The Handmaid’s Tale – Sacrifice: June’un Dönüşümü ve Yapılan Fedakarlıklar

Final bölümü yaklaştıkça heyecan artıyor.

Liars bölümünde olduğu gibi yönetmen koltuğunda yine Deniz Gamze Ergüven’i gördüğümüz Sacrifice, heyecanla beklediğimiz sezon finaline bir bölüm daha yaklaştırıyor…

-Yazının bundan sonrası bölüm ve dizide olacaklarla ilgili sürprizbozan içerir-

Liars, bölümünün son sahnesinde Lawrence’ın June’a sözleri; “bizim için geliyorlar” olmuştu. Bu bölümün ilk sahnesinde June’u ‘gelecek olanları’ beklerken görüyoruz. Elinde silahla korku içinde bekleyen June’un, kapı açıldığında karşısında gördüğü kişinin bir Gilead askeri değil, Eleanor olması hem June’a hem seyirciye derin bir nefes aldırıyor. Lawrence’ın evine gelen askerler ve komutanlar June için değil, Kanada’da tutuklanan Fred için oradadır. Bu olay sayesinde June da Winslow cinayetinden kurtulmayı başarıyor.

İki ülke arasında krize yol açabilecek bu tutuklama, Gilead’ı köşeye biraz daha sıkıştırır. Bu krizi yönetecek olan Lawrence, mantıklı adımlar atmalı. Bununla birlikte Gilead’dan kaçışını riske etmemeli. Gilead’dan eşi Eleanor ve 52 çocukla ayrılmak üzereyken yaşanan bu kriz planı tehlikeye atıyor tabii. Ama June, planı uygulamakta ve 52 çocuğu Gilead’ın dışına kaçırmakta kararlı.

Gilead’daki politik kriz şöyle dursun, Kanada’da Waterford’ları bekleyen yalnızca mahkeme değil, June’un en yakın dostu Moira ve kocası Luke da Waterford’lar için Kanada’da beklemekte. Bir önceki bölümün incelemesinde yazdığım; Serena’nın kocası Fred’i Nichole için Kanada’ya teslim etmiş olabileceği teorisi bu bölümde doğrulanıyor. Bunu öğrenen Fred deliye dönüyor. Nichole için Serena’nın gözünü bu kadar karartması gerçekten çok ilginç. Fred’le yüzleşmesinden sonra nihayet Nichole’ü görecek olan Serena, bu esnada Moira’dan da lafı yiyor tabii. Moira da seyirci gibi, Serena’nın Nichole’e olan bu bağlılığına anlam veremiyor. Serena Nichole’le hasret giderirken Luke da Fred’in karşısına çıkıyor, elinde kalınca bir dosyayla. Gerçekten dersini iyi çalışmış, Fred’in yaptıklarının bedelini ödemesi için o da çalışıyor. İkilinin karşılaşmasında tansiyon giderek yükselirken Luke’u tahrik etmekten sakınmayan Fred, sonunda yumruğu suratına yiyor. Seyircinin, özellikle benim izlemekten keyif aldığım bir sahne oldu.

Gilead’a büyük bir darbe hazırlığı yapmakta olan June’a destek gün geçtikçe büyüyor ancak Eleanor planı tehlikeye atabilecek en büyük sorunlardan. June onu ne kadar kontrol altında tutmaya çalışsa da Eleanor’un mental hastalığı bunu oldukça zorlaştırıyor. Eleanor da durumun farkında belki de, kendisine engel olmanın tek yolu tüm bunlardan geri çekilmek olduğunu anlıyor. Geri çekilmek için seçtiği yol ise intihar. İlaçlarını aşırı dozda alan Eleanor, acı içinde kıvranırken June odaya giriyor. Henüz çok geç değil, Eleanor kurtarılabilir fakat burada June’un yapması gereken bir ‘fedakarlık’ var. Eleanor’u sessizce ölümüne terk eden June, bir kez daha planını uygulamak için her şeyi yapabileceğini gösteriyor. Eleanor’un ölmek üzere olduğu ve June’un onu kurtarmak yerine yalnızca izlemesi bize Breaking Bad’in en can alıcı sahnelerinden birini hatırlatıyor; Walter White da daha büyük bir amaç uğruna Jesse’yi ölüme terk etmiş, Jesse ölmek üzereyken onu sadece izlemişti. Önce cinayet işleyen, daha sonra bir masumu ölüme terk eden June, adım adım bir ‘Walter White’a dönüşüyor.

Oldukça yavaş başlayan 3. sezonda finale yaklaştıkça gerilim had safhalara ulaşıyor. Final bölümünde 52 çocuğun, Lawrence’ın ve June’un o kargo uçağıyla Gilead’ı terk edeceğini, özgürlüklerine kavuşacaklarını görecek miyiz, bunu heyecan içinde bekliyoruz.

kategori:
izlenim

ilgili