The Wolf of Wall Street: Borsanın En Genç Kurdu

Martin Scorsese'nin borsaya sert bir bakış fırlattığı The Wolf Of Wall Street'i Müjdat Çetin yazdı...

70’li yıllardan itibaren Amerikan sinemasının hem kült hem de klasik olmuş yapıtlarına imza atan Martin Scorsese; son 10-15 yıl içerisinde genellikle Oscar’a oynayan filmler yapmış olmasına rağmen, kendi hikaye anlatım tarzından ve filmlerinin gerçekçiliğinden hiçbir şey kaybetmediğini özellikle The Departed (Kore yapımı Infernal Affairs’in remake’i olmasına ve yine direkt olarak Oscar’a çalışmasına rağmen), Shutter Island (Zindan Adası) ve Hugo’da sinema seyircisine defalarca ispatlamıştı. The Wolf of Wall Street (Türkçe meali Para Avcısı’ymış. Yine Türk dağıtmıcıların çılgınca tercihlerinden biri olmuş.) ise bunun en açık kanıtı oldu.

90’lı yılların başlarında, 20’li yaşlarında, Wall Street’e giren ve oradaki bütün hileleri öğrenip zengin olan genç bir adamın, parayı nasıl kazandığını ve nasıl kaybettiğini, gerçek bir hikayeden uyarlayarak anlatan bu film; Martin Scorsese’nin en iyi filmi Goodfellas(Sıkı Dostlar)’da İtalyan mafyasını ve onun çok benzeri olan Casino’da Las Vegas’da kumar aracılığıyla dönen dolapları anlattığı şekilde anlatıyor suç dünyasını.THE WOLF OF WALL STREETAna karakter, yani suçu işleyen ve bu suçun cezasını çekecek olan adam, bir yandan görüntüler akarken bir yandan da dış ses aracılığıyla yaptıklarını anlatmaya başlıyor. Bu sayede film, göstermek istediği ortamı ve insanları belgesel estetiğiyle, gerçeğe özdeş bir biçimde gösteriyor.

Ana karakter Jordan Belfort (Leonardo DiCaprio), Wall Street’te en alt kademelerde çalışmaya başlayan bir elemandır. Çalışmaya başladığı ilk gün tanıştığı üst kademelerden bir yöneticiyle öğle yemeğine çıkar ve bu yemekte Wall Street’te başarılı olmanın yollarını öğrenir (seks, kokain ve müşteriye zokayı yutturma) ve uygulamaya başlar. Jordan, tam da Wall Street’te yükselmeye başladığı sırada çalıştığı şirket batar ve Wall Street’ten ayrılır. Wall Street’in dışında, daha küçük hisselerin daha büyük paylar getirdiği, küçük bir borsa firmasında işe başlar ve Wall Street’teki tecrübelerini burada göstererek kısa bir sürede zengin oluverir. Zenginliğin getirdiği özgüvenle kendi şirketini kurar. Yeni şirketine borsa işinden çok da anlamayan, sadece bir şeyler satmayı becerebilecek düzeyde olan vasıfsız elemanları, zengin olabilme garantisiyle işe alır ve işin inceliklerini öğretir. İşe aldığı adamlarla birlikte şirket katbekat büyür ve birkaç ay içinde milyonlarca dolar kazanır.The-Wolf-of-Wall-Street-DI

İşte tam da bu noktada Jordan ve şirketindeki çalışanların düştüğü durumlar göz önüne açık açık serilmeye başlar. Jordan, Wall Street’te tanıştığı adamın tavsiyelerini birebir uygulamaya başlar ve bu tavsiyeleri çalışanlarına da empoze eder. Artık onlar seks, uyuşturucu ve para bağımlısı olmuş insanlardır. Para için yapmayacakları maymunluk yoktur (Filmde Jordan’ın ve Wall Street’te tanıştığı Mark Hanna’nın çıkardığı garip sesler buna işarettir.) Artık onlar Forbes’un deyimiyle The Wolf of Wall Street (Wall Street’in Kurdu)’in sadık hizmetkarlarıdır.

Jordan ve çalışanları, zenginliği elde ettikten sonra legal olarak kazandıkları paraların üstüne, illegal olarak kazandıkları parayı da eklemeye başlarlar ve bu andan itibaren FBI peşlerine düşer. FBI’ın başlattığı kovalamacadan kaçmaya çalışan Jordan, başka bir ülkede başka bir ‘borsa kurdu’yla iş yapmaya başlar ve o andan itibaren işler Jordan için hiç de iyi gitmez.

Film, 3 saatlik uzun süresi boyunca Jordan Belfort’un ve onun çalışanlarının parayla satın alabildiği bütün iğrençlikleri en ince detayına kadar gösteriyor. Bu detayların birleşmesinin sonucunda ortaya çok başarılı bir kapitalizm eleştirisi çıkıyor.

THE WOLF OF WALL STREET
Leonardo DiCaprio, ortaya koyduğu bağımlı ve para hırsıyla yanıp tutuşan Jordan Belfort karakteriyle, kariyerinin en başarılı performanslarından birini sergiliyor ve bu performansıyla filmin inandırıcılığını katbekat artırıyor. Onun sağ kolunu oynayan Jonah Hill ise komedi oyunculuğundan kaynaklı aşırılıkları bu filmde başarılı bir biçimde kullanıyor.

Filmin senaryosunu 1920’li yılların mafyasını benzer bir biçimde gösteren Boardwalk Empire dizisinin yaratıcısı olan Terence Winter kaleme aldı. Boardwalk Empire ve hatta senaristlerinden biri olduğu The Sopranos’taki başarılı anti karakter portrelerinden birini bu filmde de başarıyla çiziyor.

Martin Scorsese ise filmde oluşturduğu belgeselvari atmosfer, ilk filmlerinden beri kullandığı enerjik kurgu ve başarılı müzik seçimleriyle son birkaç yılın en iyi filmlerinden birini seyircinin beğenisine sunuyor.

kategori:
izlenim

ilgili