The Yards: Bozuk Sistemin Suçlu Çocukları

Gray'in ikinci filmi The Yards üzerine Haktan Kaan İçel yazdı.

Sinemanın arada kalan yönetmenlerinden James Gray’in çektiği birkaç filmden biri olan The Yards kimi çevrelerce dikkate alınsa da filmografisindeki en zayıf halka olarak görülür. Bunun temelindeyse ilk filmi Little Odessa’nın başarısı yatar. İlk filmiyle potansiyeli yüksek yönetmenler arasına giren Gray’in bu filmden sonra yok olduğu altı yıllık aranın ertesinde görkemli bir filmle döneceği düşünülmüştür. Ancak zengin kadrosuna rağmen film gerek seyircilerce, gerekse sinema çevresince pek takdirle karşılanmayarak bozguna uğramıştır. Belki de bu nedenle her filminde üzerine yeni bir taş koyarak yükselmesi beklenir. Gray ise dışarıdan gelen baskılara aldırmadan kendi sinemasını icra etmeye çalışır. The Yards da ona göre doğru işlerinden biridir.

Film suçla çevrili sistemin içinde batağa saplanan bir genç olan Leo’nun (Mark Wahlberg) hayata beklediği gibi dahil olamayıp karanlığın içinde var olma çabasına odaklanır. Leo hapisten çıktıktan sonra teyzesinin ikinci kocası Frank’in (James Caan) şirketinde işe başlamayı umut eder. Kuzeni Erica’nın (Charlize Theron) sevgilisi Willie (Joaquin Phoenix) de bu şirkette çalışmaktadır. Willie şirketin pis işlerini yürütmektedir. Leo, Willie’yle arkadaş olduğundan onun yanında devam etmek ister. Ancak bir iş sırasında işler karışınca Leo hedef haline gelir. Film böylece bu gelişmeden sonraki olaylara odaklanır.

xmkx2z1ye6ubjydsr81u9uzw5fj

Senaryo bakımından The Yards’ın klasik bir formüle uyduğu söylenebilir. Kısa bir girişin ardından işlerin karışması, buhran dönemleri ve her noktanın bağlandığı bir final bölümüyle film beklendiği gibi sona erir. Belki olması gereken de budur. Ancak hiçbir sürprize el vermeyen senaryonun, depresif bir atmosferle bütünleşmesi ve zeka pırıltısının varlığını pek hissettirmemesi sonucu filmin iyi oyunculukları gölgede kalır. Bilhassa Joaquin Phoenix’in canlandırdığı karakter Willie hikâyenin içinde öne çıkar. Çünkü bu karakter sistemin içinde yozlaşmasına rağmen bu durumu kendi lehine çevirmeye başarmış, kendinden emin, hikâyeyi kontrol eden, güçlü bir karakterdir. Tabii bu karakterin tek hatası sonucunda da olay örgüsü farklı noktalara evrilir.

Yan karakterleri oynayan James Caan, Faye Dunaway ve Ellen Burstyn usta oyunculuklarıyla fazla abartıya kaçmadan yalın bir şekilde döktürürler. Filmin hikâyesine sonuna kadar hizmet ederler. Ne eksik, ne de fazla… Bu da yan karakterlerin iyi yazılmasıyla bağdaştırılabilir. Charlize Theron ise genç bir oyuncu olarak gerek fiziksel, gerekse oyunculuk anlamında dikkat çekicidir. Ancak karakteri zayıf olduğu için ortalama bir performansla yetinir. Filmi sürüklemesi gereken Mark Wahlberg diğer oyuncuların performansları altında olabildiğince çabalamasına rağmen sınırlı oyunculuğuyla ezilmekten kurtulamaz. Bu da filmin seyrini aşağı doğru çekmeye başlar.

yards-2000-06-g

James Gray’in sonraki filmlerinde de görmeye alışacağımız görsel tercihlerindeki gölge ve ışık oyunları filmin artı hanesine yazılır. Bu tip tercihler yönetmeni yüceltebilecekken; filmin tempo sorunları, senaryonun belli noktalarda yavan kalması ve filmin geneline yayılan olumsuz hava filmin beğenilmemesine yol açar. Belki de Gray sinemasının en büyük sorunu budur. Seçtiği hikayelerin çoğunun albenisinin olmamasıdır. Bu yüzden de çekici yanı olmayan filmleri zamanın akışında unutulup gider. The Yards da bu dalganın başlangıcı sayılabilir. Filmin içeriğindeki kimi mizansenler etkileyici bir seyrin fitilini ateşleyecekken hemen bu sahnelerin ardından gelen klişe tercihler, çıkacak sinemasal yangının kibrit çöpü gibi sönmesine neden olur.

Sonuç olarak The Yards belki James Gray’in en iyi filmi değildir. Genele baktığımızda vasat dersek kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Buna rağmen iyi oyunculukları, ikili sahnelerdeki duygusal anlar yaratmasındaki başarısıyla tecrübe edilmesi gereken bir film olarak yorumlanabilir. Filmi okulun popüler ve potansiyeli yüksek gencine benzetebiliriz. Sırtında o kadar yük vardır ki, başarılı bir hayatı olması gereken genç bunu kaldıramaz ve insanları hayal kırıklığına uğratır. The Yards işte bu delikanlının ta kendisidir. Duygularıyla kendini yeterince ifade edemez ve kaderine boyun eğer. Çünkü ona bahşedilen rol sınırlıdır. Potansiyeli aşacak malzemesi yoktur. Böylece The Yards, James Gray’in en zayıf halkası olarak zihinlere kazınır.

kategori:
izlenim

ilgili