The Night Manager: Gece Müdürlüğünden Köstebekliğe…

Edip Can Rende, The Night Manager'ı yazdı......

Casus romanları alanında ustalaşan, her biri diğeri kadar sürükleyici pek çok roman kaleme alan John le Carré’ın eserleri ’65’ten beri sinemaya ve televizyona uyarlanıyor. Gerçi baktığımızda 1990-2005 arasında sadece dört eserinin uyarlandığını görüyoruz. 2011 çıkışlı Tomas Alfredson filmi “Tinker, Tailor, Soldier, Spy”ın elde ettiği başarıdan sonra le Carré’ın tekrar radara girdiğini görüyoruz. “Tinker…”ı Philip Seymour Hoffman’lı “A Most Wanted Man”, bu filmi “The Night Manager” dizisi ve bu diziyi de Ewan McGregor’lı “Our Kind of Traitor” uyarlamaları takip etti. Bir zamanlar TV’ye uyarlanan “Smiley’s People”ın da perdeye taşınacağını belirtelim. Kısacası bir süre daha le Carré uyarlamaları gündemde olacak gibi görünüyor.The Night Manager

Gelelim yazının konusu olan “The Night Manager” dizisine. le Carré’ın aynı adlı romanından uyarlanan bu dizi de yazarın diğer eserleri gibi politik bir altmetine sahip.”Night Manager”, Mısır’da bir otelde gece müdürü olan Jonathan Pine’ın (Tom Hiddleston) intikam alma çabalarına odaklanıyor. Pine, Mısır’daki otele yerleşen Sofia adlı bir kadına âşık olur. Kadın, sevgilisinin kaçakçı olduğunu Pine’a söyler. Pine da bunu İngiltere’ye iletir, ardından kadın öldürülür ve Pine bu ölümün arkasındaki isim olan silah taciri Richard Roper’dan (Hugh Laurie) intikam almak için tacirin ekibine sızar, olaylar gelişir.

Genelde ortalamanın üstüne çıkan le Carré uyarlamalarının aksine “Night Manager” dizisi pek de çarpıcı ve etkileyici bir dizi olamamış. Bunun nedeni gerek köstebeklik, gerek Pine’ın gerçek kimliği (casusluk), gerekse Pine ve Jed (Roper’ın sevgilisi; Elizabeth Debicki) arasındaki ilişkinin ortaya çıkabilecek oluşu üzerinden yaratılan gerilim ve çatışmaların özgün olamaması. Dizinin senaryosunu kaleme alan le Carre ve David Farr ikilisi karakterlerin de, çatışmaların da hakkını veriyorlar aslında. Dizinin altı bölümünü de çeken Suanne Bier’in performansı da gayet iyi. Bier metinin sıkıcı sahnelerinde dahi tempoyu düşürmeyerek ortaya sürükleyici bölümler koymuş. Fakat dediğim gibi dizinin özgünlüğü çok az. “The Departed” dahil pek çok yapımda gördüğümüz köstebek klişelerinden sıkça yararlanılmış. Pine’ın rahmetli sevgilisini (Sofia) unutup patronun (Roper) sevgilisine (Jed) âşık olması da, Richard’ın güvenini kazanıp onun sağkolu olması da, Londra’daysa Richard’ı indirmek isteyen, hamile haliyle “Fargo”daki Frances McDormand’ı hatırlatan Angela Burr’ün (Olivia Colman) maruz kaldığı baskı ve tehditler de pek çok yapımda karşımıza çıkan klişeler. Pine’ın Burr’ün “Hemen Londra’ya gel!” talimatına uymayıp Roper’ın yanında kalması da Bond’un patronu M’nin emirlerine itaat etmemesini hatırlatıyor. Aslında dizi, le Carré uyarlaması olsa da zaman zaman Bond filmlerini hatırlatmıyor değil. Yeni Bond filmleri gibi intikam önplanda.the-night-manager-tom-hiddleston-image

Baştan sona sürprizsiz ilerleyen, casus ve köstebek klişelerinin tamamını kullanan, finaliyle de şaşırtmayarak birinci bölümde tahmin ettiğimiz şekilde nihayetlenen “Night Manager”ın inandırıcılık sorunları olduğunu da belirtmeden geçmemek gerek. İlk bölümde Pine ile Sofia’nın ilişkisine epey alan açılsa da Pine’ın pek tanımadığı, daha 3.bölümde unutacağı bu kadının intikamı için tehlikeli Roper’ın ekibine bir katakulliyle dahil olmasında birtakım inandırıcılık sorunları ortaya çıkmış. Gene de bu sorun gözardı edilebiliyor. Diğer sorunsa Roper’ın bir sözle en güvendiği adamı Corkie’yi (Tom Hollander) dışlaması. Roper gibi bir adamın araştırıp soruşturmadan en güvendiği adamını dışlayıp yerine ketum, ne idüğü belirsiz Pine’ı koymasında da inandırıcılık sorunları mevcut. Dizinin bu tarafları iyi yazılmamış. Dizinin bu eksik ve klişelere rağmen silah ticaretini iyi bir şekilde işlediğini de belirtmek gerek. Benim dizinin sevdiğim tarafı ise bu ticarette İngiltere, Türkiye ya da ABD’yi aklamaya çalışmaması, bu üç ülkenin ticaretteki rollerini açıkça ortaya koyması, tacirin yakalanma amacının altında vatanperverliğin olmaması, nedenlerin kişiselleştirilmesi. Pine, Roper’ı sevdiği kadını öldürdüğü için indirmek istiyor. Burr ise sarin gazının çocuklara verdiği zararı gördüğü için gazı satan Pine’ı indirmek istiyor. Vatanperverlik hamasetine yer verilmemesi iyi olmuş. Dizinin etkileyici tarafı ise sezonun bir çember anlatıma sahip oluşu. Mısır’da başlayan öykü altıncı bölümle Mısır’a, aynı otele (Sofia’nın öldürüldüğü otele) dönüyor. İlk bölümde silah ticaretini uzaktan dinlemeye çalışan Pine altıncı bölümde ticaretin öznesi oluyor. Bu çember anlatım etkileyici idi.night manager

Öte yandan oyunculuklarda da, görüntü yönetmenliği, sanat yönetmenliği ve müziklerde sıkıntı yok. Hiddleston rolünün hakkını veriyor. Debicki ilk derin rolünde (gerçi Jed’in öyküsünün hakkının verildiğini söylemek zor) iyi oynamış. Hollander, Colman da rollerini iyi oynamışlar. Dizinin yıldızı ise pek tabii Laurie. Silah taciri Roper’ı sevimleştirmeyen, ama cani olarak da yorumlamayan Laurie göründüğü her sahnenin yıldızı oluyor. Tabii kalkıp “House M.D.” dizisindeki kadar iyi oynadığını da söylemek imkansız. Dizinin jeneriğinin de epey kaliteli olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Sonuçta yılın sürükleyici dizilerinden “The Night Manager”. Tahmin edilebilirliği yüksek olsa da keyifle izleniyor. Dizinin ikinci sezonun çekilebileceğini de belirteyim.

kategori:
izlenim

ilgili