bakınız

Kaybeden Erkeklerin Komik Halleri

big-bang-theory-two-and-a-half-man.jpg

Two and a Half Men – The Big Bang Theory

Birbirinden çok farklı görünen bu iki komedi dizisi aynı ellerden çıkma. İkisini aynı potada eritmeye çalışmam sırf bu sebeple değil tabii ki. İlk bakışın ötesine geçildiğinde, işledikleri konuların benzerlikleri rahatlıkla görebilir. Ele aldığı karakterler taban tabana zıt görünüyor olmasına rağmen erkek egemen, çok konuşan ve genelde komik duruma düşerek hep kaybedenler sahnede.

Erkekler üzerine yapılan birbirinden güzel iki dizi olmalarını da yukarıda bahsettiğim olay örgüsüne ve karakter seçimine borçlular aslında. Önce tek tek ele alıp ardından genel bir şeyler söylemek en doğrusu olacak sanırım.

two-and-a-half-men-dizi.jpg

Two and a Half Men: Farklı, özgün ve öldürücü derecede komik

Yirmi dakikalık katıksız komedi tanımı belki eksik kalabilir ama kesinlikle yanlış olmaz. İki buçuk adam ismiyle türkçeye çevrilebilecek dizi, ülkemizde de Cnbc-e aracılığıyla gösterilmekte. Hali hazırda 7. sezonu devrilmek üzere olmasına rağmen ilk günkü enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen gerçek bir cevher. Ülkemizde yeterince ilgi görmüyor belki ama Amerika’da pazartesi günü prime-time’ın en aranılan programlarından birisi olmayı sürdürüyor.

İsminden de anlaşılabileceği gibi iki adam ve bir çocuğun başrollerinde olduğu bu dizi oldukça testosteron yüklü. Charlie Sheen’in canlandırdığı Charlie karakteri, olabildiğince yan gelip yatmayı aynı kadınları çok sevdiği gibi seven, orta yaşlarının sonuna gelmiş bir adamdır. Çapkın, alkolik, zengin ve vurdumduymaz bir karakterdir. Hiçbir şey onu elde etmek istediği kadından uzak tutamaz.

Charlie’nin kardeşi Alan rolünde ise Jon Cryer yer almaktadır ve ağabeyinin aksine düzenli, cimri, kadınlarla arası kötü ve kaybeden birisidir. Evlenip boşanmış ve karısı tarafından neyi var neyi yoksa elinden alınmıştır. Zaten ağabeyinin Malibu sahilindeki malikânesine “geçici” süre ile yerleşme sebebi de budur. Alan’ın oğlu Jake rolünde ise Angus T. Jones yer almakta. Elimizde büyüyen bu çocuk derslerinden oldukça uzak, umursamaz ve biraz da saftır. Dizinin başrol oyuncularından sayılabilecek bir diğer karakter ise evin temizliğini yapan Conchata Ferrel tarafından canlandırılan Berta’dır. Erkek gibi kadın tamlamasına oldukça uygun bir karakter olan Berta, herkesle laf sokmaktan geri durmayan, “incelikli” bir kadındır. Bunun dışında, Alan ve Charlie’nin annesi Evelyn rolünde bence harika iş çıkartan Holland Taylor ve ilk sezonlarda bizi rahatsız ediciliğiyle büyüleyen Melanie Lynskey yer almakta. Neredeyse her bölüm güzel ve bazen ünlü kadınlar da diziye renk katmakta.

Kadınlar demişken, dizinin kadınlara bakış açısının çok sağlıklı olmadığını söylemek gerekiyor. En azından Charlie karakteri kadınları kullanmaktan yana hiçbir vicdani rahatsızlık hissetmiyor gibi görünüyor ama söylemeliyim ki gerçekte de olay böyle. Üstelik diziyi izledikçe göreceksiniz ki işini bilen kadınlar, her daim erkeklerden üstün olabilmeyi başarabilir. İşini bilmemenin cinsiyeti yok!

Dizinin en ayrıcalıklı yanı, kanımca kaybedenlerin parodisini belli bir düzeyde göstererek yapabilmesi ve kullandığı dildeki akıcılığı süreklendirebilmesi. Söz oyunlarıyla ve mimiklerle desteklenen espriler koltuktan düşürecek kadar komik olabiliyor. Üstelik bunu yedi sene boyunca, çok kısa süreli düşüşler göstererek yapıyor. Her yeni bölümde yeni bir macera ve sezon sonlarında muhteşem komik bir genel parodi…

the-big-bang-theory-dizi.jpg

The Big Bang Theory: Nerd’lüğün kitabı yeniden yazılıyor

Nerd kavramının tam türkçe karşılığı maalesef yok. En kısa şekilde “ezik, inek, kaybeden ve sosyofobik” kişileri tanımlamak için kullanılıyor diyebiliriz. Genelde yanında başka tamlamaları da ihtiva eden bu kelime bu dizinin en temel ayağını oluşturuyor.

Nerd/geek fizikçi olan dört gencin arkadaşlıkları ve kapı komşularıyla olan ilişkisini inceleyen dizi son senelerin gençler arasında en beğenilenlerinden birisi. Özellikle internet aleminde bir fenomen olduğunu şimdiden söylemek mümkün. Henüz 3. sezonu yayınlanmakta olan dizi pek başarılı geçmeyen bir ikinci sezona rağmen üçüncü sezonunda toparlanmayı bildi. Birbirinden enteresan olan karakterleri şöyle bir tanıyalım isterseniz:

Leonard: Tipik inek, duygusal açlığı olan ve normalleşmek için elinden geleni yapan ama geçmişini bir çırpıda geride bırakamayan bir tip. Dizinin aslında öyle ya da böyle kendisini en bilen elemanı.

Sheldon Cooper: İsmini ikinci sırada anmama rağmen dizinin taşıyıcı kolonu. Senaristlerin sıkıştığı noktada başından sonuna kadar güvenerek o bölümü emanet edebilecekleri şahıs olan Sheldon, obsesif, dahi ama bir o kadar da ansiklopedik bir karakter.

Penny: Güzel ama pek de zeki olmayan, aktris olma hayaliyle yanıp tutuşan garson kızımız. Sosyal olarak aslında diğerlerinden çok farklı sayılmaz.
Howard Wolowitz: Rahatsız edici, abazan ve ukala ama hala annesiyle yaşayan bir Yahudi. Uçukluğu sebebiyle dizinin bir diğer sacayağı olduğu şüphe götürmez bir gerçek. Yine de izlemesi güç bir karakter.
Raj Koothrappali: Kadınlarla ayık kafayla konuşamayan, ne istediğini bilmeyen ve en önemlisi Amerikan kültürüne tam olarak adapte olamamış bir hintli. Yabancılaşmayı ve etnik kısmını oluşturuyor dizide. Genelde en az öne çıkan karakter olarak yer alıyor ama sazı eline aldığında önünde durabilecek pek kimse yok.

Karakterlerden ve konudan da anlaşılabileceği gibi belirli bir kitleye hitap ediyor dizi. Otuzlu yaşlarına erişmek üzere olmalarına rağmen bilgisayar oyunlarıyla, çizgi romanlarla ve internetle ömürlerini geçiren, karşı cinsle her türden ilişkiyi beceremeyen nerdler topluluğu. Esprileri konu hakkında bilgi sahibi olunduğunda anlamlı olan bu tipleri anlamak bazen izleyici için bile zorlayıcı olabiliyor ama buna rağmen güldürmekten yana hiç zorluk çekmiyor. Bir nevi yapımcıların entelektüel çocukluklarının dışa vurumu olan bu dizi, meraklısına televizyonlarda bir başka eşi olmayan deneyim sunuyor. Sırf bu sebeple bile olsun izlenmesi gerekiyor.

[flashvideo file=http://video.ak.facebook.com/video-ak-sf2p/v22831/5/115/253783021375_47176.mp4#/Videos_Posted_by_Video_Deposu__Two_and_a_Half_Men___The_Big_Bang_Theory__HQ_253783021375_47176.mp4 /]

Erkeklerin dünyasında kadınlar

Erkekler üzerine birbirinden iki farklı diziyi, tek potada eritmek oldukça güç aslında. Yine de ilk bakışın ötesine geçildiğinde ortak noktalarını görmek çok zor olmuyor. İki dizide de karakterler çok konuşuyor, kendilerini aptal konumuna düşürüyor ve en nihayetinde genelde kazanır gibi görünürken bile kaybettiklerini biliyorlar. İki dizinin de ana karakterlerini erkekler oluşturuyor ve kadınlara bakış açıları pek kadınların hoşlanabileceği türden değil. Sorun şu ki genel erkek düşüncesi dizideki karakterlerden çok farklı değil. İster Nerd olsun, ister zengin züppe karakterler. Hepsinin amacı aynı! Gerçeklerin abartılı anlatımı hoşunuza gitmiyorsa, doğal olarak hoşlanmayabilirsiniz.

Bu iki kesişim kümesinde iki isim yer alıyor: Lee Aronsohn ve Chuck Lorre. İki birbirinden kopuk adamı daha önce beraber yarattıkları ve yine ülkemizde gösterilmiş olan “Grace Under Fire” isimli diziden biliyor olabilirsiniz. Chuck Lorre ayrıca yine ülkemizde de yayınlanmış olan “Dharma ve Greg”’in yapımcılığını üstleniyordu.

Sadece durum komedisi olarak özetlenemeyecek bu iki dizinin en etkin olduğu şey kuşkusuz söz sanatlarındaki becerisi. Mecazi söylevleri, popüler kültürle bağlantısı ve yerme konusundaki başarısı bu iki diziyi benzerlerinden ayıran en önemli etmen. Karakter sayılarını olabildiğince kalabalık tutarak sıkıştıkları yerde diğer karakterler üzerinden gidebiliyor olmaları da başarılarını perçinliyor. Örneğin bir bölümde az güldüyseniz, bu iki dizide de bir sonraki bölümde çok güleceğiniz garanti. Komedi unsurlarını çok iyi etüt edebilen senaristleri, tutmayan yanları ve pürüzleri elemekte çok başarılı… Yapılan bir hata tekrar edilmemek üzere çıkartılıyor.

Yirmi dakikalık amerikan komedi dizilerinin (daha doğrusu sitcomların) genel konsepti dâhilinde hiçbir zaman temponun düşürmemesi gerekiyor. İşte bu sebeple hikâyenin genel hatları belli olduğu halde gidebileceği çok fazla açık uç yer almalı. Çoğu kapalı alanlarda geçen bu diziler, yirmi dakika içinde tüm meramını olabilecek en komik şekliyle aktarmak zorunda.

Bu iki dizi içinde bu şartların sağlandığını ve garantili “tekrar izlenebilir” komedi sunduklarını açık yüreklilikle söyleyebilirim. İzle/kullan-at çağımızda böyle kaliteli yapımların var olması insana umut veriyor.