Victoria: Kesintisiz Suça Doğru…

Adını ilk duyanlar için “Victoria” kulağa bir dönem filmiymiş gibi geliyor. İngiliz dönem dramalarından aşina olunan bu kadın ismi, bir Alman filminin adı olarak karşımıza çıkıyor. Hem de nasıl karşılaşma:...

Adını ilk duyanlar için “Victoria” kulağa bir dönem filmiymiş gibi geliyor. İngiliz dönem dramalarından aşina olunan bu kadın ismi, bir Alman filminin adı olarak karşımıza çıkıyor. Hem de nasıl karşılaşma: 140 dakika tek planda nefes kesici filme hazır olun diyor. Berlin’den ödülle dönen bu seyirlik izleyicinin aklına işlemeyi hedefliyor.

Filmin konusu çok basit aslında. Victoria isimli İspanyol bir kadın gece distotekin birinden çıkarken, bir grup Berlin varoşundan gençle karşılaşıyor. Bu gençler Berlin’in gerçek hayatını kıza sunmayı teklif ediyorlar. Victoria ise ertesi gün çalıştığı dükkanı açmak zorunda olduğundan kısa bir süre için bu teklifi kabul ediyor. Böylece bir kız ve dört erkeğin peşinden suç dünyasına uzanan tek planlık yolculuğumuza çıkıyoruz.

victoria

Konu bakımından genel olarak eleştirilen Victoria’nın gücü görüntü yönetmeninin 140 dakika boyunca yorulmayan işçiliğine ve oyuncuların inanılmaz doğal performanslarından yararlanıyor. Akla hemen aynı soru geliyor. Böyle bir film yapmak adına kaç prova yapılmış olabilir? Ve diyalogların doğaçlama yüzdesi kaç acaba? Muhtemelen filmin ekibi dersine iyi çalıştı ve son derece planlı bir şekilde kusursuz olmayı hedeflediler. Gerçi kusursuz da sayılmazlar. Tıkandıklarında kurgucu yardımlarına koşarak müziğin ritminde kaybolmalarına olanak sağlamış. Ya da resepsiyon sahnesinde olduğu gibi hikayenin ayrıntılarına inmek yerine, insan doğasının ayrıntılarına inerek hataları unutturmaya çalışmışlar ki, bu da son derece başarılı olmuş. Yoksa hata aramaya kalkarsak, kurgunun tıkandığı noktaları belirtmesi gayet kolay olur ama gerek yok.

Görüntü yönetmeninin hiç yerinde durmayan kamerası yer yer sallantılı görselliğiyle dikkat çekse de, doğal oyuncu dinamiğiyle kendisini unutturmayı başarıyor. Tek plan bir film yapmanın çok kolay olmadığının farkındaki yönetmen Sebastian Schipper, görüntü yönetmenini kutsayarak final jeneriğinde kendi isminden önce yazdırarak bu filmin içindeki şükran borcunu biraz olsun dindirmeyi hedefliyor.

Filmin oyuncuları hayatın içinde kaybolmaya yüz tutan, hayata tutunamayan insanların ruh halini üstlerine giyerek, seyircinin onlarla kolayca empati kurmasını sağlıyorlar. Almanya’nın Berlin sokaklarındayız ya, Türkler hiç eksik olur mu? Bakkal Faruk, yan karakterlerden Haylaz ve kavrulmuş Türk fıstığı filmin yerli yüz gülümsetenleri olarak akılda kalıyorlar.

Poster_Victoria

Victoria ise insan ayırmayan cana yakın bir kız… O da hayatın içinde yerini bulamamış. Bu yüzden de Madrid’ten çıkıp, Berlin’de bir kafede yok pahasına çalışıyor. Kimbilir belki de kendini keşfetmek adına bir macera arıyor. Çünkü o da bir tutunamayan ve müzik yeteneğini kendi ülkesinde geride bırakıp yollara düşmüş. İnsanların hayalleri çökünce yeni arayışlara geçiyorlar. Victoria da bunu yapıyor. Daha yeni tanıştığı ve birkaç dakikalık samimiyet kurduğu insanları yüz üstü bırakmak istemiyor. Çünkü o insanları seviyor. Kötü düşünmek istemiyor. Bu yüzden de ayağına gelen maceraya kucak açıyor. Yoksa bir insan soyguna gitmeyitereddütsüz olarak nasıl kabul edebilir ki? O tanıştığı insanlara bir nevi karşılıksız kucak açıyor.

Victoria 140 dakikalık süresini tek planda eritip insanı büyülemeyi başarıyor. Hayatın acı ve tatlı anlarını bir gecede hissettiriyor. Finalinde o hareketli kamera olduğu yerde durduğunda, izleyicinin de donup kalmasına neden oluyor. Hayat bu kadar kısa mı, ucuz mu? Ya da bir gecede yaşananları insan sindirebilir mi? Çok fazla kelimeye gerek yok sanırım. Takdiri hak ediyor ve tek kelimeyle özetlenebiliyor: Harika!

kategori:
izlenim

ilgili