The Graduate: Akvaryumdan Çıkmaya Çalışan Bir Balık

Naci Köse'nin kaleminden bir başyapıtın incelemesi...

Ebeveynler çocuklarına güzel tavsiyeler verebilir veya onları doğru yola koyabilirler ancak bir insanın karakterinin son hali yine o insanın ellerindedir.
-Anne Frank

Yanlış insanlar tarafından koyulan ve çok mantıksız kuralların olduğu bir oyunun içinde gibiyim.
-Benjamin Braddock, The Graduate

1960’lı yıllar Birleşik Devletler için devrimin ve protestoların dönemiydi. Bir taraftan Vietnam’a “demokrasi götüren” devlet, içinde ise isyanlar ve protestolarla boğuşuyordu. Martin Luther King önderliğinde siyahiler, LGBTİ bireyleri, çevreciler ve Kızılderililer söz hakları için boğuşuyorlardı. Ayrıca Kennedy suikasti ve aya çıkış da bu yıllarda gerçekleşmişti. Banliyölerde yaşayan, halkın kalan kesiminden “üstün” zengin beyazların plastik çevreleri dışında ülke, birbirine girmiş durumdaydı. Mike Nichols’ın yönetmenliğini yaptığı ve Charles Webb’in aynı isimli kitabından uyarlanan 1967 yapımı The Graduate, tam da bu Amerika’da ve bu tiksinç plastik çevrede hayatta kalmaya çalışan Benjamin Braddock’ın (Dustin Hoffman) büyüme hikayesi.

The Graduate, Bonnie and Clyde ve Easy Rider ile birlikte, Fransız Yeni Dalgası ve İtalyan Yeni Gerçekçiliğinin etkisini göstermeye başladığı ve stüdyo sisteminin yıkıldığı Hollywood’un ilk örneklerinden biri olarak dikkat çeker. Bunun etkisini de daha filmin ilk sahnesinde görürüz. İlginç bir zoom-out ile başlayan film, auteur kavramının Hollywood’a girişini müjdeler adeta. Yönetmen Mike Nichols’ın filme etkisi her an görülebilir haldedir, ki bu durum filmi harika yapan en önemli etkenlerden. Benjamin Braddock’ın, hissettiği baskıyı daha ilk sahnede hissederiz. Tamamıyla beyaz insanlardan oluşan uçaktan inen Benjamin’i, Simon&Garfunkel’ın unutulmaz bestesi Sound of Silence ile takip ederiz. İnsanların iletişim yoksunluğundan bahseden şarkı, Benjamin’in şimdiye kadarki hayatının özetidir aslında. Kimse onu dinlememektedir, söyledikleri sessizliğin karanlığında yankılanmaktadır. Üniversiteyi bitirdiği gibi banliyöde yaşayan zengin ailesinin yanına dönen Benjamin’i, odasında arkasında bir akvaryum ile görürüz. O da bir balık gibi sıkışıp kalmıştır güzel gözüken ama sınırları belli bir çevrede. Üniversite boyunca sayısız başarılara imza atan ve “örnek” bir evlat olan Benjamin, kendisi için verilen partide de baskıyı üzerinde hisseder sürekli. Kaçış için bahaneler uydurdukça sürekli bir duvara çarpar tıpkı akvaryumdaki bir balık gibi. Ailesi onun başarılarıyla diğer zengin beyazları kıskandıracaktır ve bu duruma uymak zorundadır ancak Benjamin’in kafasında bambaşka bir sorun vardır; gelecek kaygısı.

Neredeyse 21 yaşında olan ve her kararı başkaları tarafından verilen Benjamin, bu soruyu sürekli karşısında bulmaya başlar. Şu ana kadar kendisine hiçbir soru sorulmayan Benjamin’in, hayatının sorusuna cevap vermesi beklenmektedir. İlk fırsatta odasına kaçan Benjamin, burada da rahat kalamaz ve Mrs. Robinson’ın (Anne Bancroft) tacizlerine maruz kalır. Mrs. Robinson tüm çabalarına rağmen Benjamin’i birlikte olmak için ikna edemez. Bu amaç için soyunan, Benjamin’i odaya kapatan ve içki ikram eden Mrs. Robinson, Benjamin’in çizilmiş sınırlarını bir türlü aşamaz. Ancak o meşhur bacak arası çekiminden anlayacağımız üzere çoktan Benjamin’in yeni sınır belirleyicisi olmuştur. Tek olması gereken Benjamin’in şu anki akvaryumuna isyanıdır. Benjamin’in isyanı çok da geç kalmaz çünkü artık istendiğini bilmektedir, onu dinleyecek biri vardır artık. Yine sadece ailesinin arkadaşlarının olduğu bir parti düzenlenir Benjamin’in 21. Doğum günü için. Ailesinin diğer ailelere şov yapması için dalgıç kıyafeti ile havuza daldırılan ve bu sefer gerçek anlamda bir akvaryuma düşen Benjamin, Mrs. Robinson’a bir şans daha verir. Kesinlikle uzak durduğu sigaraya başlayan Benjamin, emirlere karşı gelecektir artık. Mrs. Robinson ile kendisine koyulan tüm kuralları çiğneyerek birlikte olan Benjamin için hayat artık bambaşka bir hal alacaktır. Bu zamana kadar olan sahneler boyunca bembeyaz bir çevredeyizdir. Benjamin’in ailesinin evi olabilecek en beyaz haldedir. Adeta zenginliklerinin ve elitliklerinin dışavurumudur bu. Aynı durum, Benjamin’i kabuğundan çıkaran Mrs. Robinson’ın evinde ve birlikte oldukları otelde de geçerlidir. Kendilerini soyutlamış ve birbirlerine yapaylıklarla bağlı bir çevrenin ortak noktası olarak dikkat çeker beyaz renk. Kendileri çalıp kendileri oynamaktadır banliyönün zengin aileleri. İlişkileri sahtedir ve aslında bir diğerinden üstün olmak üzerine kuruludur. Kendi fanuslarında birbirlerinin yüzlerine gülerken alttan alta onlardan üstün olmanın planlarını kurarlar, tıpkı halkın geri kalanından üstün oldukları gibi. Ancak Benjamin’in istediği bu değildir, o sadece sudan çıkmak istemektedir. Mrs. Robinson’a boyun eğerek ailesinin onay vermeyeceği bir şey yapan ve bu durumdan bir zarar görmeyen Benjamin, özgüvenini kazanmaya başlar. Artık suyun içinde değil, üstündedir bir şişme yatak ile birlikte. Mükemmel kurgulanan sahneler ile Benjamin’in zamanla Mrs. Robinson’ın boyunduruğuna girip, ailesinin üzerine kapı kapattığını görürüz. Balık, sadece akvaryum değiştirmiştir ancak okyanusta olduğunu zannetmektedir.

Benjamin’in sınırları dışına çıktığı bu ilk ilişkisi duygulardan yoksundur. Mrs. Robinson ile tek bir amaç doğrultusunda buluşmakta ve sonrasında ayrılmaktadır Benjamin. İlişkilerden umudunu kesmiş, istemediği kişiyle hamile kaldığı için evlenmiş Mrs. Robinson için bu durum sorun olmasa da Benjamin için problem olmaya başlar. 21 yaşındaki Benjamin duygular aramaktadır, konuşacak birine ihtiyaç duymaktadır. Benjamin Mrs. Robinson ile bağ kurmaya çalışır ancak bir türlü başarılı olamaz. Hayatında neredeyse hiçbir şey kalmayan ve bir kaza kurşunu sonucu istemediği bir hayata mecbur kalan Mrs. Robinson ile iletişim zordur. Ayrıca Mrs. Robinson sadece hayatında bir aksiyon aramaktadır ve Benjamin’in düşünceleri umurunda değildir. İkilinin ilişki karmaşıklaşmaya başlarken Benjamin bir yandan da Mrs. Robinson’ın kızı Elaine (Katherine Ross) ile tanışması için ailesinin baskısıyla karşı karşıyadır. Bu baskılar ile birlikte Mrs. Robinson ile başlayan ilişkisi sonrası havuzun üstüne çıkan Benjamin’i tekrardan havuzun içinde görürüz, “boğulmaya” sadece ara vermiştir. Mrs. Robinson’ın tüm çabasına ve ısrarlarına rağmen Benjamin, Elaine’i dışarı çıkarmak zorunda kalır. Film boyunca ilk defa yaşıtı birinin yanında gördüğümüz Benjamin, bu durumun idrakine varamaz. Mrs. Robinson ile yaşadığı zararlı ilişki için Elaine’e berbat bir gece geçirmeye çalışır. Hem Mrs. Robinson’ı karşı çıkması hem de ailesinin yıllarca koyduğu sınırlara geri dönmenin korkusuyla Elaine’e hiç şans vermemeye kararlıdır. Benjamin bu uğurda korkusundan kendi karakterinden uzaklaşmaya başlar. Tiksinç bir bireye dönmeye başlamıştır, o böyle bir insan değildir.

Elaine’i üzen Benjamin’in gözü açılır. Konuşabileceği ve anlayabileceği tek insanın böyle uzaklaşmasına izin vermez. Hayatlarındaki baskıyı birbirleriyle paylaşan ikili, bu sırada gençliğin o dönemki uğrak yerlerinden olan arabalara servis yapılan restoranlardan birine giderler. İçine doğdukları plastik çevrece hoş karşılanmayacak bir yerde, yine hoş karşılanmayacak bir şey olan hamburger yemektedirler. Ancak yine de elit bir kesimin bireyleri olarak yanlarındaki hippilerden rahatsız olmaktadırlar. Limitlerini esnetseler de henüz o kadar ileri gidememişlerdir ama bu da bir başlangıçtır. Elaine sayesinde çıkış yolunu bulan Benjamin’in önündeki tek engel, ona zamanında güven veren Mrs. Robinson’dır. Hazırlıksız hamileliği sonrası hayatını mahvettiğine inandığı Elaine’in mutluluğunu engellemeye kararlı olan Mrs. Robinson, Benjamin’i de Elaine’e kaybetmeyi göze alamaz. Zaten bitmiş olan hayatının önemi yoktur artık, Benjamin ve Elaine’in bu plastik hayattan çıkmasına izin vermeyecektir. Yağmurlu bir günden Benjamin’in Elaine’e her şeyi itiraf etmesine sebep olan Mrs. Robinson, istediğine ulaşır. Kader ortaklığı ile başlayan bu aşk sona ermiş diyebilirdik ancak özgürlüğün tadına varan Benjamin’in vazgeçmeye niyeti yoktur. Bu itirafa kadar beyaz rengin karanlık tonlarla birleştiğini gördüğümüz film, daha renkli tonlara geçiş yapar. Benjamin artık özgürdür ve Elaine’i de özgürleştirmek istemektedir. Bu amaçla Berkeley’e gider, Elaine’e kendini affettirir. Robinson ailesinin tüm çabalarına, benzini biten arabasına ve kısıtlı zamana rağmen Benjamin, Elaine’in düğününe yetişir. Hayatında belki de ilk defa bir şeye ulaşmak için uğraşan Benjamin, bu uğraşında başarılı olur ve film klasikleşmiş otobüs sahnesi ile sonlanır. Benjamin-Elaine çiftinin hayatının geri kalanında ne yapacakları meçhuldür ancak artık bir akvaryumda değil, okyanustadırlar ve kaygı duydukları gelecekleri kendilerine aittir.

kategori:
izlenim

ilgili