Underwater: Suyun Altında Nefes Alamıyorum!

Haktan Kaan İçel vizyon filmlerinden "Underwater" filmini değerlendirdi.

 Alien’ın Köklerinden Yürümek…

Sigourney Weaver’ın Alien filminde Ripley karakterini canlandırdığından bu yana çok uzun zaman geçti. Bu zamanın içinde gözler hep onu aradı. Yerine farklı oyuncu denemeleri yapılarak kardeş serilerde başrol için umutla beklenildi. Ancak onun yerini dolduran bir oyuncu hiç bulunamadı. Peki hiç bulunamaz mı? Bunun cevabını bulmak kolay değil ama umut veren bir adayımız var: Kristen Stewart!

Evet, evet! Yanlış duymadınız. Twilight serisi ile şöhrete kavuşan ve sonrasında gel gitlerle dolu bir kariyere ulaşan ve nedense hiç kimsenin tam anlamıyla sevemediği Kristen Stewart. Underwater filminin fragmanları görücüye çıktığından beri insanların aklında yeni bir Alien filmi mi geliyor soruları havada uçuştu. İşte bu filmin içinde Kristen Stewart’ın aslında bu türde filmlere “cuk” diye oturduğunu keşfettik. Tıpkı Weaver’ın kariyerinde komedilerde vakit kaybedip aksiyon – bilim kurgu – korku karışımı filmlere transfer olduğu günkü gibi.

Ripley’in ruhu Norah’ta hayat buluyor.

Kısa saçları, fit vücudu ve düşündürücü bakışlarıyla Ripley karakteri, Underwater filminin Norah karakterinin varlığında hayat buluyor. Bazıları fiziksel olarak benzemiyorlar bile diyebilir. Ama görünen köy kılavuz istemez iki karakterin de personası aynı hamurda yoğrulmuşçasına aynı tadı veriyor. Bu yüzden de yapımcıların yeni bir olası Alien filminde kime gidecekleri belli oldu gibi.

Event Horizon’un ürpertici uzay gemisini andıran Underwater’ın su altı istasyonu, Cloverfield’den çıkmış gibi görünen filmin ürpertici yaratığıyla birleşince, karşımıza uzayda geçen bir bilim kurgu filmi çıkıyor.  Tabii bir ufak farkla! Filmin tamamı uzay değil, suyun içinde geçiyor. Yine uzayda olduğu gibi nefes almanın mümkün olmadığı, doğal şartların söz konusu dahi konuşulmadığı bir ortamda yaşanan can pazarına tanıklık ediyoruz.

Alien filminin ilkinde bir uzay gemisinin içine sıkışmıştık. Bu filmde ise sıkışabileceğimiz bir uzay gemimiz bile yok. Çünkü filmin kahramanlarının olduğu istasyon patlamak üzere bulunuyor. Bu yüzden de Alien 2’de olduğu gibi bilinmeyenin içinde hayata tutunmamız gerekiyor. Underwater’ın bu yüzden en önemli kozlarından biri, bilinmeyen bir mekânda karşımıza ne çıkacağını dahi bilmeden hayatta kalma içgüdüsüyle hareket etmek zorunda kalmamız diyebiliriz.

Sinemada yaşanması gereken bir deneyim…

Peki neden mi bizli konuşuyorum? Çünkü Underwater filmi adından da anlayacağınız üzere size zorlu bir su altı deneyimi yaşatıyor. Karanlığın içinde tektonik çağdan kalma yaratıkların bilinmezliğine boyun eğmek durumunda kalıyorsunuz. Hani denizden korkan insanların ayaklarına yosun takılmasıyla birlikte suda bir gerilim başlar. İşte film de tam bu gerilimi vaat ederek, karanlığın içinde bizi bir yürüyüşe davet ediyor. Görüş bakımından sınırlısınız ve tehlike sizin üzerinize geliyor. İçimizin ürpermemesi imkânsız! Underwater’ın bu nedenle bir sinema deneyimi olduğunun altını ısrarla çizmek gerekiyor.

Genelde bu tip korku filmlerinde karşımıza çıkan tekinsiz takım arkadaşları klişesi bu filmle beraber yıkılıyor. Onun yerine sürekli birbirine yardım etmek isteyen fedakâr kişiler görüyoruz. Bir anlamda iş güvenliğinin ön plana çıkarıldığı ama her açıdan problemlerin bitmediği bir tesisin içindeyiz. Bu yüzden karakterlerimiz profesyonel olmaya çalışıyorlar. Sorunlara karşı akıllarına ilk gelen çözümlere yöneliyorlar. Norah (Kristen Stewart)’ın hem makine mühendisi olması ve teknik işlerden anlaması, hem de kas gücüne dayalı bir koşuşturmacaya dahil olması, bir anlamda kadının gücünün her şeye yeteceği mesajını vererek feminist bir alt metin olarak okumak mümkün görünüyor. Bilhassa 80’lerin korku furyasından ilhamla oluşturulan ana karakterin doğası, belli ki 2020’ye geldiğimiz şu günlerde işe yaramaya devam ediyor.

Basınç Adrenalini Tetikler

Signal filmiyle umut vaat eden ama tam anlamıyla kendini ifade edemeyen yönetmeni William Eubank, belli ki bu filmde de kafalarda soru işaretleri bırakıyor. Yine net olmayan imgeler ve zor bir anlatımla seyircisini karşılarken, korku severlerin ağzında iyi bir tat bırakıyor. Filmin en başarılı olduğu noktaların başında ses tasarımı olduğunu söyleyebiliriz. Kulağınızda çınlayan basıncın sesi, her an tedirgin olmanızı sağlıyor. Bu bağlamda filmin oyuncu kadrosunu ABD normlarına uygun bir şekilde farklı kökenlerden gelen insanlardan kuran yönetmen, belli ki ileride ses getirecek işlere imza atacaktır.

Underwater, Alien köklerinden gelen atmosferi, tekno müziğin verdiği tempo ile adrenalin pompalayan ritmiyle, tekinsiz ve nefret edilesi bir bilinmezliğe çekilmenize vesile oluyor. Nefesinizi sıkı bir şekilde tutarak, yerinizden bir saniye bile kımıldayamayacaksınız. Direktiflere uyup hayatta kalmak için her şeyi yapmak gerekiyor. O yüzden suyun altında tüylerinizin diken diken olmasına hazır olun. Çünkü Underwater vizyonda…

kategori:
izlenim

ilgili