The Future: Hayatın İçine Sıkıştıysanız Kedi Almanıza Gerek Yok!

“The Future” filminde Miranda July bizi, modern dünyanın yalnızlaştırdığı bir çiftin beraberliklerinin son dönemine götürüyor. ...

Miranda July’nin kendisinin canlandırdığı Sophie, başlangıç seviyesindeki çocuklara bale öğretmenliği yapıyor ama esas istediği şey kendisi için yeni bir dans türü icat etmek. Jason’un ise evden dışarı çıkmasını gerektirmeyen, arayan kişiye telefonla teknik-destek sağlamasının yeterli olduğu bir işi var.

Arkadaşlarıyla ve çevreleriyle bağlarını kopartmış görünen bu yalnız çift, olaysız hayatlarına bir “yenilik” getirmeye karar veriyorlar. Bu yeniliğin adı -aynı zamanda hikayenin de anlatıcısı- sakat sokak kedisi: Paw-Paw.

Romantik-fabl olarak devam eden filmde, (seslendirilmesini pek sevmediğim) anlatıcı kedi Paw-Paw’un resmettiği çiftimiz; otuzlu yaşlarının sonlarına gelmiş, hayatlarının monotonlaştığını fark edip bunu alelacele değiştirme çabasına girişen bir çift. Neredeyse 40 yaşında geldikleri halde, bulundukları noktadan pek memnun olmayan bir portre çiziyorlar. Bunun paralelinde hayatlarına aldıkları “tek yenilik” olan Paw-Paw onları bir anda orta yaş bunalımına sokuyor. Aniden, kedinin sorumluluğunu almak için bekleyecekleri 30 gün, gelecekleri ile ilgili bir şeyler yapmak için son zamanları oluveriyor ve bu süreyi hayatlarının son otuz günü gibi yaşamaya başlıyorlar.
Sophie ve Jason bir nevi hayata dönme ile ilişkilendirdikleri bu süreçte pek çok yeni şey yaşıyorlar.

Sophie’yi canlandıran Miranda July’nin senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği film, bazı yerlerde kopuk olsa da anlatımıyla ilginç bir hale geliyor. ‘The New Adventures of Old Christine’ dizisinde Christine’nin kardeşini canlandıran Hamish Linklater, asosyal ve içine kapanık sevgili rolünde hiç fena değil.

Film, standart bir romanstan çok, içinde komedi unsurları bulunan dokunaklı bir masal gibi. O yüzden filmden çıktığınızda yüzünüzde kocama bir gülümsemeyle ayrılacağınızı düşünmeyin. Bilinen aşk filmi içeriği yok. Günümüz korkularına (kıskançlık, yalnızlık, sıradanlık) kadın-erkek ilişkilerine, modern dünyaya, sorumluluk almaktan kaçmayı bir yaşam biçimi haline getirmiş herkese hafiften dokunduruyor.
Sophie’nin “Hayatını anlamlı hale getirmek için bir şeyler yapma” adına yaratmaya çalıştığı dansın videosunu, YouTube’a koyma isteği de, muhtemelen yeniçağın sanal başarı algısına yönelik bir eleştiri olsa gerek.

Orta yaş bunalımı, gelecek endişesi, monotonlaşan ilişkiler-hayatlar, bir şeyleri değiştirme isteği. En önemlisi de bunları hemen şimdi fark etmek!
Unutmayın geleceğe dair umutsuz olmak, şu anda umutsuz olmanızla alakalı. Bunu değiştirecek zamanımız var.
Sanırım filmin en iyi getirisi, gizliden gizliden verdiği “Zamanınızı iyi kullanın mesajı”
Son olarak ne diyelim? Hayatın içine sıkıştıysanız kedi almanıza gerek yok.
Sıkıntınız ne ise bırakın gitsin.

“We’re going to love you and take care of you for the rest of your life.”

kategori:
izlenim

ilgili