Snyder’ i Kim İzliyor?

Yazan: Oktay Aydın  ·  12 Mart 2009 Paylaş

watchmen-film.jpg

Uyarlama kelimesinin sinema için çok hassas bir tanım olduÄŸu tekrar kanıtlandı. Sinema ortaya çıkışından itibaren, yapısından dolayı diÄŸer sanat dallarından, özellikle de tiyatro ve edebiyattan beslendi. Son yıllardaysa Hollywood’da Spiderman sayesinde iflasın eÅŸiÄŸinden dönen Marvel’ın da önayak olmasıyla bir çizgiroman uyarlama furyasıdır aldı, gidiyor. Bu aÄŸacın son meyvesi de Watchmen. Unutmamak gerekir ki meyve veren aÄŸaç, tohumu göz önünde bulundurularak taÅŸlanır.

Ünlü ingiliz yazar Alan Moore’un 1986 -1987 yıllarında yayınlanan çizgiromanı Watchmen, yazarın diÄŸer eserleri gibi saÄŸlam, farklı, zihin açıcı ve dopdolu. Süper kahraman mitini yapıbozuma uÄŸratarak insan yaÅŸamının amacını sorguluyor. Ama Alan Moore’un bütün yapıtları gibi bu sorgulama iÅŸin sadece görünen kısmı; buzdağının bir de su altında kalan muazzam kısmı var. Peki Zack Snyder bize bu geri kalan kısmı gösterebiliyor mu? Kısmen.

Frank Miller gibi görsel biçimci bir yazar- çizerin, 300 gibi söyleyecek çok bir ÅŸeyi olmayıp tamamen aksiyon ve görsellik (biraz da testosteron) üzerine kurulu çizgiromanını sinemaya kopya eden yönetmen, bütün çizgiroman uyarlamalarının altından kalkabilir genellemesi bir hayli yanlış. Üstelik bu yönetmene Watchmen emanet ediliyorsa Warner Bros’daki koltuk sahiplerinden şüphe duymak gerekir. Neyse ki film zarar etmeyecek. Ama bir Dark Knight vakası da beklemeyin. Son Batman filmi hakkında birçok eser verilen bir kahramanın bu eserleri taranarak, usta iÅŸi ellerden çıkan bir senaryoya sahipti. Oysaki Watchmen 12 sayıdan oluÅŸan tek bir yapıt. Yani Zack Snyder’in elinde 300 gibi birebir sinemaya transfer edeceÄŸi bir Frank Miller yapıtı yok. Sinemaya uyarlanması gereken bir Alan Moore baÅŸyapıtı var. Ve ne yazık ki Snyder fireyi daha filmin açılışında veriyor. Comedian’in öldürülmesini takip eden müzikli jenerik kısmında hikayenin öncesini kısa planlarla anlatmaya çalışıyor. El insaf dedirtecek cinsten olan bu kısım ÅŸu soruyu akla getiriyor: hikayenin kurulum aÅŸamasını, filmin dünyasının gerçekliÄŸini oturtma aÅŸamasını jenerikle örtüştürmek nasıl bir lakaytlıktır? Bir de buram buram yapaylık ve zorlanmışlık kokan bu kısım seyircini filme geç girmesini saÄŸlıyor. Üstelik süresi de can sıkıcı ÅŸekilde uzun olunca film ne zaman baÅŸlayacak diyorsunuz.

Sorularla dolu bir dünya, beyhude cevaplarla dolu bir hayat.

Watchmen’in ve her yapıtında sorular ortaya atan Alan Moore’un bu filmde sorduÄŸu en can alıcı soru ÅŸu: dünya barışı ve milyarların hayatı için milyonların hayatı gözden çıkarılabilir mi? Her eserinde okuyucuya zor ikilemler sunan üstadın bu ölümcül akıl oyununu düşünsel olarak bile ele almak zor. Sonuçta toplum suçlu olanları cezalandırır. Daha iÅŸlenmemiÅŸ bir suç için ödenecek bedel milyonlarca insanın omuzlarına yüklenebilir mi? Kaldı ki onlara bu hususta danışan da yok! Toplum huzuru için zaten çatlamış olan birkaç yumurtayı kırmaktan çekinmeyen Rorschach için bile cevap hayır. Cehaletin erdem olduÄŸu bir dünyaya, elde ettikleri barışın ve huzurun sahte olduÄŸunu söyleyecek olan Rorschach’ın ölümü bile bu barışı korumak adına bir fedakarlık. Her ne kadar Rorschach’ın ölümü dayatma gibi görünse de o, insanlık için hayatını yaÅŸamaktan çok önce vazgeçmiÅŸ süper olmayan bir kahraman. İşte bu belirteçle de ortaya ÅŸu soru çıkıyor: süper kahramanlar neden var? Comedian tarafından verilen cevap ilk gözlemde geçiÅŸtirir nitelikte; insanları kendilerinden korumak için. Åžiddetin dışavurumuna mazeret olsun diye söylenmiÅŸ bu neden, insanlığın içinde iyiyi ve kötüyü birlikte barındırdığını gören ve bunun tezahürü olan bir karakter tarafından dile getiriliyor. Öyle ki Stanley Kubrick’in Watchmen’le (çizgiroman) aynı döneme dek gelen Full Metal Jacket filminin Joker’i misali “tam savaÅŸ donanımı” ve ateÅŸ püskürtme silahıyla öldürmek için doÄŸmuÅŸ vaziyette adam katlederken yakasında gülen surat rozetiyle sırıtıyor Comedian.

Her öyküsü, her karakteriyle karşısındakine bir ikilem sunan Alan Moore’un marifeti bununla bitmiyor ki, çizgiromanı birebir kopyalayan filmler bitsin. İnsan davranışının en içgüdüsel ve görece en düşük yanlarını gösterdikten sonra bize bir süper insan sunuluyor. Birçok seyirci “Bu bir süper kahraman filmi, bir süper insandan daha normal ne olabilir ki?” gibi gayet ironik bir cümle sarf edebilir. İşte deha, kusursuz bir model yaratıp, kusurlu insan doÄŸasını bu kusursuz arkaplan önünde teÅŸhir etmekte! (Bu uygulamanın daha ilginç bir örneÄŸi için bkz: It’s a bird! çizgiromanı) Fakat bu da yeterli gelmiyor, Dr. Manhattan’ın eriÅŸtiÄŸi nokta çoÄŸu insansı özelliÄŸi geride bırakmasını talep eder nitelikte. Burada ise iki önemli çıkarım bizi ahlâki yönden sarsıyor. Birincisi, her ne kadar filmde altı pek çizilmese de kendini hissettiren Dr. Manhattan’ın neredeyse tanrılaÅŸması sonucu insani özelliklerini yitirmesi ki, bu yakarışlarına cevap alamadığını düşünen insanlar için teolojik soru iÅŸaretlerinin belirmesi demek. İkinci soruysa filmin sonuna doÄŸru geniÅŸleyen ve ÅŸekil deÄŸiÅŸtiren, sıkça sorulmuÅŸ bir sorunun ilk biçimi: güç insanı deÄŸiÅŸtirir mi?

Dr. Manhattan’ın elde ettiÄŸi ya da onda ÅŸekillenen güç ulvi bir biçim kazanıyor. Sonuç olaraksa Dr. Manhattan toplumdan ve bireylerden kopuyor. Ozymandias’da ise durum daha farklı. Filmin en deÄŸerli teması olan milyonlar-milyarlar karşılaÅŸtırmasını soru haline o getiriyor ve uygulamalı olarak da cevap vermekten geri kalmıyor. Bu noktada akla insanları insanlardan korumak için müdahale eden bir baÅŸka karakter geliyor. Usta bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un I,Robot kitabından uyarlanmış aynı adlı filmin yapayzekası V.I.K.I. Kendine verilen parametreler ölçüsünde hareket eden bir yapayzekanın çıkarımlarıyla, toplum tarafından kendisine göz kulak olması görevi verilmiÅŸ birinin aynı sonuca ulaÅŸması da bizi Watchmen’in ıskaladığı bir altmetne götürüyor: güç odakları toplum üstünde belirleyici roller oynayabilir mi? Gücü elinde tutan milyonların kaderini belirleyebilir mi?

Günümüz siyasi çeliÅŸkileri ve durumuyla son derece uyumlu olan bu altmetin, saldırgan deÄŸil de pasif bir Amerika yaratılınca tabii ki havada kalıyor. Belki de çizgiromanın ele aldığı olayların, V for Vendetta misali güncellenmesi söz konusu olsaydı çizilen portre günümüz insanına daha yakın gelebilirdi. Hal böyleyken arkaplan olarak SoÄŸuk SavaÅŸ atmosferini seçen Zack Snyder, Alan Moore gibi bir üstadın bu arkaplan ve Nixon hakkında yaptığı kara mizahi eleÅŸtirileri karikatürleÅŸtirerek neredeyse yumuÅŸatmış. Ozymandias üstünden hem amerikalı hem de sovyet yönetimlere bir giydirme olan bu deÄŸerli sorular, filmde niteliklerini ne yazık ki kaybediyor. Çizgiromanda yaptığı hareketin doÄŸruluÄŸundan emin olamayan Ozymandias’ın tereddütüne filmde rastlayamıyoruz. Sadece Nite Owl II’nin yapay bir tehdide karşı birleÅŸen, deforme bir barışa sahip dünya hakkında söylediklerini duyuyoruz. Çizgiromanda saldırı ÅŸekli farklı. Saldırıya da sadece New York uÄŸruyor fakat yine de barış saÄŸlanıyor. İnsan refleksi olan ortak düşmana karşı birleÅŸme ne yazık ki çizgiromanda iÅŸlenmiyor. Saldırı yine Ozymandias tarafından yaratılan bir yaratığın New York’un yarısını öldürmesi suretiyle geliyor. Bu eylem de barışı saÄŸlıyor. Yani kaynak eserde ortak düşmana karşı birleÅŸme, ortak yaraları beraber sarma, ortak acıları beraber atlatma gibi deÄŸerler yok. Oysa filmde bu ahlaksal ve öngörülebilir deÄŸerler ortaya konularak, sorunsal altyapı bir adım öteye taşınmak istenirken; sadece suya sabuna dokunmayan bir filmle sonuçlanıyor. Zira dünyadaki belli baÅŸlı merkezlere yapılan bir saldırı doÄŸal refleks sonucu insanları tek bir saf olamaya iter, evet. Fakat çizgiromanda saldırıya tek maruz kalan ülke Amerika’ya baÅŸta Sovyetler olmak üzere tüm dünya yardım eder ki, bu Amerika’ya filmden çıkarılan bir eleÅŸtiri sunar.

Sonuç olarak çizgiromandan filme birebir uyarlama konusunda baÅŸarılı bir yönetmenin, bütün bunları kopyalamaya çalışması ve bazılarını çıkarma yoluna gitmesi kaçınılmazdı. Bu noktada da ortaya yazının başında deÄŸindiÄŸimiz uyarlama sorunu çıkıyor. Çok karakterli ve her karakterin kendi öyküsüne, ikilemlerine sahip olduÄŸu bir uyarlama deÄŸil de kaynak eserin çok sık rastlanmayan doygunluÄŸu sayesinde özüne toz kondurmayacak bir film seyrediyoruz. İnsanın iyiyi ve kötüyü aynı anda içeren yapısını da tema olarak ele alan bir filmde orijinal fikrin iyi, yönetmenliÄŸinse kötü olması ironik olmasa gerek. Zira insan doÄŸası yapıtlarına da sirayet eder. Alan Moore’a eserlerinin filmleÅŸtirilmesi hususunda takındığı tavır konusunda hak vermek gerek; yapıtlarının tüm uyarlamaları canını sıkıyor. En sonunda da karşısına bir yapıtını, film içi soft pornografiyi imzası olarak kullanmaya çalışan, öykü içi zaman akışını bir çocuk edasıyla kullanan bir yönetmen çıktı. Buna raÄŸmen film, Moore’un kurduÄŸu güçlü yapı ve Rorschach rolünde Jackie Earle Haley’in karakteri nefes alacak kadar gerçek hale getirmesiyle ayakları üstünde durabiliyor.

İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:

  1. Who Watches The Watchmen
  2. Quis Custodiet İpsos Custodies?

blog comments powered by Disqus