Doğu Avrupa’nın Ötekileştirilmesi
| Yazan: Cumhur Özkaya · 7 Mayıs 2009 | Paylaş |

Kendisini harekete kaptırıp heyecanlanmak ve yılların aksiyon birikimini bir filmde izlemek isteyenler için ideal ama aksiyonun kaliteli türlerini izleyen, ayrıntıya odaklanan ve düşünerek izleyen için garip bir deneyim, Transporter 3.
Transporter 1 ve 2’yi izlemedim. Üçüncüsünü izlediğimde ise ayrıntılarda vasatı geçemeyen ama özellikle aksiyon sahnelerinde çok iyi olan bir filmle karşılaştım. Aksiyon filmlerinde de zaten aslolan budur; kamera ve montaj hareketi yakalayabilsin. Senaryo ise bu türün izleyicilerinin aradığı nitelikte; merak uyandıran yan destekleyiciler, aklı karıştırıp karışıklığı çözmek için filme olan ilgiyi tahrik eden unsurlar, aşk hikayesi ve sosyal politik temalar.
Film Ukrayna Çevre Koruma Ajansı Başkanı’nın kaçırılan kızı Valentina’nın Almanya’dan Odessa’ya götürülmesini konu alır. Bir Doğu Avrupa gerçekliği olan zehirli atıkların Batı Avrupa teknolojisiyle önlenmeye çalışılması; Audi marka bir otomobil, içindekilerin otomobilden ayrılmasını önlemeye yönelik patlayıcı düzeneği, uydu takipleri… Söz konusu Doğu Avrupa olunca uzaylılara karşı mücadele, dünyaya düşecek bir göktaşının önlenmesi, yeni bir insan türünün yaratılmaya çalışılması gibi bütün dünyayı ilgilendiren bilimkurgu temelli bir hikayeden çok lokal bir soruna ve insan kaçırma gibi polisiye bir vakaya müdahale çerçevesinde gelişen olaylar bireysel yeteneğe ve birkaç kişiye indirgeniyor. Avrupa aksiyon filmlerinin genelinde olduğu gibi kitlesel, kalabalık bir hikayeden çok bireysel yeteneklere dayanan filmde kahraman Frank’in yetenekleri olabildiğince yoğun. Akla gelebilecek her türlü olağanüstülüğü sergileyebiliyor. Kovalamaca sahneleri Avrupa aksiyon filmi geleneklerine uygun olarak dar sokaklarda ve küçük meydanlarda geçiyor. Amerika’nın sadece bir şeridi orta kalite otoban genişliğindeki yolları düşünüldüğü zaman Avrupalı dublörlerin daha zor işler başardığını söyleyebiliriz.
Filmin başlarında temiz ve sakin bir denizin kıyı kesimlerinde kayaların çevirdiği bir yarı havuzda başkahramanımız ile müfettiş balık avlamaktadır. Yakalanan balık ile o sırada polis araçlarının kovaladığı filmin geçici kahramanı arasında bir paralellik kurularak filme imgelem yüklenmek istenmiş. Bu aynı zamanda filmin asıl kahramanı ile uzaklardaki yardımcısını tanıtmanın ve geçici kahraman üzerinden hikayenin girişini yapmanın ilginç bir uygulaması olmuş. Balık avlama sahnesi aynı zamanda çevre kirliliği ve nükleer atıklara karşı doğada nadir olarak korunabilmiş bir güzelliğin zıtlıkla vurgulanarak izleyicinin duyarlılığıını perçinlemeyi de amaçlamış diyebiliriz. Ayrıca asıl kahramanımız izleyiciyle bu doğa harikasının içinde tanışır. Filmin devamında Ukrayna Çevre Koruma Ajansı Başkanı’nın konuya dahil oluşunu izleriz. Başkan odasına girer ve masasının üzerinde bir zarf görür. Zarfı açar ve içinden bir telefon çıkar. Telefon çaldığında ve başkan açtığında ve filmin kahramanının baş düşmanı ona gemideki zehirli atıkla ilgili beklentilerini anlatır. Başkan ise bu beklentilerin karşılanmayacağını söylediğinde kötü adam zarftaki belgelere bakmasını ister. Başkan zarftakilere bakmak için cep telefonunu açık olarak masaya bıraktığında kötü adam yarım saat sonra tekrar arayacağını söyler. Ama bunu mantıken sadece bizim yani izleyicinin duymuş olması gerekirken filmin ilerleyen sahnelerinde başkan ile kötü adam arasında geçici bir anlaşmanın yapıldığını ve sürecin işlemeye başladığını anlarız.
Aksiyon filmlerinde mantık genellikle sadece ana konu için geçerlidir. Ana konuda bir aksaklık yoksa izleyici kendini filme öyle bir kaptırır ki ayrıntılarda aradığı çok fazla şey kalmaz. Filmin geçici kahramanı bileğindeki bomba düzeneği nedeniyle otomobilinden ayrılamadığından ve üstelik bir de yaralı olduğundan elindeki emaneti, asıl kahraman olan Frank’e evinin duvarlarını yıkarak teslim eder. Otomobil Frank’in evine duvarından girer. Frank ise otomobilin içinde kim var kim yok demeden aklına gelen ilk şeyi hemen yapar ve ambulansı arar. Normal bir insan davranışı, evine duvarı yıkarak giren otomobil karşısında nasıl olur, tahmin etmek güçtür mutlaka. Ama büyük ihtimalle hemen telefona sarılarak ambulans çağırmak olmaz. Devamında ambulansın çok önemli bir görevi olduğu anlaşılır. Yaralı, gelen ambulansa bindirilir ve arka koltuktaki emanet, yani başkanın kızı asıl kahramanımıza kalır. Geçici kahramanımız ise bileğinde bomba düzeneği olduğu halde otomobilden uzaklaştığı için infilak eder, tabi ambulansla birlikte. Böylece ambulans film için görevini yerine getirmiştir ve geçici kahraman ortadan kaldırılmıştır. Ambulans sahnesinde asıl kahramanın unuttuğu arka koltuktaki kızın sağlık görevlilerince de unutulmasına ayrıca şaşırmak lazım.

Filmin devamında asıl kahraman ilk görev teklifini reddettiğinde tehdit edilir ve kötü adamlar Frank’in göğsüne parmaklarını dokundurarak düşünmesi için 10 saniyesi olduğunu bildirir. Frank buna aldırmaz ve hepsini alt eder. Görev teklifi için asıl kötü adam Frank’in karşısına çıktığında ve Frank tekrar reddettiğinde asıl adam Frank’in başına tabancasını dayar ve görevi kabul etmesi için 5 saniyesi olduğunu söyler. Ama bu arada bir şey dikkat çeker, kötü adama anlamsız şekilde müdahale etmeye çalışan yardımcılarından biri kötü adamın kurşunlarına hedef olur ve ölür. Kötü adam bunu filmin devamında bir kaç sahnede dener ama yapmaz. Western film geleneğin Doğu Avrupa’da geçen bir filmde karşımıza çıkmasına şaşırırız. Frank teklifi kabul ettiğini söylediğinde şartını da kabul ettirir; kendi arabasıyla (Audi) yola çıkacaktır. Aracın plakası ise 32 AJE 13′tür. Plakanın sol bandındaki (F) ülke kodunu görmesek olayın bizim Isparta ile de ilgisi olduğunu da düşüneceğizdir neredeyse. Kahramanımız otomobiline binerken yan koltukta bir kız görür ve bundan rahatsız olur. Kötü adam yine silahına sarılır istemediği takdirde onu da öldürebileceğini gösterir. Frank asıl emanetin o kız olduğunu bilmiyordur, ama böylesine önemli bir konuda kim olduğunu bilmediği bir kızın yanına eklenmesine fazla itiraz etmeden yola çıkar.
Ambulansın duvardan daldığı evde inceleme yapan Frank’in yakın dostu ve iş arkadaşı müfettiş, odanın ortasında bir balığın iskeletini görür ve görüntünün üzerine nükleer atık taşıyan geminin görüntüsü bindirilerek yeni bir imgelem yapılır. Ancak ilk imgelemde temiz ve henüz bozulmamış bir deniz kenarı ile tehlikedeki geçici kahraman arasında bağ kurulmuştur. Şimdi ise durum ciddidir. İskeleti çıkmış balık ve nükleer atık yüklü gemi bir şeylerin kaybedilmeye başladığını gösterir. Tabi o balığın neden Frank’in oturma odasında ve iskelet halinde durduğu da ayrı bir merak konusu. Herhalde müfettişin balığa bakarak, ”Sana ne olduğu belli ama Frank’e ne oldu” diyebilmesi için her şey.
Frank’in odasına duvardan giren otomobil polis çekici aracıyla ve yine dar sokaklarda götürülürken aracın karşısına Ajans Başkanı’nın görevlendirdiği ajanlar çıkar ve aracı durdurur. Polis aracının sürücü koltuğundaki polis, yolunu kesen ajanlara, ”Hey siz ne yapıyorsunuz, ben polisim” der. Ama aracın polis aracı olduğu bellidir ve çekici aracının kötü bir niyetle durdurulduğu aşikardır. Sürücü polisin silahına sarılmak yerine yine de polis olduğunu hatırlatması yersiz bir replik olarak dikkat çeker. Polis öldürülür ve ilk araçtaki GPS ajanlar tarafından sökülerek götürülür.

Frank ise tanımadığı arkadaşıyla çıktığı çok önemli görevinde yol almaktadır. Bir süre sonra takip edildiği ve izlemesi gereken güzergahı terk ederek başka bir yola sapar ve geniş bir garaj-atölyeye girer. Burada hemen tüm aksiyon ve bilimkurgu filmlerinde olduğu gibi, tipsiz, sakallı, şişman ve en az 5 derece kalın çerçeveli gözlüklü dostu karşılar Frank’i. Bu tip hiç değişmez; Tango ve Cash’te de vardı, Geleceğe Dönüş’te de. Teknik uzman, psikopat dahi, süper yetenekli bu adamlar aksiyon ve bilimkurgu filmlerinde hep tipsizdir. Çünkü filmin başrolündeki kahraman ona bir şeyler danışacaktır ve o da başroldeki oyuncuya genelde yardım edecektir. Başroldeki adama yardım eden bir başka adam da yakışıklı veya en azından eli yüzü düzgün olursa başroldeki oyuncunun karizması doğal olarak ve fena halde çizilecektir.
Frank’i tipsiz arkadaşının yanında yakalayan yaklaşık 8-10 adam Frank’e güzergaha dönerek yola devam etmesini söyler. Frank bunu reddettiğinde ise hepsi Frank’e saldırır. Frank hepsini alt ettiğinde de son olarak iri ve Frank’i fazlasıyla zorlayan bir adam çıkar. Tıpkı eski bilgisayar oyunlarında olduğu gibi. Önce küçük hedefler sonra büyük hedefler.
Filmin devamında Frank’in yakın arkadaşı müfettiş, Ajans Başkanı ve kızının ukraynalı olmasından dolayı rus edebiyatından dem vurur ve Dostoyevski’den bahseder. Hemen sonraki karede ise ukraynalı kız, film boyunca yaptığı gibi kavramlar üzerinden geliştirdiği bir diyalogda Frank’e, ”Ben realistim” der. Bu da dikkat çekicidir.
Frank kendince belirlediği yolda ilerlerken kız arkadaşı iki hap yutmak istediği sırada panikler ve kıza müdahale eder. O sahneye kadar trafikte tek başına seyreden Frank’in karşısına ilk araç bu sahnede çıkar ve Frank hem çılgın kızla hem otomobilin direksiyonuna hakim olmakla hem de karşıdan gelen araca çarpmamak için uğraşır.
Filmin sonlarına doğru kötü adam yanındaki kızı aldıktan sonra Frank’i ölüme yollar. Frank kötü adamların kurşunlarından korunmak için otomobiliyle nehire uçar ve kötü adam kızı alarak yoluna devam eder. Bu sahneden sonra bundan 20-30 yıl önceki ABD askeri filmlerinde Rambo ile tanıştığımız olağanüstü asker tipi Frank’in rolünde karşımıza çıkar. Frank bagajdaki bir çantayı suyun altında otomobilinin lastik havalarıyla şişirerek otomobiline sarar ve aracıyla birlikte su yüzüne çıkar. Frank bu sahneye kadar sergilediği Rambo gibi kompakt konsantre komplike kahraman rolünü zirveye taşır. Sonraki sahnede de Frank’in üzerine çıktığı Audi marka süper otomobilinin fakir bir macar köylüsü tarafından at arabasıyla çekildiğini görürüz. Bir yerde Batı Avrupa’dan Doğu Avrupa’ya bakışı yansıtır bu sahne.
Frank kaçırılan kız arkadaşını kurtarmak için tekrar yola çıktığında kötü adam kıza yaşam felsefesini anlatmaktadır. Bu mafya lideri kendini çok iyi geliştirmiştir ve ulus-devletin çöküşünden başlayıp esas olanın küresel denge ve ekonomi olduğunu söyler kıza. Kendisi her zaman barıştan yanadır ve her işte karşısındakinden itaat istediğini, itaat edildiği sürece şiddette asla başvurmadığını, kötülük yapmadığını anlatır. Bütün şiddet, kötülük ve savaşlar güçlü olan itaat edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Kötü adamın söyledikleri üzerinden küresel denge mantığının bir eleştirisi yapılır sanki. Zira Ukrayna sularına bırakılmak istenen nükleer atıklar da küresel dengede ve iş ve külfet bölümünün bir parçası değil midir aslında?
Türün ve filmin hayranları serinin devam etmesini istiyorlar. Belki biraz daha iyi çalışılmış bir kurgu ve senaryo sadece devamını isteyenlerin değil bizim de beklentilerimizi karşılar, kim bilir.





