Vox Lux: Şeytanın Verdiği Görev

Vox Lux, anlattığı öyküyü politik bir kültür eleştirisi ile bir araya getirmeyi başaran bir film...

“Şeytanla tanıştı ve hayatı karşılığında onunla bir anlaşma yaptı. Şeytan ona melodileri fısıldadı ve o, gelecek yüzyıla getireceği büyük değişim karşılığında hayata döndü.”

Pop yıldızları hep ilgi çekicidir. Mikrofon edasıyla tutulan tarak ile şarkı söylemek, magazin haberlerini takip etmek ve hayallere dalmak çocukluğun olmazsa olmazlarındandır diyebiliriz. Pop yıldızları arkalarına aldıkları medyanın gücü, imajları ve bunları birleştirdikleri yetenekleriyle her zaman gündemdedirler. Aslında birer üründür onlar. Şarkıları, bedenleri ve kişilikleri onları takip edenlere adanmıştır. Azımsanmayacak bir kısmı tıpkı Vox Lux’taki Celeste (Natalie Portman/Raffey Cassidy) gibi kendilerini bu dünyanın içinde bulurlar.

Ergenlikleri her zaman mercek altındadır, aralarındaki ilişkiler (Justin Timberlake-Britney Spears ilişkisi ve Cry Me A River şarkısı) bile bir medya malzemesine dönüştürülür. Menajerler, medya danışmanları, stilistler, şarkı yazarlarından oluşan bir ordu sadece bir çocuğun pop yıldızı olması için çalışır. Artık kendisine ne fısıldanırsa yerine getiren, yeteneği ses efektlerine gömülmüş, ardı arkası kesilmeyen turnelerden nefes alamaz hale gelen bu “geleceğin starları” bir bakmışsınız bir robota dönüşüvermişlerdir. Özellikle son 5 yıl her hareketleri göz önündedir. Yıllar önce attıkları, belki şu an hatırlamadıkları bir tweet başlarına bela olabilir, bir anlık sinir krizi günlerce haberlerde bir avuç ahmak tarafından canlı yayında tartışılabilir veya anonimliğin arkasına saklanan sosyal medya trollerinden ölüm tehditleri alabilirler. Yıllar içinde şahitlik ettiğimiz üzere bazıları için bu hayat çekilmez hale gelir. Örnek olarak, pop yıldızlarının aşır dozdan ölümleri toplumda kabul görmüş bir olgu haline gelmiştir. Ancak bu isimler ölse bile rahat bırakılmazlar. Amy Winehouse gibi bu hayatın yükünü taşıyamayanlar, ölümleri ardından “Yayınlanmayan Şarkılar” tadında albümlerle tekrardan ürüne dönüştürülür. Ne de olsa ölmüş bir pop yıldızının yeni albümü kapış kapış gidecektir. Ayrıca Pop yıldızı olmanın bazen ölmekten beter sonuçlar doğurduğunu da biliyoruz. Britney Spears’ın hayatına bir göz gezdirecek olursak Amy Winehouse’un şanslı olduğunu bile söyleyebiliriz. Spears, 2019 yılında akıl hastanesine yatırıldı ancak eskisi gibi bir ürün olarak değeri kalmadığı için gündeme gelemedi. Bir dönemin en büyük yıldızı, artık mahkeme kararı sonucu yanında kendisini gözeten bir vasi olmadan yaşayamıyor ve bireysel özgürlüklerine sahip değil. Göreceğiniz üzere yaşamları ilk bakışta göz kamaştırıcı gözükse de aslında derinde büyük bir patoloji yatıyor. “Show Business” tehlikelerle doludur.

Yönetmen koltuğunda Brady Corbet’in yer aldığı 2018 yapımı Vox Lux, o meşhur “Amerikan Rüyası” içinde büyümüş bir pop yıldızı olan Celeste’i odağına alıyor. Biraz Madonna, biraz Britney Spears derken tanıdık ama bir o kadar da kendine özgü bir karakter Celeste. “Bir 21. yüzyıl Portresi” olarak tanımlanan Vox Lux’ın bu iddiasında sonuna kadar haklı olduğunu söyleyebiliriz. Celeste’in hayatı, pek çok açıdan içinde bulunduğumuz yüzyıla ışık tutuyor. Prelude (Giriş), Genesis (Yaratılış) ve Regenesis (Yeniden Doğuş) şeklinde üç bölüme ayrılan hikaye, bir pop yıldızının hayatını betimlerken tamamıyla kurgu olmasına rağmen gerçek bir hikaye izlenimi yaratıyor. Reagan’ın ekonomi yaptırımlarının sonuçlarını yaşayan bir aileye doğan Celeste, yaratılış sürecine daha doğmadan girmiştir. Anlatıcının söylediği üzere inanılmaz yeteneklere sahip olmasa bile şeytan tüyü olarak tanımlayabileceğimiz o “şeye” sahiptir. İlgiyi üzerine çekmeyi çok iyi başarır bu “şey” sayesinde. Film boyunca sürekli eleştirilen, doğduğu günden beri “Amerikan yaşam tarzının” etkilerinin içindedir. Ancak asıl yaratılışı 13 yaşındayken okulda başına gelenlerle olacaktır. Filmin ilk kısmı olan Prelude, 1999 yılında geçer. Bu tarih iki açıdan önemlidir: 21. yüzyıl öncesi son yıldır ve günümüzde hala etkileri devam eden Columbine Lisesi Katliamı bu yılda gerçekleşmiştir.

Bilmeyenler için, Eric Harris ve Dylan Kylebold isimli iki arkadaş, hali hazırda öğrencisi oldukları Columbine lisesine silahlı saldırıda bulunurlar. Bu katliamda Kylebold ve Harris kendileri dahil 15 kişiyi öldürmüş, 24 kişiyi ise yaralamışlardı. Filmdeki saldırıda da Columbine’da yaşananlara göndermeler bulmak mümkün. Bunun sonucunda da Celeste’in yakın tarihteki en kanlı ve acıklı katliamlardan birine canlı tanıklık etmiş olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Celeste ders anında cereyan eden bu saldırıda, sağ kurtulan tek öğrenci olur. Böylece hem bir hikayeye sahip olmuş hem de yeteneğini gösterebilecek fırsatı bulmuştur. Bu hazin olay, onun ürüne dönüşmesinin ilk adımıdır. Sonuç olarak Pop yıldızı olma yolunda yeteneğin yanı sıra bir hikâye her zaman dikkat çekici olacaktır, hele ki böyle bir toplumsal olayı kapsayan bir hikâye. Celeste saldırıyı boynundan bir yara ile ucuz atlatır. Bu günden sonra hayatı boyunca o yarayı saklamak için boynuna takacağı aksesuarlara mahkûmdur. Anlatıcının film sonundaki tabiriyle ruhunu şeytana satan Celeste, böylece Pop yıldızı etiketine zincirlendiğini fiziksel olarak da bize gösterir. Bu olayın dramasını arkasına alan ve Latince “Cennetten gelen” anlamına gelen ismiyle Celeste, yazıda sürekli belirteceğim üzere “bunun” için doğmuştur. Anlatıcı da bunu bize belirtir zaten. Amerikan yaşam tarzının kendi bekası için bir üretimidir o. Çocukluk masumiyeti, ablası Eleanor (Stacy Martin) ile olan mükemmel ilişkisi ve yaşadığı dramı arkasına alan Celeste, Wrapped Up şarkısı ile bir anda kendini demo hazırlıklarında bulur. Bir ürün olma yolunda ilk adımlarını atan Celeste için ilk değişim şarkı sözleri ile başlar. Wrapped Up’da “Ben” yerine “Biz” kelimesini koymuştur. Böylece onun duyguları bir anda herkesin duyguları olur. Ebeveynlerini bir daha asla görmeyiz. Artık onun yerine kararları verecek kişiler menajeri (Jude Law) ve müzik şirketleridir. Zaten Celeste “bizim” değil midir?

Böylece Genesis (Yaratılış) bölümüne geçiş yaparız. 1999-2001 yılları arasındaki bu bölümde, Celeste artık bir “star” olacak ve yaratılış amacını gerçekleştirecektir. Onu büyütme ve göz kulak olma görevini edinmiş ablası Eleanor ve asla yanından ayrılmayacak olan menajeri ile Celeste yeni bir dünyaya doğru yola çıkar. Celeste’in hedefi kendisinin de söylediği gibi bellidir. O, insanlara kendini iyi hissettirmek ister. Onları çok düşündürmek istemez. Genç Celeste’in şarkılarını incelediğimizde de karşımıza çıkan budur. Hayatı yaşamak, partilemek, aşk, seks, ilişkiler ve ilişkiler sonucu karşı karşıya kalınan hüzünlü duygular Celeste’in şarkılarının çıkış noktalarıdır. Günümüzdeki ana akım pop şarkılarından pek bir farkı yoktur açıkçası. Basit sözler, güçlü prodüksiyon, kısa sürede dile dolanan nakaratlar ve cinsel nesne haline getirilme… Celeste henüz 15 yaşındayken bile bariz şekilde cinsellikten bahseder Your Body Talk şarkısıyla. Söz konusu şarkının yazının başında bahsettiğim Britney Spears’ın, Oops… I Did It Again albümüyle girdiği dönemin temsili olduğu söylenebilir. Albüme adını veren şarkıda Spears sürekli, “O kadar masum değilim” diyor, albümle birlikte giyimi ve davranışlarıyla cinsel bir nesne olma yolunda adımlar atıyordu. Aynı zamanda erkek arkadaşının arkasından duyduğu hüznü anlatan Spears’ın Baby One More Time şarkısıyla Celeste’in bir diğer çıkış şarkısı olan Hologram (Smoke and Mirrors) aynı konuyu ele alıyor. Katliam sahnesinde dua edelim demesi gibi anlarla tanrı sevgisi ve muhafazakârlığı ima edilen Celeste, pop dünyasına girmesiyle kaçınılmaz bir yola giriyor. Tıpkı Spears gibi hatta ondan 2 yaş küçük olmasına rağmen kısa sürede onun gibi cinsel bir obje olmaktan kaçamıyor 15 yaşında. Menajerleriyle beraber Stockholm’e gelen Celeste ve Eleanor, bu parıltılı yaşama adım attıkları gibi geçmişlerini geride bırakırlar. Eleanor kendi eğlencesinin peşine düşer ve Celeste’i de yanında taşır. İkili daha önce ailelerinin kanatları altında hiç şahit olmadıkları bir hayat ile tanışırlar. Celeste 15 yaşında hamile kalır, Eleanor ise ona sahip çıkmak yerine menajer ile birlikte olarak hem Celeste’in güvenini sarsar hem de hatasının önüne geçemez. Aralarından su sızmayan kardeşlerin ilişkileri de böylece asla iyileşmeyecek bir yara alır. Tıpkı bu olayların yaşandığı gecenin sabahında, 11 Eylül 2001’de yıkılan ikiz kuleler gibi kardeşlerin arasındaki ilişki de darmaduman olmuştur. Artık etrafında güvenebileceği kimsenin olmadığını fark eden ve çocuksu masumiyetini kaybeden Celeste, böylece tam da endüstrinin istediği kişi olma yolundaki son adımı da atar. Artık onun derdi sadece ün ve ilgi olacaktır.

İkinci bölüm Regenesis’e geçtiğimizde, bambaşka bir Celeste ile karşılaşırız. Son olarak daha albümünü çıkartmadan önce, 15 yaşındayken gördüğümüz Celeste artık 31 yaşındadır. 2017 yılına girilmiş ve Celeste, 6. Albümü olan Vox Lux’ın (Işığın Sesi) turnesine başlamak için evine dönmüştür. Aradan geçen 15 yıl içerisinde tam bir Pop kraliçesine dönüşen Celeste, endüstri için bir ürün olma potansiyelini yavaş yavaş kaybetmektedir. “Yeniden doğmanın” zamanının geldiğinin o da farkındadır. 15’inden beri peşini bırakmayan güvensizlik hissine rağmen etrafındaki insanlardan özellikle ablası ve menajeriyle bağlarını koparamamıştır. Bu güvensizlikle yaşayan ve genç yaşta yıldız statüsüne yükselen Celeste, düzensiz duygu değişimleri ve narsizm arasında sıkışıp kalmıştır. Celeste hem ortamın kraliçesi olduğuna inanır hem de içten içe menajeri ve ablasına bağımlı olduğunun farkındadır. Artık kendi şarkılarını bile yazmamaktadır. Celeste’in bu durumdan duyduğu öfkeye sürekli şahitlik ederiz. Kendisine insan gibi davranılmadığını düşünür karşılığında ise menajerinin “şımarık velet” bağırışlarıyla karşılaşır. Bu öfkeyi düzensiz ve yersiz alkol kullanımıyla bastırmaya çalışır. Aradan geçen 16 yılda Celeste; çocukken hamile kalmış, Vox Lux ile birlikte 6 albüm çıkartmış ve alkol ile madde etkisinde araba kullanırken bir adamı öldürmekten şans eseri kurtulmuştur. Bu dönemi en iyi kendi sözleriyle, “Eskiden bana kahraman gibi davranılırdı şimdi ise bir çöp muamelesi görüyorum” şeklinde açıklar. Bu süreçlerin hepsi halkın gözü önünde yaşanmış, Celeste’in hayatı ne kadar bilinir olduğuna bağlı hale gelmiştir. Lakin Celeste kendi küçük kasabasında tüm biletlerini sattıracak kadar hala ünlüdür. Çünkü bu olayların hepsi onun daha da konuşulmasına sebep olmuş ve ününü arttırmasa bile belli bir seviyeyi korumasını sağlamıştır. 21. Yüzyılda ünlü olmanın yolları da Celeste ile birlikte değişmiştir. Celeste’in de kızına dediği gibi, artık Michelangelo veya New Brighton’dan Mikey olmanın bir önemi yoktur. Tek önemli olan, farklı bir açı sunabilmektir. Bunu yaparken iyi olmak ya da olmamak fark yaratmaz. Celeste bu açıyı sunmuş, Eleanor ise başaramamıştır ve Celeste’in kızına bakmakla yükümlüdür. Celeste’in kızı Albertine ile ilişkisinin patolojisinin sebeplerinden biri de bu durumdur.

Celeste kızından kopuktur. Onun hayatı konusunda hiçbir fikri yoktur, ilişkilerinden habersiz ve daha önemlisi ona ilgisizdir. Celeste’in endişelenmesi gereken farklı şeyler vardır. Artık Albertine’ın onun ünü için bir manası yoktur. 16 yaşındayken doğumuyla yarattığı o sükse etkisizdir. Celeste’in hayatında unutulan bir parçadır o. Yine de Celeste ve Albertine büyük benzerlikler taşırlar. “Soylu, parlak” anlamlarına gelen ve annesiyle benzer bir isme sahip olan Albertine, Celeste’in de gençliğini canlandıran Raffey Cassidy tarafından hayat bulmuştur. İkisinin kader ortaklığının en net örneği bu oyuncu tercihidir. Anne kızın en büyük benzerlikleri elbette ikisinin de Eleanor tarafından yetiştirilmiş olmaları ve farklı açılardan da olsa bu Pop dünyasının içinde yer almalarıdır. İkisi de Amerikan yaşam tarzının içinde büyürler ve bu sebeple değişen bir şey olmamıştır. Şeytanın verdiği görevi aynı kendisi gibi bir çocuk yetiştirerek devam ettirir Celeste. Şeytan da bunun karşılığında onun gündemden düşmemesini sağlayacak ve Celeste’i yeniden bir terör olayı ile yolunu kesiştirecektir. Teröristlerin Hırvatistan’da Celeste’in Hologram klibindeki maskeleri takarak bir sahilde insanlara rastgele ateş ettikleri eylem, Celeste’in turnesinde gerçekleşir. Lise katliamı tozlu raflardan günümüze taşınır ve Celeste bir anda yine gündeme oturur. Gazeteciler kapı önlerinde birbirini ezmekte, basın toplantısında bu olay dışında soru sorulmamaktadır. Artık odak, kendini hiç geliştirmediği ve basitlikten öteye gidemediği pop şarkılarında değil, belki de esin kaynağı olduğu terör saldırısındadır. Celeste, kendinden emin verdiği cevaplarla olayı şova çevirir. Tıpkı kızına yaptığı televizyon konuşması gibi hiçbir şey anlatmamakta ancak şov yapmaktadır. Zaten basının da istediği onun konuştukları veya söyledikleri değil, yapacağı şovdur. Celeste zaten yılların tecrübesiyle bu durumun farkındadır. Ayrıca teröristlerin amacını da bilmektedir. Filme göre sembolü olduğu 21. yüzyılın en büyük gücü insanların ilgisini çekmektir. Eğer kimsenin dikkatini çekemiyorsa, teröristlerin de bir amacı kalmaz tıpkı Celeste gibi. Olayların yeniden anılmaya başlaması ve oluşan baskı, imajının altında ezilen Celeste’i yıkar ancak şov devam etmelidir. Berbat bir günün ardından Celeste, inanılmaz bir konserle ortalığı yıkıp geçer. 30 bin kişinin gözleri üzerindedir. İçinde fırtınalar koparken, insanları eğlendirmek zorundadır. Celeste’in bireysel varlığı yoktur. O sadece insanları mutlu etmesi gereken bir üründür. Zamanı geldiğinde Şeytan onun da fişini çekecek ve Amerika’nın bir köşesinde bulduğu Albertine’ı yerine koyacaktır. Tıpkı Madonna’ya, Britney Spears’a, KPOP yıldızlarına ve belki de adını çoktan unuttuğumuz pop yıldızlarına yaptığı gibi…

kategori:
izlenim

ilgili