Doğuştan gelen sadece yetenek değildir; fırsatlar da doğuştan gelir. Robert Redford’un kızı olursanız ikisine birden sahip olma ihtimaliniz epey artıyor. Amy Redford elbette tek çocuk değil, fakat sinemaya en meraklısı o çıkmış. Oyunculuk ve sinemaya dair aldığı eğitimlerden sonra birkaç oyunculuk denemesi yapmış olan şahs-ı muhterem, daha sonra bir filme girişti ve Sundance Bağımsız Film Festivali’nde bile boy gösterdi bu filmiyle. Hatta bazı olumlu eleştiriler aldığı bile olmuş. Bu filme kesin bakınız demek mümkün değil. Ama gerek film afişinin orijinal havası, gerekse klişe bir konuya getirdiği boyutla algılarımıza takılmadan edemedi. Biz de araştırdık ettik The Guitar filmini.
Öncelikle filmin senaristinden başlayalım. Amos Poe, ilk punk filmcilerden birisiymiş. Son yıllarda ise Remodernist Sinema’ya kafa yorarmış kendileri. Remodernist Sinema’yı tek cümleyle özetlemeye kalkarsak; ruhanî ve duygulanım sinemasına bir geri dönüş diyebiliriz. Amos Poe de 1975′ten beri yönetmenlik, senaristlik, yapımcılık, oyunculuk gibi her alanda sanatsal aktivitelere imza atan, New Yorklu bir sanatçı. The Guitar’ın senaryosunu da gerçek bir olaydan yola çıkarak yazmış. Hikaye Amy Redford’la buluşunca da hayata geçmiş.

Gelelim filmin konusuna. Melody, ortayaşın üzerinde ortalama hayat sahibi bir kadındır. İşinden kovulması, sevgilisinden ayrılması ve iki aylık ömrü kaldığını öğrenmesi hep aynı güne denk gelir. Ömrünün son baharına böylece yalnız giren Melody, son iki ayını geçirmek için beklenilenden uzak bir plan yapar. Önce evini boşaltır ve başka bir eve taşınır. Neyse uzun lafın kısası, Melody kredi kartlarını sonuna kadar harcamaya başlar. Yeni kıyafetler, mobilyalar falan derken bir de çocukluktan beri hayal ettiği kırmızı bir Fender Stratocaster alır. Alışverişten arta kalan zamanında bu gitarı öğrenmeye çalışan Melody, önceki hayatında sahip olduğu her şeyi geride bırakır.
[dailymotion k4Mpmt3mLBNL32Oe74]
Yönetmene ya da senariste, hayata dair çok şey söyleme fırsatı verdiğinden, sinema tarihinde ömrünün sonunu yaşayan karakterler pek meşhurdur. Fakat The Guitar ilk akla gelen yoldan gitmiyor. Bir kere hikayenin kadın gözünden anlatılıyor olması bile yeterli farkı yaratıyor. Fakat yazılan-çizilene bakarsak, maalesef potansiyelini gerçekleştiremediği speküle ediliyor.
Filmin başrolünü hayata geçiren Saffron Burrows Klimt, Frida ve The Bank Job gibi filmlerde yer almıştı. Ayrıca halen sürmekte olan My Own Worst Enemy dizisinde de bir doktoru canlandırmakta halen. Özgün ve donuk fiziğiyle The Guitar’a yakışmış duruyor. Ayrıca filmde Isaach De Bankolé ile Paz de la Huerta da yer alıyor.
Film birkaç festivalde görücüye çıktıktan sonra, sadece New York’ta olmak sûretiyle 7 kasımda gösterime girmiş. Türkiye’ye uğrama ihtimali pek görünmeyen işbu filmi illegal yollardan temin etmek de pek kolay değil.
