İngiliz Kadrodan Der Vorleser
Yazar: Onur ErtuÄŸrul · 13 Kasım 2008 · Yazdır
Almanya’nın tarihindeki lekeye bir de bu açıdan bakınız. Bernard Schlink‘in 1995′te yazmış olduÄŸu Der Vorleser (Okuyucu), pek çok dile olduÄŸu gibi bizim dilimize de Cemal Ener tarafından, İletiÅŸim Yayınları vesilesiyle kazandırılmış ‘çok satan’ bir roman. Romanın dünya çapında yakaladığı baÅŸarıyı hemen farkeden Miramax, 1998 yılında harekete geçmiÅŸ ve Schlink’ten romanın sinema haklarını satın almıştı. Ve takrîbi 10 yılın sonunda roman sinemaya uyarlandı.
Özellikle The Hours’la rüşdünü ispatlayan David Hare, romanı senaryolaÅŸtırma sürecini gerçekleÅŸtirdikten sonra, yine The Hours ve öncesinde Billy Elliot gibi iki baÅŸyapıtı hayata geçirmiÅŸ yönetmen Stephen Daldry bu iÅŸe atandı. Filmin oyuncu kadrosu için ilk seçilen isim Kate Winslet, daha sonra Revolutionary Road yüzünden kadrodan uzaklaÅŸtırılmış ve yerine Nicole Kidman getirilmiÅŸti. Fakat Kidman hamile kalınca yeniden Winslet ile anlaÅŸma saÄŸlanmış. DiÄŸer baÅŸrol için Ralph Fiennes zaten başından beri belli olan kiÅŸi. Görüntü yönetmeni olarak ilkin yola çıkılan isim Chris Menges‘le yollar ayrılınca, göreve Coen Biraderlerin gediklisi Roger Deakins getirilmiÅŸ.
Bu noktaya kadar kadroda saydığımız oyuncu ve kameraarkası ekibin, istisnasız hepsinin ingiliz olması bir tesadüf müdür yoksa kasıtlı bir seçim midir bilemiyoruz. Fakat alman bir yazarın, Almanya’da geçen bir hikayesini filme çekmek için oluÅŸturulan kadronun hepsinin ingilizlerden oluÅŸması gerçekten ilgi çekici. Film iyice gündeme geldiÄŸinde sanıyoruz bu konu da gündeme gelecek ve yanıtını bulacaktır.

Bir diÄŸer enteresan noktaya daha deÄŸinmek istiyorum: 2008 yılında kaybettiÄŸimiz iki büyük sinemacı Anthony Minghella ve Sydney Pollack iÅŸbu filmin yapımcılarıydılar. 18 mart 2008′de vefat eden Minghella’nın ardından 26 mayıs 2008′de Pollack da vefat edince, filmin iÅŸlerini Hollywood’un en büyük ve meÅŸgul yapımcılarından Scott Rudin devraldı. Yapımcısı olduÄŸu, Doubt ve Revolutionary Road filmlerinin de aralıkta gösterime gireceÄŸini ve her üç filmin de oscarda iddialı olduÄŸunu düşünürsek, bu yoÄŸunluk ve streste Rudin’in hayatta kalması için sinemasever duasına ihtiyacı olduÄŸunu sanıyorum.
Bu kadar önbilginin ardından yapıtın kafa karıştıran problematiÄŸine gelelim. Fiennes’in canlandırdığı karakter Michael’ın geçmiÅŸinde baÅŸlayan bir hikayedir Okuyucu. Genç yaÅŸlarında, kendinden yaşça büyük olan Hanna Schmitz isimli bir kadına aşık olmuÅŸ olan Michael daha sonraları Hanna’nın bir nazi olduÄŸunu, pek çok insana kötülüğü dokunduÄŸunu öğrenecektir. Michael karakterinin vicdanî problemi ÅŸudur: sevdiÄŸi kadına ihanet ettiÄŸi için suçludur. EÄŸer ki suçlu birisine ihanet etmek suç teÅŸkil etmiyorsa, suçlu bir kadına aşık olduÄŸu için yine suçludur.
Okuyucusunu ya da seyircisini, kötü birisine çaresiz aşık olmak kavramıyla yüzleÅŸtiren yapıt 2009′un ilk dönemine damgasını vuracak gözüyle bakabiliriz. Amerika’da 10 aralık tarihinde sınırlı kopyayla, 9 ocakta ise tüm sinemalarda gösterime girecek olan filmi önceden seyretme imkânı bulan az sayıda eleÅŸtirmenin yaptığı yorumlar oldukça heveslendirici. Görülen o ki, ingiliz ekip çok sıkı bir iÅŸ çıkarmış.
İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:













Yorumlar
Fikir mi beyan etmek istiyorsunuz?