavuşur. Binbaşı Shears filmin asker profiline uymayan tek karakteridir. Savaşı ciddiye almaz. Onun askerlikten gelen ilkeleri, amaçları yoktur. En büyük kaygısıysa ilk gemiyle ülkesi Amerika’ya geri dönmektir. Fakat işler binbaşının planladığı gitmez. Askeri hastanenin bulunduğu bölgede bir İngiliz komando birliği Kwai Köprüsüne yapılacak bir saldırı planı üzerine çalışmaktadır. Komando birliğinin komutanı saldırının yapılacağı bölgeden kaçan Shears’ı bulur ve ondan bölge ile ilgili bilgi ister; hatta bununla da yetinmeyip Shears’ın da saldırıyı yapacak olan gruba katılmasını ister. Shears bunu kabul etmez hatta bu görevden kaçmak için başından beri herkese söylediği bir yalanı itiraf eder. Ama İngiliz komando subayı Shears’ın bu sırrıyla pek ilgilenmez. Amerikan ordusuyla görüşülmüş ve Shears’ın komutası İngiliz ordusuna devredilmiştir bile. Filmde savaş karşıtı olduğu söylenebilecek tek kişi olan Shears yeniden savaşın içine doğru çekilmiş, ona bir tercih şansı verilmemiştir. Barışçıl Shears filmde yıkımın baş aktörlerinden olmak zorunda kalacaktır. Ne de olsa savaş insanları olduklarından çok daha farklı kişiler olmaya zorlayan bir olaydır. Bu da savaşın en trajik yanlarından biridir.

Kwai Köprü’sünü bir klasik yapan, karakterlerinin içine düştükleri keskin çatışmadır. Bir dönem için olsa bile savaştan uzak kalıp bir arada, aynı amaç uğruna, beraber ve barış içinde yaşayan insanlar filmin sonunda unuttukları savaşın gerçeğiyle yüzleşince kendi taraflarını seçmek zorunda kalacaklardır. Finalde köprünün ayaklarına yerleştirilen patlayıcının kablosunu takip eden Albay Nicholson o an artık düşmanı yok etmek için evinden çok uzaklara gönderilmiş, gururlu, prensipleri olan bir asker değil sadece içinde olduğu zamanda ve gelecekte başka insanların da kullanacağı bir köprüyü inşa etmiş ve onun yıkılmasını istemeyen bir kimsedir. Savaşa yok etmek için gönderilmiş bir asker, var olmak için yok etmek yerine var etmeyi öğrenmiş ve bu amaç uğruna harcanılan emeğin savaşırken harcanılan emekten ne kadar farklı olduğunun ayrımına varmıştır.

kategori:
izlenim

ilgili