Thelma: Lilith’in Adı Var!

Joachim Trier'in filmi, dini ve efsanevi göndermelerle dolu...

Onun ismine Gılgamış’ta, Mezopotamya efsanelerinde ve doğal olarak semavi dinlerin kitaplarında rastlıyoruz. Adem’in Havva’dan önceki ilk eşi, erkeği bırakıp giden kadın, ismi büyü ve cadılıkla anılan bir figür, geceleri bebekleri alıp kaybeden bir şeytan: Lilith… Aslında her konuda özgürlüğünü talep eden kadınların, din, errrrkek devlet, ataerkil aile geleneği için korkutucu yönlerinin vücut bulmuş halidir Lilith… Özgür bir kadın, kutsallığın tam karşısında konumlandırılır, her türlü iftira atılarak topluma yabancılaştırılır. Baba ve diğer egemen erkekler tarafından kontrol altına alınmalıdır. Feminen her duygu, tutku ve talep zehirdir… Joachim Trier’in Thelma’sı, Lilith’i günümüze taşıyor.

(Yazının bundan sonrası sürprizbozan içerir)

Daha ilk sahneden kamerasını yüksekten, gökyüzünden aşağı “ilahi” bir bakış açısıyla Thelma’ya çeviren Trier, ardından kısa ve etkili sahnelerle “kadını” tanıtıyor. Kendisine hayatı boyunca çizilmiş sınırların ötesini merak eden, yeni şeyler denemekle denememek arasında tereddüt yaşayan genç bir kızın bedeninde özgürlük arayışındaki tüm kadınları izliyoruz. Erkekler, ergenliğin getirdiği dengesiz hareketleri de göz önüne alındığında, pek ilgisini çekmiyor. Başka bir kadının kendisine olan ilgisi önündeki engellerin tümünü aşmasını sağlıyor.

Kendisine “Günah, kötü sonuçları olur, lanetlenirsin” diye öğretilenlerin etkisiyle aşk karşısındaki heyecanını ve nedeni anlaşılamayan epilepsi krizlerini engelleyemiyor. Film, sanrı mı, gerçek mi olduğunu bilemediğimiz pek çok sahne ve bu sahnelerde başrolü oynayan sembollerle sürüyor. Joachim Trier, hiçbir röportajında bahsetmediği için bu sahneler Lilith’i mi anlatıyor bilemiyoruz. Ancak zaten “kötü kadını” betimleyen dini semboller her yerde aynı (Yazının hemen altında John Collier’in 1877 tarihli Lilith tablosunu bulacaksınız).

Yılan, erkeklere olan ilgisizlik, şarap, cinsel arzulara karşı merak, eril dinlerin vampirlik, cadılık, canavarlıkla ilişkilendirdiği olgular. Filmde net olmayan konulardan biri de Thelma’nın küçük kardeşinin kaybolmuş olması. Burada da bir Lilith göndermesi var. “Gece gelir bebekleri çalar, Lilith’i kovmak için ninni söyleyin” ortaçağda Avrupa’da sık tekrarlanan batıl bir inançtır. (Bazı kaynaklar Lullaby kelimesinin kökeninin Lilith olduğunu yazar)

Joachim Trier, iki saat boyunca gerilim yaratan, klasik korkuların kullandığı hiçbir klişeye başvurmadan yürüyen, her yönüyle mükemmel resmedilmiş sahnelerle devam ediyor. Thelma’nın korkularıyla yüzleşmesini, aşkla olan imtihanını, kendisiyle aynı dertlerden muzdarip ninesini görmesini, yine kötü bir olay yaşayarak dönmek zorunda kaldığı evindeki dini ve eril baskı ortamını izliyoruz.

Filmin başrol oyuncusu Eili Harboe’nun korkuyu, şüpheyi, gerilimi, aşkı ve mutluluğu aynı anda yaşayan Thelma’nın duygularını çok iyi yansıtan oyunculuğu, Kaya Wilkins’in Anja’nın büyülenmiş hallerini çok iyi aktaran performansı filmi taşıyan etkenler arasında… Anne babayı canlandıran Henrik Rafaelsen ve Ellen Dorrit Petersen az görülmelerine rağmen karakterlerinin baskıcı kişiliklerini ve çaresizliklerini iyi aktarıyorlar.

Trier, Thelma yani Lilith’i değil, egemen erkek babayı yeryüzünde ve suyun ortasında cehennem ateşinde yakarak filmi sonuca bağlıyor. Thelma, erkek, dogmatik, baskıcı ve dinin katı kurallarıyla çevrilmiş bir dünya yerine, özgürlüğünü ve aşkı seçiyor.

kategori:
izlenim

ilgili