Günahlar Şehrinin Ruhu
Yazar: Yelda AytuÄŸar · 15 Kasım 2008 · Yazdır
Sevilen edebiyat ve çizgi roman eserlerinin sinemaya uyarlanmaları, diÄŸer türlerden daha fazla ses getirir. Çünkü eseri okumuÅŸ ve onda kendi dünyasını yaratmış insanlar, sinemada neyle karşılaÅŸacağını, kendi fantazyasına ne kadar yaklaşılacağını merak eder. Bu anlamda her zaman görüş ayrılıkları olagelmiÅŸtir. Yıllarını çizgi romana hasretmiÅŸ olan sıkı fanlar içinse bu durum daha hassas. Çünkü çizgi romanın tabir-i caizse bir raconu var. KonuÅŸma dili, kahramanların karizması, olay örgüsü ve en önemlisi de atmosferi. Okunan ÅŸey sadece yazılardan ibaret deÄŸil. Bu yüzden eseri filme alan yönetmenin de onun ruhunu iyi anlamış ve sahnelerini bu doygunluÄŸa ulaÅŸtırabilmiÅŸ olması beklenir. Sin City‘de bu ruhu yakalamayı baÅŸarmış olan Frank Miller, The Spirit‘te yeni bir görsel şölenle bizleri mest edecek gibi. “Åžehrim çığlık atıyor. O benim annem, o benim sevgilim…Ve ben onun ruhuyum”.
Bu sözler, 25 aralıkta Amerika’da gösterime girecek olan çizgi roman uyarlaması The Spirit filminin sloganı: çaylak bir polis memuru olan Denny Colt (The Spirit) öldü, bir kahraman olarak doÄŸdu, tekrar öldü tekrar doÄŸdu. Åžimdi ÅŸehrindeki tüm suçluları, onları ölümün her çeÅŸidiyle öldürmekle tehdit ediyor.

The Spirit, geçtiÄŸimiz temmuz ayında 87 yaşında hayata veda eden Will Eisner tarafından, 1940′lı yıllarda yaratılan çizgi kahraman. Will Eisner o zamana dek görülmemiÅŸ “konuÅŸma balonu” içermeyen kareler çizmiÅŸ ve duygusal ifadeleri, karakterlerin mimikleri ve vücut dilleriyle aktaran devrimci bir anlayışın tohumlarını atmıştı. Eisner’a, çizgi romanı güzel sanatların bir dalıymışçasına titizlikle ele aldığı için, bu anlamdaki ilk yaratıcı çizer de deniliyor. Çizgi romanların genellikle genç kesim tarafından takip edildiÄŸi o yılların Amerika’sında The Spirit’in anlamı da baÅŸka. Çünkü The Spirit; vergi borcu, aile içi ÅŸiddet gibi, Amerikalıların diÄŸer sorunlarına da el attığından, çizgi romanların okunma yaşını birden 50′li sınırlara kadar geniÅŸletmeyi baÅŸarmış. O dönemin modası dedektiflik ve suç hikayeleriyle örülmüş çizgi romanlar arasında kendine saÄŸlam bir yer bulan The Spirit, 2000′lere geldiÄŸimizde DC Comics tarafından basılmaya baÅŸlanıyor. 1987′de tv filmi olarak da uyarlanmış olan çizgi romanı bu kez beyazperdeye uyarlayan ve yöneten; Sincity, 300, Electra gibi çizgi romanları da sinemaya taşımış olan Frank Miller. Aynı zamanda bu film, Frank Miller’in ilk ‘tek başına’ yönetmenlik denemesi.
Spirit karakterini, kimi dış görünüşünden ötürü Zorro, kimi de tekrar hayata dönüp suçun izini sürmesi nedeniyle The Crow’a benzetiyor. The Spirit, en büyük düşmanı The Octopus (Samuel L. Jackson) ve ekibiyle mücadeleye giriÅŸiyor, ÅŸehri kurtarmaya uÄŸraşırken birçok güzel kadınla de flört ediyor. Kadınların dediÄŸi gibi, o her kanıda aşık olabilecek ve samimiyetle hepsine güzel sözler söyleyebilecek biri. Güzel kadınlar demiÅŸken, bu anlamda kontenjanı geniÅŸ olan filmin isimlerine bir bakalım. Femme fatale Sand Saref rolünde Eva Mendes var. Silken Floss‘u oynayan Scarlett Johansson‘u The Octopus’un tarafında izleyeceÄŸiz. Sin City’den bildiÄŸimiz ve filmin ikincisinde de göreceÄŸimiz Jaime King, Lorelei Rox rolünde. İspanyol isim Paz Vega (Plaster of Paris) da The Spirit’in kadınlarından biri. Bu filmden sonra, tahmin ediyorum ki Paz Vega adından epeyce bahsettirecek. The Spirit’i oynayan Gabriel Macht‘i ise bir çokları gibi ben de hafiften Johnny Depp’e benzettim. Macht için filmin yapımcılarından Mike Paseornek, “Gabriel’in ÅŸeytani bir cazibesi olduÄŸunu düşünüyoruz. Spirit karakteriyle özdeÅŸleÅŸecek birini arıyorduk. Çünkü önümüzdeki yıllarda bunu bir seriye dönüştürmek istiyoruz” açıklamasını yapmış.

Filmin kendi senaryosuna bakarsak, The Crow ve Sin City’den karma bir yapı hissedebiliriz. Zaten bu anlamda filmden beklenen de görsellik, baÅŸarılı bir suç ÅŸehri atmosferi ve iyi oyunculuklar.
İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:













Yorumlar
Fikir mi beyan etmek istiyorsunuz?