Two Lovers: Kafa Karışıklığının Şiiri

James Gray'in dördüncü filmi olan Two Lovers'ın odağında kafası karışık bir adam var.

Two Lovers, tüm endişesi, başarısızlığı, tuhaflığı, tutunamayışı, aşkı bulup kaybedişi, bulup kaybedişi, bulup kaybedişiyle Leonard Kraditor’ı (Joaquin Phoenix) anlatıyor. James Gray, kalemi ve kamerasıyla bu sefer suç dünyasında yer edinmeye çalışanlara değil, kendi dünyasında nefes almaya çalışanlara nişan alıyor.

İskeleden denize atlayan Leonard’la başlıyor film. Tuzlu suyun içinde ne yapacağını bilemeden çırpınan bir adam. Ölmeli mi, kalmalı mı? Her şeye rağmen yaşamaya cesareti var mı? Two Lovers tam da bununla ilgili bir film: Aldığın nefesten bile emin olmamakla. Joaquin Phoenix’in her mimiği, her jesti, kendini bulunduğu ortama asla ait hissetmeyen ama başka nereye gideceğine dair hiçbir fikri olmayan bir adamı resmediyor. Denizden çıkıp sırılsıklam vaziyette eve döndüğü akşam, babasının terzi dükkânını satın almayı planlayan ailenin kızı olan Sandra’yla (Vinessa Shaw) tanıştırılıyor. Fakat Leonard’ın içindeki muazzam boşluğu kapatacak kadın Sandra değil, bu çok bariz.

twolovers_4_lge.jpg

Derken, Leonard’ın karşısına başka bir kadın çıkıyor. Michelle. Hayat dolu. Tehlikeli. Dengesiz. Mutlu-mutsuz. Modern dünyanın femme fatale’i. Gözünüzü ikinci kez kırpana dek âşık olacağınız türden bir kadın. Gwyneth Paltrow’un şaşırtıcı derecede isabetli portresi, izleyiciyi Leonard’a hak vermeye itiyor. Biz bile kendimizi Michell’e kapılır bulurken, Leonard’ın içine düştüğü labirentin cazibesini görmememiz mümkün mü?

Sorular soran ama onlara keskin yanıtlar vermeye tenezzül etmeyen bir film Two Lovers. Bir dakika, çizin bu cümlenin üstünü. Bu kadar klişe olmamalı. Şöyle diyelim: Leonard, sorulması gereken sorunun ne olduğunu bile tespit edememiş bir adam. İyilik timsali sayılmaz; birilerini üzmekte beis görmüyor, çoğunlukla en çok önemsediği kişi kendisi, ama herhangi bir insan ne kadar iyi ve kötüyse Leonard da o kadar iyi ve kötü. Tutkuyu aşkla karıştırıyor, hepimizin hayatımızda -muhtemelen birden fazla kez- yaptığımız bir hata. Magnolia’nın Quiz Kid’i gibi belki. Diyordu ya hani: “İçimde gerçekten sevgi var. Ama nereye koyacağımı bilmiyorum.” Leonard, içindeki sevgiyi, korkuyu, şefkati ve endişeyi nereye koyacağını pek bilmiyor. Günler onun ruhuna çentikler atarak geçiyor.

img_0013

Filmin sonunda, Michelle tarafından yüzüstü bırakılınca, Leonard edebiyatta epifani diye anılan o ruhsal aydınlanmayı yaşıyor. Devamlılığı olan, kolay kolay tükenmeyen, uçucu olmayan bir sevgi mümkün. Sandra’nınki. Film boyu ilgisine karşılık veremediği, kaçtığı, tutku ve şehvetle yaklaşamadığı o kadın. Yolu dönüp dolaşıp ona geliyor. Sandra mı daha gerçek, Michelle mi? Kim bilir? Bu açıdan, Two Lovers biraz da büyümek üzerine bir film; küçük heyecanlar peşinden koşmak yerine gerçek bir hayat kurmak üzerine. Evet, belki bu daha sıkıcı, ama daha sağlıklı, daha kalıcı… mı acaba? Sorulara cevap vermeyi çok da sevmeyen bir filmden söz ederken bu kadar keskin yargılara varmak doğru mu, çok da emin değilim. Bir film incelemesinin de kafası karışık olabilmeli belki de. Çünkü şurası kesin: Leonard, ne yapması gerektiğini pek de bilmiyor. Ama hangimiz biliyoruz ki?

kategori:
izlenim
Avatar

http://twitter.com/RobotGiskard

ilgili