The Perfect Candidate: Kadın Olmak

Günlük İstanbul Film Festivali değerlendirmelerimizde sırada Suudi Arabistan'dan bir film var.

İstanbul Film Festivali’nin haziran seçkisinin sekizinci gününde dilimize Mükemmel Aday diye çevrilen The Perfect Candidate isimli Suudi Arabistan filmi yer aldı.

Binlerce yıldır ezilen, ötekileştirilen ve hatta yok sayılan kadınlar, yaklaşık altmış yıldır yavaş yavaş hakları olan eşitliğe kavuşuyorlar. Lakin bu coğrafyada ve dünyanın birçok yerinde hâlen eşitlikten söz etmek mümkün değil. Birkaç yıl öncesine kadar kadının araba sürmesi bile yasak olan Suudi Arabistan’da, Vecihe filmiyle adını dünyaya duyuran Haifaa Al Mansour, kendi ülkesindeki kadınların sesi olmaya devam ediyor.

Güçlü bir kadın hikayesi anlatmak bu devirde riskli bir şey. Her kişinin, her toplumun güçten anladığı farklı. Lakin bu yapım, gerçekten de güçlü bir kadın hikayesi anlatıyor. Kadınların yok sayıldığı, değer verilmediği bir coğrafyada tek başına bir kadının topluma yön vermeye çalışmasına hangi açıdan bakarsanız bakın, öyküsü anlatılan kadın güçlüdür. Yüzyıllarca süre gelen bir kültüre, anlayış biçimine karşı gelmek, onu değiştirmeye çalışmak ve meydan okumak zor bir meseledir. Bu filmin başrol oyuncusu olan Maryam, ülkesindeki kadına olan bakışı bir nebze dahi olsa değiştirmeye çalışmasıyla ve kadının statüsünün sadece ‘ev işi’ yapmak olmadığını göstermek adına zorlu bir mücadeleye girişiyor. Bu mücadele süresince hem cinslerinden destek alamayan Maryam, kısa vadede bir şeyleri değiştiremese dahi toplumda bazı çatırdamaların yaşanmasını sağlıyor.

Duru ve doğal anlatımıyla gayet akıcı bir yapım olan The Perfect Candidate, sinematografi bakımından vasat kalıyor. Hikayenin de derdi olan bir yapı da olmasından ötürü yer yer didaktik olmaktan da kaçamıyor. Özellikle filmin sonunda yaşanılan Maryam ve hasta arasındaki konuşma fazlasıyla düz anlatıma sahipti.

Baba figürü, bizim düşlediğimiz bir yapıdan ziyade kızlarına daha özgürlükçü bir alan açan baba olmasından dolayı çocukları da yasaların el verdiği ölçüde baskıcı bir yaşam tarzına mecbur bırakılmıyor.

Film genel olarak vasat üstü olsa dahi babanın turnesini bizlere fazlaca göstermesinden ötürü tempo sorunları yaşıyor. Konser sahneleri ve özellikle babanın en yakın arkadaşı, gerçeklikten uzak bir yapının içerisinde karşımıza çıkıyor.

Maryam, vizesini yenilemek zorunda olduğundan ve babasının da uzak olmasından dolayı bir akrabalarından yardım etmesini istemesi ve olayların gelişimiyle belediye meclisine aday olması, bizlere çok kötü yansıtılmış. O sahneler fazlasıyla çiğ duruyordu.

Anlattığı hikayeyi sevdirmesine ve sonunu merak ettirmesine karşın anlatım biçiminin vasatlığı ve yer yer yaşadığı tempo sorunları, filmin benim açımdan değerini düşürdü. Benim filme puanım: 55/100

kategori:
izlenim

ilgili