The Purge: Arınamıyoruz

2022 yılında Amerika hükumeti, yılda bir kez 12 saatlik bir süre içerisinde tüm suç (cinayet dahil olmak üzere) ve şiddete izin vererek vatandaşların, yıl boyunca içinde sakladıkları gerilimi serbest bırakmaları...

2022 yılında Amerika hükumeti, yılda bir kez 12 saatlik bir süre içerisinde tüm suç (cinayet dahil olmak üzere) ve şiddete izin vererek vatandaşların, yıl boyunca içinde sakladıkları gerilimi serbest bırakmaları için bir ‘arınma’ ortamı sunuyor. Yılın bir günü, tüm güvenlik önlemlerini ve kontrollerini askıya alarak suçu serbest bırakan bir bölgede vahşet, şuç, kötücül eğilim tatmini gibi unsurları bir tür karanlık şölen haline getiriyor ve bu şeytani şölen insan ruhunu suça ve içindeki karanlığa dair arıtıyor. Böylece suç oranı düşüyor, refah düzeyi artıyor. İşsizlik ise %1 gibi oranlara geriliyor.

the purge

Arınma gecesi suçluların yanında zayıf ve yoksul insanlar üzerinden de yapılıyor. Her ne kadar zayıf ve yoksul insanları öldürme fikri hoşuma gitmese de, suç oranın düşmesi, refah düzeyinin yükselmesi ve işsizlik oranının %1’e gerilemesi, zengin/fakir sınıfçılık paradigması olarak lanse ediliyor. Filmimiz bu kavram üzerinden yola çıkıyor. Ortada elle tutulur bir fikir varken (saçma da gelebilir tabi), film bir korku gösterisine dönüşerek yoğun bir heyecan yaşatabilecek iken ‘arınma’ kavramından yararlanmak yerine tipik bir ‘ev işgali’ filmine dönüşerek ana hikayeden ve oluşturduğu kavramdan uzaklaşıyor. İşte bu noktadan sonra filmimiz sendeliyor, kötüleşiyor ve vasat bir seyirlik haline geliyor. Bu tarz bir evrensel durumun eve hapsolması üzücü.

Filmin vasat bir seyirlik olması sadece senaryo ile sınırlı değil tabii ki. Klişeleşmiş aile yemeği sürtüşmelerinden tutun, başrolün elinde tabanca ile evin çeşitli yerlerinde çete ile savaşması, bu yüzden filmin basmakalıp bir aksiyon filmine dönüşmesine kadar birçok neden sunabilirim size. Rahatsız edici klişeleşmiş karakterler ile beraber kötü oyunculuk, genel olarak iletişim bozukluğuna sebep olurken gerçekçilikten de uzaklaşmaya sebep oluyor. Hele ki kötü karakterin Jokervari (The Dark Knight) ya da Alexvari (Clockwork Orange) olma çabası neredeyse filmin tüm gerçekçiliğinden koparıyor insanı.

Belki de benim için en büyük sorun buydu: gerçekçilik eksikliği!

arınma gecesi

Altmetninde verdiği “otorite, olmazsa olmaz bir şey” mesajı, filmin ikinci yarısının Panic Room filmine dönüşmesi yüzünden, filmin ana fikri ile birlikte örtbas ediliyor ve beraberinde birçok soruyu da cevapsız bırakıyor:

– Film ülkenin sosyal darwinizm ile şiddet yoluyla iflastan refaha nasıl gidildiğini açıklamıyor.
– Eğer işsizlik %1’e indirgendiyse nasıl evsiz insanlar olabiliyor?

Bunun gibi birçok soru yöneltebilirim aslında ama böylesi düzmantık bir film için kafa karıştırmaya değmez. Sadece 12 saat için yılın 365,5 günü ‘arınma’ için bekleyen ve bu bekleme kısmında insanların silahlanması, hazırlık yapması düşünüldüğünde
açıkçası silah sahipliği daha kötü ve daha fazla şiddete yol açmaz mı? Açgözlü insanların bu bekleyişi bir yerde patlak vermez mi? Ya da ‘arınma’ dediğimiz şey refah düzeyinin yükselmesi ile birlikte bir illagal oyun haline dönüşmez mi? Bence mantıken düşünüldüğünde açgözlü insan ırkı bu bekleyişi asla sürdürmezdi.

Bu hafta daha güzel ve farklı örnekler varken sinemada uzak durmanız gereken bu film korkutucu değil, gerçekçi değil, iyi yazılmış da değil… sadece yüzeysel.

kategori:
izlenim

ilgili