Touch Of Evil: Geriye Hank Quinlan Kalır

Her sinemaseverin bildiği Touch of Evil filmini, filmin senaryosu, kurgusu ve süresi nedeniyle Orson Welles ile stüdyonun yaşadığı anlaşmazlıkları, filmin her haline rağmen neden bir başyapıt olduğunu, başta açılış...

Her sinemaseverin bildiği Touch of Evil filmini, filmin senaryosu, kurgusu ve süresi nedeniyle Orson Welles ile stüdyonun yaşadığı anlaşmazlıkları, filmin her haline rağmen neden bir başyapıt olduğunu, başta açılış sahnesi olmak üzere filmde, kameradan ışık kullanımına kadar birçok unsurun sinema okullarında ders olarak gösterilebilecek nitelikte olduğunu anlatacak değilim.Benim değinmek istediğim tek bir şey var; o da ‘’Bir filmde kötü adam ne kadar iyi anlatılırsa (derinlik) film de o kadar iyi olur,’’ düsturunun burada, Orson Welles’in ‘’devasa’’cüssesi ve oyunculuğuyla canlandırdığı ‘’Hank Quinlan’’ üstünden maksimum uygulanmış olması.Tabi ki karşısına da Charlton Heston’un oynadığı iyi polis ‘’Mike Vargas’’ın konmasıyla birlikte…

Filmdeki kötü polis Hank, arkadaşlarının deyimiyle bir efsanedir. Bu yüzden de onun edimlerini belirleyen etmen ‘’şimdi’’ ve ‘’gelecekten’’ ziyade ‘’geçmiş’’tir.. Hank, eski sevgilisi de olan çingene kadından (Marlene Dietrich) fala bakıp geleceğini söylemesini ister; kadın da onun artık bir geleceği olmadığını söyler. Sırf bu sahne bile seyircinin Hank’ın geçmişini merak etmesi için yeterlidir.

İyi polis Vargas ise teşkilatın parlayan yıldızıdır ve daha da parlak bir gelecek vadetmektedir..Geçmişi temiz ve gittiği yolda doğru olarak gösterildiğinden izleyici için herhangi bir merak unsuru taşımaz bünyesinde.

Vargas’ın genç ve güzel bir eşi vardır. Hank’ın eşi ise o daha mesleğinin başındayken boğularak öldürülmüştür ve şu ana kadar elinden kaçırdığı tek katil, eşinin katilidir. Hank bu acıyla yaşamaktadır, yaralıdır.

Vargas -şimdiki olayda olduğu gibi- Hank’ın zanlıyı suçlu ilan edebilmek için delilleri kendisinin yarattığına inandığından onun geçmiş dosyalarını inceler ve hakkında net bir karara varır:O kötü polistir.İzleyicinin gözünde ise Hank hala çözülememiştir; ta ki Vargas’ın eşinin üstüne yıkmak için Grandi adlı mafya babasını boğarak öldürmesine kadar.Ancak iyi bakıldığında kameranın ve ışık-gölgenin kullanımı açısından Hank’ın şahsında dışavurumcu bir cinayet sahnesidir izlediğimiz.Sahneyi, psikanalizi devreye sokarak Hank’ın, işlediği cinayetin nedenini Vargas’ın eşinin üstüne yıkmaktan çok eşinin yaşadığı ölüm şeklini, kötü bir adama yaşatmak isteği olarak ta okuyabiliriz. Bu da bizi, yaralı bir aslanın yaptığı vahşete seyirci kılar ve biz o aslanı onaylamasak ta anlayabiliriz.

Finalde kötü polis Hank, ortağınında ona sırt çevirmesiyle kıstırılır…öldürülür. Vargas kazanmıştır. Tam da iyi-kötü ayrımı netleşti derken zanlının suçunu itiraf ettiğini ve yöntemi yanlış ta olsa önsezileri güçlü olan Hank’ın haklı çıktığını öğreniriz.O ölmüştür; haklı çıkması önemli değildir:Yasalarla, yöntemlerle… kurumlar için işlevsel kılınmaya çalışılan insan modeline ters bir tiptir Hank, bu yüzden de geleceği yoktur ve olmamıştır da.Ancak yine de giderken son vuruşu o yapar:İyi ve kötü arasındaki çizgiyi -bırakın muğlaklaştırmayı- ortadan kaldırarak.Bunu da bir zamanlar onu gerçekten sevmiş çingene kadının, şimdi onun suda yüzen cesedine bakarken gözlerinde oluşan hüznün nedenini tam olarak anlayamayacağımızı hissettirerek yapar.

Geride değil, geriye Orson Welles kalır.

kategori:
izlenim

ilgili