The Help: Gündeliğin Faşizmi

1950’lerin sonları 1960’ların başlarında Amerika’nın Mississippi eyaletinde, ülkenin genelinde olduğu gibi zenciler ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edilmektedir. Otobüslerde oturdukları koltuklar en arkada, yemek yedikleri lokantalar ayrı, eğitim gördükleri...

1950’lerin sonları 1960’ların başlarında Amerika’nın Mississippi eyaletinde, ülkenin genelinde olduğu gibi zenciler ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edilmektedir. Otobüslerde oturdukları koltuklar en arkada, yemek yedikleri lokantalar ayrı, eğitim gördükleri okullar farklıdır. Orta sınıf Amerikalıların yaşadıkları banliyölerde düşük ücretlerle hizmetçi olarak çalıştırılan zenci kadınlar çalıştıkları evlerin tuvaletlerini bile ev sahipleri ile paylaşamamaktadır. Onlara insan gözüyle bakmayan beyazlar kendilerine kurdukları dünyada zencilere sadece kendi istedikleri kadar yer ayırmıştır. Dahası zencilerin tüm bu dışlayan ve aşağılayan muamelelere karşı yaptıkları her türlü karşı çıkış da beyazlar içinde yapılanan ve çoğu zaman yerel yönetimlerin göz yumduğu ırkçı gruplar tarafından bastırılmakta hatta yeri geldiğinde zenciler sokak ortasında öldürülmektedir.

Yerel bir gazetede, ev kadınlarına gündelik işlerinde karşılaştıkları sorunları çözmek için ipuçları veren köşe yazmaya başlayan Skeeter Phelan orta sınıf Amerikalıların evlerinde hizmetçilik yaparak geçinen zenci kadınların iş yaşamlarını ve çalıştıkları evlerde karşılaştıkları zorlukları anlatan bir kitap yazmaya karar verir. Fakat sadece çalıştıkları evlerde değil kendi özel hayatlarında bile büyük kısıtlamalarla kendilerine ayrılan yaşam alanlarında var olmaya çalışan bu insanların yaşadıklarını Skeeter’a anlatmaları konusunda ikna etmek göründüğü kadar kolay değildir. Ta ki işveren ev kadınları evlerinde çalışan hizmetçilerin kendileriyle aynı tuvaleti kullanmamaları için onlara ayrı tuvaletler yaptırmaya başlamalarına kadar…

The Help bu şartların Amerika’sında yaşanan bir insanlık dramını hiç kimsenin dikkatini çekmeyen ya da ilgi çekiciymiş gibi görünmeyen banliyö mahallelerindeki gündelik ev işleriyle uğraşan kadınların hayatları bağlamında anlatıyor. Filmin Amerika için belirlediği bu bakış açısı filme kendi anlatacağı hikâyenin özündeki ırkçılığın ya da adına ne derseniz, kaynağını gösterme şansı veriyor. Bunun yanı sıra yine bu bakış açısı konuyu bilinen anlamda politik niteliği olmayan gündelik yaşamın içinde bu ırkçı yaşam anlayışıyla var olmak durumunda kalan zenci hizmetçi kadınların ruh hallerini gösterme, onların yaşadıkları dramları anlatma adına alanlar yaratıyor.

Başka bir yanıyla The Help tamamen bir kadın filmi olarak da seyredilebilir. Irkçılık denilen şey bir erkeğe daha çok yakıştırılabilecekken kadınlar arasında yaşanılan ırkçılık belki de konuyu hem daha dikkat çekici hem de daha özgün kılıyor.

The Help ayrımcılığın ırkçılıktan da önce var olmaya başlayan bir tutum olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Kendisi gibi olmayan, toplumun öteden beri yerleşegelmiş sözde değerlerini, genelde bireylerinden özelde kadınlardan beklenilen donanımlara haiz olmayan beyaz kadınların dahi dışlandığı, ötelendiği bir anlayıştan bahsediyor. Söz gelimi filmde Celia Foote beyaz bir kadın olmasına rağmen sırf çocuğu olmadığı için o yörede kurulan ve beyaz kadınların değişik yardım etkinliklerini yürüten derneklere üye olarak bile alınmıyor, ev toplantılarına çağrılmıyor ve sırf bu eksikliği yüzünden dışlanıyor. Daha ilginci bu yaklaşımı ona karşı sadece beyaz kadınların değil aynı zamanda zenci hizmetçi kadınların da gösteriyor olması ki bu örnek bile ayrımcılığın gündelik yaşantının alışkanlıklarla örülmüş dünyasında o dünyayı var eden kadınların hayatlarına nasıl sızdığın dikkat çekici bir göstergesi olarak beliriyor.

The Help’i böylesine dikkat çekici kılan onun konusu için geliştirdiği bu yaratcı ve açıklayıcı bakış açısının yanı sıra özellikle oyuncularının güçlü performansları. Özellikle Octavia Spencer’ın bu yılın Oscarlarında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscarını alması kuvvetle muhtemel.

The Help Amerikan ana akım sinemasının izleğini takip etmesinin yanında işte bu sinemasal anlayışın tüm gereklerini büyük bir başarıyla yerine getiren bir film. Yani kendi sinemasını oluştururken kendisine yeni bir sinema dili aramak gibi kaygısı yok. Zaten The Help’i iyi bir film yapan tüm bu kaygıların dışında iyi bir hikâyesinin olması.

kategori:
izlenim

ilgili