The Way Way Back: Ergen Bunalımlı Amerikan Bağımsızı

Son yıllarda ergen bunalımlarına fazla saplanmış olsalar da amerikan bağımsızının iyisi de çok iyi oluyor. The Way Way Back de kesinlikle bu leziz filmlerden biri! Eğer ilk cümlemdeki yersiz...

Son yıllarda ergen bunalımlarına fazla saplanmış olsalar da amerikan bağımsızının iyisi de çok iyi oluyor. The Way Way Back de kesinlikle bu leziz filmlerden biri!

Eğer ilk cümlemdeki yersiz önermeye istemsiz de olsa katıldıysanız hemen bu sığ tespitimdeki inanılmaz mantık hatasını afişe edeyim: amerikan bağımsız sinemasının ergen bunalımlarına fazla saplanması gibi bir durum yok. Amerikan bağımsızı olarak bize ulaşan 3-5 film ergen bunalımı çıktı demek, amerikan bağımsız filmlerinin böyle bir rotası olduğu anlamına gelmiyor. Senede iki tane amerikan bağımsızı seyredip de genelleme yapmak gerçekten hadsizlikten de öte ayıp. Zilyon tane amerikan bağımsız filmi var, kaçını seyrettik de böyle anlamsız bir tespite gidebiliyoruz, değil mi! Neyse.

the way way back

The Way Way Back filmi ergen Duncan’ın bir yazını anlatıyor. Keyifli karakterlerle ve delidolu repliklerle bezeli bu keyifli dramedinin yazarı ve yöneteni Nat Faxon ve Jim Rash. Kendileri uzun süredir oyunculukla meşgul oluyormuşlarsa da, ilk kez The Descendants filminin senaristi olarak gözümüze çarpmışlardı. Söylemesi ayıp değil, The Way Way Back filmi, The Descendants filminin ve Sideways ve hatta About Schmidt filmlerinin yönetmeni Alexander Payne filmlerinden el almış bir yapım. Gerçi filmdeki renkli karakterlerin şenşakrak uzun diyaloglarında, insanın aklına Woody Allen gelmiyor değil ama benzetmek gerekirse (ki gerekmez galiba) Woody Allen filminden ziyade Alexander Payne filmlerine daha yakın diyebiliriz. Öyle güzel, öyle keyifli.

Annesi, annesinin yeni sevgilisi ve onun şapşi kızıyla mecburi bir yaz tatili geçirmek üzere yola çıkan Duncan’ın hayatı sadece yaşı itibarıyla değil (14), annesinin ve babasının verdiği kararlar sebebiyle de karmançorman haldedir. Ergenlik dediğin nane zaten içinden çıkılmaz bir halken, bir de işleri hepten zora sokan gıcık bir anne sevgilisi ile işler iyice saçma bir hal alır. Bu hal ve şerait içinden Duncan’ın nasıl çıktığının, yolunu nasıl imkanlar el verdiğince çizdiğinin hikayesi The Way Way Back. Onun o düşük omuzları, somurtkan suratı, ebleh bakışları, çekingenliği ve naifliği insanın içine hemen sirayet ediyor. Hele hele erkekseniz ayna nöronlar devreye giriyor, hemen kendi ezik ergen yıllarınıza dönüyorsunuz. Ve Duncan hayata karşı minik zaferler kazandıkça siz de onunla birlikte kazanmış sayılıyorsunuz. Kazanmak dediysek… olduğu kadar. Filmin de zaten o “olduğu kadar” hali insanı tavlıyor. Bu şartlar altında şimdilik bu kadar oluyor.

the way way back steve carell sam rockwell

Filmin konusu ve seyrettiyseniz fragmanı da sizi hiç içine çekmemiş olabilir. Fakat yine de The Way Way Back’e bir şans tanımalısınız. Nat Faxon ve Jim Rash’in sekiz senede yazmış oldukları film çok keyifli karakterlerden oluşuyor. Bu karakterleri de Sam Rockwell, Allison Janney, Steve Carell, Toni Collette falan canlandırıyor. Güzel çizilmiş karakter de hikayesinden bağımsız olarak iyi film demektir; daha istisnasını görmedim. Kaldı ki karakterler iyi çizilmişse senaryonun kötü çıkması ihtimali de pek olası değil.

Kısacası, klasik bir ergen hikayesi deyip geçebilirsiniz. Keza öyle. Ama keyifli, çalışılmış, yer yer sesli güldüren güzel bir film The Way Way Back. Juno’dur, Sideways’dir, efendime söyliyim bir Little Miss Sunshine’dır falan sevdiyseniz tavsiye olunur. İyi seyirler.

kategori:
izlenim

ilgili