The Leftovers: Bir Yangının Külünü Yeniden Yakıp Geçmek

The Leftovers'ın ardından bir değerlendirme ve öneri yazısı...

Dünya nüfusunun %2’si bir anda kaybolsaydı ne yapardınız? İlk bakışta %2 öyle çok görünmüyor sanki size. Yani sevdiklerize, ailenize denk gelmez gibi görünüyor. Belki de şöyle söylemek gerekir; düşünün ki dünyadan 150 milyon kişi sebepsiz yere kayboluyor ve bu 150 milyon kişiye en yakınlarınız da dahil. Ne düşünürdünüz? Bilim de cevap veremiyor ne olduğuna. Bu ne biçim bir iş? Bence bunun kötü bir rüya olduğunu düşünüp, uyanmayı beklerdiniz. Fakat gerçek, hala aynı gerçek, ve yapacak hiçbir şey yok.. Kimilerinin kafasında olumlu/olumsuz soru işaretleri bırakarak sona erdiyse de, The Leftovers tam olarak bunu anlatıp geçti hayatımızdan.

Lost’un yapımcısı Damon Lindelof tarafından Tom Perrotta‘nın aynı isimli romanından uyarlanan dizi, bu soruya bir cevap vermeyi umuyor ve açıkçası da izleyicinin ne düşündüğüne veya almak istediği cevaba pek kafa yormuyor. Başından sonuna kadar anlatmak istediği bir hikaye olan, bunu da izleyiciye en enigmatik şekilde, içine işleyerek aktarmayı hedefleyen, insanın aklına kazınacak bir öykü The Leftovers.

Diziyi izleyenler bunu çoktan anlamıştır fakat baştan söylemekte fayda var. Dizi, ortadan kaybolan %2’ye ne olduğuna, ne zaman geri geleceklerine odaklanmıyor. Adı üstünde, “Geride Kalanlar”ın nasıl hayatlarına devam ettiklerini anlatıyor. İnsanların, bu kaybın verdiği acıyla başetme çabasının görkemli bir ruhsal çöküntüye, ne olduğunu hiçbir zaman bilememenin verdiği umutsuzluğun ise başedilemez bir kaosa dönüştüğü bir dünyadayız.

İşte tam da böyle bir kaos içerisinde insaların tekrar bir şeylere, birilerine umut besleme ihtiyacı doğuyor. Yaratılan bu büyük boşluğu doldurmaya çalışmak artık insanların tek amacı oluyor. İnsanların kaybettikleri yakınlarının aslında ölmüş olmasına inanmamaları, tanrının bu kişileri yanına almış olabileceğine, ve kendilerinin de yakında kaybolanların yanına gideceklerini düşünmeleri, inançlarının temelini oluşturmaya başlıyor.

Çoğu insan artık kıyameti bekler hale gelir çünkü bunun dışında olabilecek hiçbir şey artık kayboluş kadar insanlık üzerinde etki edemezdi. Tek çare ya inandıkları tanrıya dönüp bu inanılmaz olayın açıklamasını ilahi güçlere dayandırmak ya da tanrıyı tamamen reddedip bu saçmalığa anlam aramaktan vazgeçmekti. İlk seçenek bu fenomen ile başetmenin en basit ve kolay olanı olsa da, hayatlarının ne yöne ilerlediğini pragmatist düşünce ile açıklayamayanlar için hala büyük soru işaretleri mevcuttu. İnsanlar, attıkları her adımda bu depresif duygudan kurtulamıyor, hayatları ise çözmeye çalıştıkça daha da karmaşıklasan bir düğüm haline geliyor.

Herhangi bir aşk sarmalı içermeyen, cazibeli karakterlerin güç savaşı vermediği, kimsenin dünyayı kurtarmadığı bir hikaye..

Flashback’ler, rüyalar ve anlamlandırması güç olağanüstü unsurlarla desteklenen dizi, dokunaklı dram öyküsü olarak bir övgüyü yeterince hakediyor. Sabırlı izleyicilere hitap eden, karakterlerin ruhsal durumlarını gözlemlemeyi seven ve bir tutam da absürdlüğü çok görmeyen kişilerin öyle ya da böyle bam telini bulacak, kalbine dokunacak, içine işleyecek bir seyir The Leftover.

kategori:
izlenim

ilgili