True Detective: 2.Sezona İlk Bakış

Edip Can Rende, True Detective'in ikinci sezonunun ilk bölümünde, ilk sezonu da ele alan bir değerlendirme kaleme aldı....

Yer yer sürpriz bozanlar içerir…

Geçen sene yayın hayatına Matthew McConaughey, Woody Harrelson ve Michelle Monaghan’lı kadrosuyla klasikleşen dizilerin kanalı HBO’da başlayan “True Detective” kısa sürede büyük bir izleyici kitlesine ulaşmıştı. Sekiz bölümden ibaret olan dizi, merkeze iki sorunlu dedektifi koyup onların on beş senedir çözülemeyen bir seri katil vakasını sonlandırmaya çalışmalarına odaklanıyordu. Dizinin bölümlerinin bazı anları şimdiki zamanda dedektiflerin bu seri cinayetleri diğer iki dedektife anlatmalarına odaklanırken sık sık geçmişe dönülüyordu. Showrunner Nic Pizzolato’nun başarısı polisiye türünün klasikleşmiş kalıplarını kullanırken özgün bir tat, “Seven”vari bir atmosfer yakalayabilmesinde saklı. Mesela birbirleriyle hiç de uyumlu olmayan iki polisin bir cinayeti nihayetlendirmek için çalışmaları konusu daha önce sıkça işlenmişti.
Ruse Cohle  … he's here to help.
Pizzolato, McConaughey’nin döktürdüğü Rustin Cohle karakteriyle diziye felsefik bir altyapı kazandırmıştı. Bu karakterlerin aileleri ve diğer insanlarla sorunlarını da es geçmeyen Pizzolato unutulmayacak karakterler (bilhassa Rust) yaratabilmişti. Tabii sekiz bölümü de çeken Cary Fukunaga’yı da es geçmeyelim. Fukunaga da bilhassa unutulmaz tek planlı sahnesinde olduğu gibi (6.bölüm) yönetmenlik yeteneklerini sıkça sergiliyor, anlatıyı daha da heyecanlandırıcı hâle getirmeyi beceriyordu. Daha ilk bölümden gerilimli bir atmosfer yaratmayı başarmış, hatta bunun ötesine geçip her bölümü bir sinema filmi gibi kurgulamıştı. İnsanların tüyleri diken diken eden mekânların seçilmesi ve ritüellerden, new age dinlerinden ve sembolizmden yararlanmaları da dizinin gerilim tarafının son bölüme kadar ayakta kalmasını, izleyicinin zihnini sürekli meşgul etmesini sağlıyordu. Benim ilk sezondan tek şikayetim öykünün çözüm bölümü ile alakalı. Son bölüme kadar onlarca teoriyle haşır neşir olurken bir de baktık, öykü en basit şekliyle, hiç de beklemediğimiz bir biçimde sona erdirildi.
true-detective-season-2
Gelelim ikinci sezona. Bariz farklılıklar var bu sezon. Mesela ilk sezonu tekrar etmemek amacıyla öyküye Rust benzeri bir dedektif dahil edilmemiş. Bu da bu sezonun altyapısında felsefenin olmayabileceğini, bunun yerine karakterlerin psikolojilerine daha çok odaklanılacağını düşündürttü. Öte yandan kurgunun geçmiş-şimdiki zaman arasında ilk sezondaki kadar gidip gelmeyeceği de göze çarpan diğer değişiklik. Tabii ileride Pizzolato, “Lost” benzeri flashback’lerle her karakterin geçmişine yolculuk yapabilir. Lakin hatırlanacağı üzere ilk sezon genelde şimdiki zamandan on bir sene öncesinde geçmişti. Bir diğer değişiklikse ilk sezonda pek yer verilmeyen yozlaşmış, mafyalaşmış belediye başkanlarının bu sezonun anlatısında daha önemli bir noktaya çekilmiş olması. Seri katile yer verilecek mi, bilemiyorum. İlk bölümde nerede olduğu belli olmayan 24 yaşındaki bir kadın karakter önümüzdeki bölümlerde daha fazla anlam kazanacaktır. Ayrıca jenerikte de değişiklik gözlüyoruz. İlk sezonun siyah beyaz jeneriği yerini rengarenk bir jeneriğe ve daha slow bir şarkıya bırakmış (“Nevermind”).

Bunun da nedeni öykünün artık daha renkli bir şehre, Los Angeles’a taşınması. İlk sezonun noir’ı yerini daha aydınlık bir noir’a bırakacak gibi görünüyor. Ayrıca ilk sezonun yavaş tempolu, bol diyaloglu anlatısı yerini bu sezon daha hızlı bir tempoya ve daha fazla aksiyona bırakmış. Gelelim benzerliklere. Pizzolato bu sezonda da dine, ritüellere odaklanacak gibi görünüyor.  Lakin gelen haberlere göre bu sezon ilki kadar karanlık olmayacak, karanlığın tonu düşürülecekmiş.

Pizzolato gene fazlasıyla sorunlu, çevreyle ve aileleriyle sorunları olan polisler, yozlaşmış kişiler yaratmış. Ama karakterlerin ilk sezondakilerden farklı olduklarını, ama daha önce sinema ve dizilerde gördüğümüz polislerden o kadar da farklı olmadıklarını da (şimdilik tabii) gene belirtmek gerek. Mesela dizinin kötüsü Frank Semyon ile Jordan Semyon bizlere hemen Macbeth çiftini hatırlatıyor. Jordan ilk bölümde Frank’e verdiği desteklerle göze çarptı. Bizlere hem Shakespeare’in Macbeth oyununu, hem de Macbeth’in Beyaz Saray’daki (White House) yansımalarına odaklanan “House of Cards” dizisini hatırlattı.

İlk bölüm dört karaktere (Ani, Frank, Ray ve Paul) eşit bir şekilde odaklanmaya çalışmış, bu karakterleri yavaş yavaş tanıtan bir bölüm olmuş. Ani’nin pornocu ablası ve dinci babasıyla olan sorunları, Frank’in kötücül tarafına, sevgilisiyle viagrasız sevişemeyen, geçmişte yaşadıklarını henüz atlatamamış gibi görünen Paul’a ve Ray’in yozlaşmış tarafına odaklanıldı. Karakterleri birazcık da olsa tanımış olduk. İlk bölümde Ray dışındaki karakterlerin fazla derinleştirilmediğini belirtmek gerek. Aslında özellikle Ray’i tanıdık. Oğlunun ayakkabılarını parçalayan çocuğun evine gidip çocuğun gözünün önünde babasını hastanelik eden Ray karakteri belki de Frank “Macbeth” Semyon’dan daha çarpıcı olacak. İlk bölümün yıldızı da haliyle Colin Farrell oluyor. Pizzolato bu dört karakterde özgünleşip bu karakterleri derinleştirebildiği ölçüde başarılı olacak. Umarız bu sezonda sıkça kullanılan polisiye klişelere yüz vermeden öyküsünü anlatıp bitirir. Bu bölümün diyaloglarında sorunlar olduğunu, bazı diyalogların fazlasıyla kötü yazıldığını, karakter isimlerinden de (Ani, Athena gibi mitolojiden aparma isimler) pek hoşlanmadığımı, Pizzolato’nun ilk bölümde ana öyküyü es geçmesinin de yanlış olduğunu, açıkçası ilk sezonun felsefik altyapısını arayabileceğimi belirtmeden geçemeyeceğim.

Yönetmen Justin Lin’e değinmeden bitirmeyelim. Fukunaga’dan boşalan koltuğa oturan Lin’in ilk bölümde Fukunaga’nın ilk bölümdeki çarpıcılığına ulaşamadığını belirtmek gerek. Lin’in ikinci bölümden sonra koltuğu başkasına devrettiğini belirtelim. Tek sezonun üç yönetmene teslim edilmesi de ilk sezonla arasındaki farklardan olduğunu da eklemeliyiz. Belki bu yüzden yönetmenlik şovuna tanık olmayabiliriz. Toparlarsak; “True Detective” ikinci sezonuna ilgi çekici karakterlerle başladı. Henüz öyküsünü tam anlamıyla açık ettiğini söyleyemeyiz. Daha iyi değerlendirmek için diğer bölümleri de izlememiz gerek. Ama ilk sezonu aşamayacağının da sinyallerini verdi. En iyisi ilk sezona saplanmadan izlemeden. Yoksa daha ilk bölümden hayal kırıklığına uğratabilir.

kategori:
haber

ilgili