The Immigrant: Bir Göçmen Öyküsü

Umut Kurç, James Gray'in The Immigrant filmini göçmen meselesi üzerinden inceliyor.

Bugün, ABD başkanlık seçimlerine baktığımızda en önemli tartışma konusunun göçmenlerin kovulması, sınırların kapatılması, göçün engellenmesi olduğunu görüyoruz. Trump bütün politikasını bu ötekileştirici ve dışlayıcı söylem üzerine kuruyor. Ancak ABD’yi yaratan da aslında göç ve göçmenler.

ABD topraklarında göç beş yüz senedir neredeyse hiç durmadı, ama temelde üç önemli dalga olduğunu söyleyebiliriz. Birinci dalga, 1620 yılında İngiltere’den kaçanların Mayflower gemisiyle “Yeni Dünya”ya ulaşmasıyla başladı. Çoğunlukla Protestanların, yeni bir hayat isteyen Avrupalıların bu ilk dalgası, aslında bugünkü hâkim egemen sınıf olan WASPları yarattı.

İkinci dalga ise kendiliğinden göç edenlerden değil, topraklarından zorla kopartılan siyahlardan oluşuyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar sürecek olan bu süreçte milyonlarca siyah, şeker plantasyonlarında ve pamuk tarlalarında çalıştırılmak üzere ABD topraklarına getirildi. Dev bir tarım ekonomisi doğuran bu insanlık dışı eylemler, ancak çok kanlı bir iç savaşın sonunda engellenebildi.

Ve üçüncü dalga, doğudaki kentlere geldi. Avrupa’da kıtlıktan ve savaştan kaçan İrlandalılar, İtalyanlar, Polonyalılar pislik içindeki gemilere sıkış tıkış doluşup yeni bir hayata ulaşmaya çalıştılar. Ellis Adası’ndan 12 milyondan fazla göçmen ABD’ye giriş yaptı. Bu insanlar sanayiyi, şehir ekonomisini, suç örgütlerini ve mafyayı yarattılar.

ABD Mayflower’la doğmuş, siyahların kaçırılmasıyla büyümüş ve Avrupalıların son göçüyle de sanayileşmiştir. Bugün geldiği noktanın çok büyük bir kısmını göçlere ve göçmenlere borçludur.

The Immigrant ise böyle bir göçmen öyküsünü anlatıyor bize. Ewa (Marion Cotilliard) ve kardeşi Magda’yı Ellis Adası’nda görerek başlıyoruz filme. Milyonlarca insanın girdiği umut kapısında. Ve Magda, hasta olduğu için altı ay karantinaya ayrılıyor. Bu, Ellis Adası’na ulaşan toplam 12 milyon göçmenin sadece %2’sinin kaderidir. Ancak Ewa’yı da iyi bir kader beklemiyor. Gemide defalarca tecavüze uğrayan Ewa’nın adı da “ahlaksız kadın” olarak kaydedildiği için ülkeye girişine izin verilmiyor.

the-immigrant-the-immigrant-trailer-looks-complicated-fascinating-oscar-worthy

Kendisini beklemesi gereken teyzesi ve eniştesi de ortalarda görünmeyince yapayalnız ve çaresiz kalan Ewa, sınır dışı edilmek üzere beklerken yardım derneği gönüllüsü genç bir centilmen olan Bruno (Joaquin Phoenix) ile tanışıyor. Bruno, ona kefil olup ülkeye girişini sağlıyor. Ve dikiş dikerek hayatını kazanmak peşinde olan Ewa, kendisini yavaş yavaş bir bataklığın içinde buluyor. Dansla, gösterilerle başlayan ve fahişeliğe giden bu yola girmemek için önce direniyor.

Ewa’nın direnmeyi bırakışında, aslen bir kadın satıcısı olan Bruno’nun söylediği şu söz çok önemli: “Sen, kardeşinin mutluluğuna kendi mutluluğundan daha çok değer veriyorsun.” Ve Ewa, kardeşini iyileştirecek parayı gönderebilmek, onu karantinadan çıkartabilmek için kaçındığı hayatı yaşamaya başlıyor.

la-la-ca-0416-the-immigrant-048-jpg-20141216

Dengeler, Bruno’nun nefret ettiği eski arkadaşı Orlando’nun (Jeremy Rener) kumpanyaya katılmasıyla başlıyor. Aynı kadına âşık olan ve Ewa için birbirlerini öldürmeye bile yeltenen iki erkeğin çatışmasını izliyoruz. Anca Ewa için önemli olan tek şey Magda. Bruno’yla da, Orlando’yla da Magda için kalıyor. O parayı biriktirmek, kardeşini karantinadan çıkartabilmek için.

The Immigrant, umutların yıkıldığı, gerçeklerin sarstığı bir film. Teyzelerinin yanında sakin ve güzel bir hayat yaşamak, iyi evlilikler yapmak amacıyla yeni bir ülkeye gelen kardeşler ayrılıyorlar. Artık Ewa’nın tek amacı, tek umudu Magda’ya kavuşmak. Tüm yaşananlara katlanması, tüm mutsuzluğu, tüm üzüntüsü Magda’yı kurtarmak için. Yeni bir hayatın, yeni bir kıtanın, yeni bir ülkenin umudu, Magda’yla kavuşmakta cisimleşmiş durumda. İşte tam da bu sebepten, kurduğu tüm ilişkiler de Magda’ya sağlayabileceği yardımlarla sınırlı.

Beklediğini bulamayan bir göçmenin öyküsünü izliyoruz. Beklediğini bulamadığı için tüm umutlarının yönünü değiştiren, o son umuda, kardeşiyle kavuşması fikrine sıkı sıkıya sarılmış bir göçmenin öyküsünü…

kategori:
izlenim

ilgili