Uzun Hikaye: Çok Uzun Bir Hikaye Olmuş, Arkadaş!

Edip Can Rende, Osman Sınav'ın Uzun Hikaye'sini yazdı....

90’lardan sonra Türk Sineması deyince (ki zaten 90’larda kış uykusundaydı bu sinema) benim aklıma sulu komedilerin (Çılgın Dersane örneğin), Hollywood’tan apartılmış rezil romantik-komedilerin, hep iyi niyetli oldukları söylenen ama başarısız olan tür denemelerinin (bilhassa korku-gerilim), skeçlerden oluşan komedilerin (Cem Yılmaz, Ata Demirer, Şahan Gökbakar komedileri), milliyetçiliğin dibine vurmuş filmlerin (Fetih 1453, Kurtlar Vadisi vs), Yeşilçam sinemasının usta isimlerinin gayet vasat filmlerinin (Yavuz Turgul, Şerif Gören, Atıf Yılmaz’ın son filmleri), Hollywood çakması aksiyon filmlerinin ve “Minimalizmde gelecek var” diye düşünen çakma Nuri Bilge Ceylan’ların çektiği minimalizmi yanlış anlamış filmlerin olduğu bir sinema geliyor.

Sinemamızın yetenekli yönetmenlerinden Osman Sınav 90’larda epey film çekmesine rağmen 2000’lerde sadece iki film çekmiş birisi: “Deli Yürek: Bumerang Cehennemi” ve “Pars: Kiraz Operasyonu”. Bilhassa “Pars” filmi bana göre yukarıda belirttiğim “Hollywood çakması aksiyon-polisiye filmler”e dahil edilebilir. Hiçbir açıdan sınıfı geçemeyen bu film yanlış vizyon tarihi yüzünden (Cumhurbaşkanlığı seçimlerine denk geldiği için belki iki milyon kişi izleyecekken sadece 380 bin kişi izlemişti) gişede batmıştı. Gene de Sınav’a aşırı acımasız davranmanın hata olduğunu düşünüyorum. Kendisi diğer yönetmenler gibi minimalist takılan bir yönetmen değil. İzleyiciyi de önemseyen, gişe filmleri çeken ama kaliteyi de yüksek tutmaya çalışan, daha sağlam filmler çekmek isteyen birisi. Sinemamızın iyice minimalizme hapsolduğu bir dönemde çektiği “Uzun Hikaye” ise izlenilesi bir gişe filmi.

“Uzun Hikaye” insana keyifli vakit geçirten, yer yer nostaljinin dibine vuran, aşk, umut, sevgi, aile temalarını izleyicinin içini ısıtacak şekilde işleyen bir film. “Uzun Hikaye” Sınav’ın filmlerini değil de dizilerini akla getiren bir yapıya sahip. “Süper Baba”, “Hayat Bağları” ve “Ekmek Teknesi” yönetmenin en bilinen dizileri. Aile, mahalle, komşuluk, arkadaşlık, aşk, sevgi gibi temaları bu dizilerde hep önplandaydı. “Uzun Hikaye”de de böyle. Film, Sınav’ın dizilerine, daha çok da “Ekmek Teknesi”ne benziyor. Tıpkı “Ekmek Teknesi”ndeki gibi merkeze adaletli, haktan hukuktan taraf, kibirsiz, eşitlikçi, zulmedenin karşısında olan, eşine ilk günkü kadar aşık olan, oğluna bir arkadaşı gibi davranan, umutlu, sevgi dolu bir karakteri koyuyor. Bu karakteri izlerken zaman zaman aklıma Nusret Baba gelmedi değil.

Film izleyene keyifli vakit geçirtmesine geçirtiyor ama bu, eksikleri olmadığı anlamına gelmiyor. Aynı hikaye bizlere üç kere anlatılıyor. Bu, filmin en önemli eksiği. Film başladığında Ali (Kenan İmirzalıoğlu) ve ailesinin hiç bilmedikleri bir yere geldiklerini görüyoruz. Umut dolu Ali kendisini hemen sevdiriyor ve kalacak yer ve iş sorununu hallediyor. Burada bir yıl geçiren Ali bir süre sonra kendisinden nefret eden, kendisiyle sürekli dalga geçen, sosyalizm karşıtı müdürü (Cihat Tamer) iyice karşısına alıyor. Adaletsizliğe gelemeyen Ali, müdüre haddini bildiriyor bildirmesine de burada kalamayacağını anladığından tekrar yola çıkıyor oğluyla beraber. Filmin ikinci bölümü de tıpkı birinci bölümündeki gibi işliyor. Ali esnafa ve mahalleye kendisini sevdiriyor. Oğlu Mustafa (Batuhan Karacakaya) tekrar bir kıza sevdalanıyor. Ama çok geçmeden idealistliği yüzünden Ali hasmına kavuşuyor. Belediye başkanı (Mustafa Alabora), Ali’yi oğlunu öldürmekle tehdit edince Ali tekrar yola düşüyor. Filmin finali, yani üçüncü bölümünde de aynı şeylerin yaşandığını söylemeye gerek var mı? Ali tekrar mahalleliye kendisini sevdirir, Mustafa (Ushan Çakır) tekrar bir kıza (Damla Sönmez) aşık olur, kızın babası (Mahir Günşiray) Ali’yi hapse attırır, Mustafa kızı kaçırır ve film biter. Kısacası her bölümde hep aynı şeylerin olduğu bir film “Uzun Hikaye”. Üçüncü bölüme girerken neler olacağını ezberlemiş oluyoruz. Bu durum filmi epey zedeliyor. Filmdeki üç kötü karakterin karikatürden ibaret olmaları da cabası. Haddimize değil belki ama Yiğit Güralp, Ali ve ailesi kadar kötü karakterlere de yüklense idi daha iyi olabilirdi film. Müdür, Başkan ve Savcının birbirlerinden hiç farkları yok. Sosyalizmden nefret eden, komünist karşıtı, devletin verdiği gücü kendi kötü emelleri için kullanmaktan çekinmeyen, okumuş olmalarına rağmen cahil diyebileceğimiz (babanın Suç ve Ceza okuyan kızına kızması örneğin) karakterler. Birbirlerinden farkları yok. Neden sosyalizm karşıtı olmuşlardır, bilhassa müdür neden Ali’den nefret etmektedir gibi sorular havada kalıyor. Karakterleri derinleştirilememiş. Bu açılardan film bir sinema filminden çok hep aynı şeylerin yaşandığı, tekrarın damgasını vurduğu bir televizyon dizisini andırıyor.

Evet, filmin en büyük handikapları karakterlerin başarısızlığı ve her bölümde aynı şeylerin tekrarlanması. Gene de belirttiğim gibi izlenmeyi hak eden bir film. Klişe bir söylem olacak belki, ama unuttuğumuz değerlerimizi hatırlattığı, suçsuz yere hapse atılmış kişilerle empati yapmayı kolaylaştırdığı, aşk temasını o rezil Hollywood çakması romantik-komedilerimiz gibi işlemediği için, süresi epey uzun tutulmuş olsa da izlenmeyi hak eden bir film. Kariyerinin başından beri elinden silahı düşürmeyen, kahraman ve anti-kahramanlara hayat veren Kenan İmirzalıoğlu bu kez karşımıza bambaşka bir rolde çıkıyor. İmirzalıoğlu’nun başarılı performansı filmin izlenirliliğini de arttırıyor. Açıkçası kendisini eli silah değil de kalem tutan, sevgi dolu bir baba/eş rolünde izlemek gerçekten keyifliydi. Sonuçta “Uzun Hikaye” gerçekten de Sınav’ın en iyi filmi. Hele “Pars”ın her açıdan dökülen yapısını düşününce filmi Sınav’ın en iyisi ilan etmek kolaylaşıyor. Umarız Sınav daha başarılı filmler çekmeye devam eder.

kategori:
izlenim

ilgili