Westworld: Üç Tanrının İlahi Komedyası

Lisa Joy ve Jonathan Nolan, son yılların en etkileyici öyküsünü anlatıyor.

Westworld’ün ikinci sezonu da sona erdi. Şimdiden her açıdan kült mertebesine ulaşan diziyle ilgili çok şey yazılıp çizilebilir. Teoriler, senaryo örgüsünün mükemmelliği, insanlık tarihine, mitolojiye göndermeleri, teknolojiye getirdiği felsefi eleştiri, müziği, kurgusu, görüntü yönetmenliği, altmetinde rastlayabileceğimiz ezoterik okumalar… Her birinden birer kitap çıkar. Jonathan Nolan ve Lisa Joy’u ne kadar tebrik etsek az gelir diyerek bu konuları gelecek yazılara bırakalım ve diziye başka bir yerden bakalım.

Westworld’ün hissettirdiği, düşündürdüğü, dikkat çektiği, her bölüm bittikten sonra irdelemeye ittiği konulardan biri de haliyle insan aklı… Akıl nerede başlar, nerede biter? Özgürlük nedir, özgür olduğumuzu nasıl anlarız? Vicdan nedir? Aşk nasıl hissedilir ve yaşanır. Akıl, vicdan, yaşamımızdaki tercihler, ölümün karşısında ne yana düşer?

Joy ve Nolan’ın ve dizinin arkasındaki usta yazar ekibinin, bu kritik soruları üç ana karakter üzerinden ilerlettiğini söylemek mümkün. Güzel ve çarpıcı olan William, Arnold ve Robert üzerinden ilerleyen öykünün, bu sorulara doğrudan yanıt vermeye çalışmadan, iddialı, didaktik laflar söylemeden, insanı düşünmeye, araştırmaya, okumaya, sorgulamaya sevk etmesi…

(Yazının bundan sonrası spoiler (sürprizbozan) içermektedir)

Dizinin öyküsünün, yaratan ve yaratılan arasındaki güç ve özgürlük ilişkisine odaklandığını söylemek yanlış olmaz. Westworld’de tanrılar var, kullar var, efsaneler, mitler, cennet ve cehennem var. İnsanlık tarihinin tüm dini mitolojilerine göndermelerle süslenen senaryoda semboller ve altmetin, son dönemlerdeki en etkileyici yapımlardan birini ortaya çıkarmış durumda…

Westworld’ün üç tanrısı var… William, Arnold ve Robert…

Arnold yaratıcı tanrı… Dinsel mitolojilerde bedene canı üfleyen, artılarıyla eksileriyle, doğrularıyla yanlışlarıyla, güçleriyle zayıflıklarıyla yeni bir yaşam formu yaratan, bu yaşam formunun içinde yaşayacağı evreni kurgulayan baş tanrı… Yaratan, yarattığı forma öğrenme, analiz etme, sonuç çıkarma yeteneklerini bahşeden tanrı… Arnold ve birebir olmasa da taklidi Bernard, insanın ve hostların hatalarının acısını içinde hisseden, düzeltmeye çalışan, iki ayrı türün birlikte yaşayabileceğine inanan, cenneti düşleyen bir yaratıcı… Arnold’ın yaratma heyecanının sonu hayal kırıklığı oluyor. Bir cennet yarattığını düşünürken, cehennemi dünyaya indirdiğini anlaması, ölüme karşı aciz kaldığını kavramasıyla kendisini kaçınılmaz sona teslim ediyor. Yarattığı Dolores’in aklında kalanlar sayesinde yeniden doğabilen, kendini küllerinden yeniden üreten bir mitoloji haline geliyor. Kendisi olmasa da fikri yaşıyor. Ve ikinci sezonun sonunda, ölümünden yıllar sonra bile esas belirleyici onun kafasındaki ilahi soruların çözülmesi oluyor.

Robert yönlendirici tanrı… Semavi dinlerde daha çok rastladığımız, tüm evreni ve yaşamı yaratırken, yarattıklarının kaderini de baştan çizen, onlara sınavlar hazırlayan, yaşamı değil yaşadıkları anları seven, yaradılışı ve ölümü bir sanat olarak gören ilahi bir güç… İlk sezonda Michelangelo’nun Yaradılış tablosunda dikkat çektiği gibi, insan aklının yarattıklarına hayran olan, kendisini de aklın sınırlarını zorlamaya adamış bir yaratıcı. Yarattığı ve önlerine öyküler koyduğu host’ların öğrenmelerini, kendilerini geliştirmelerini ve kendi kurduğu öykülerden çıkmalarını isteyen bir tanrı. Doğruları ve yanlışları olmayan, ölümü yaşamın doğal bir parçası olarak gören ve kendi ölümünü bile planlayarak oyunun bir parçası haline getiren bir üst zeka… Üç tanrı arasında, evrenin ilahi komedyasının en iyi oyuncusunun Robert olduğunu söylememiz gerekiyor.

Ve William… En insan tanrı… Mitolojide yarı insan-yarı tanrı figürlere benzetebileceğimiz, Arnold ve Robert’ın yarattığı evrende, yaşayarak, öğrenerek, kuralları zorlayarak, ailesine, patronu Delos’a ihanet ederek, kendi yanıtlarını arayan bir gezgin… İnsancıl günahların, gücün, maddiyatın, paranın peşindeyken, Robert ve Arnold’un önüne koyduğu bulmacanın esiri oluyor. Aşkıyla ve acımasızlığıyla, Robert ve Arnold’ın yarattığı yeni türün öğretmeni oluyor. Host’lar onun yarattığı belalar sayesinde anlamaya, hatırlamaya ve hissetmeye başlıyor. Host’lara can katan Arnold, öykülerini yazan Robert’ken, yaşamlarına anlam katan William oluyor. Kendi hayatının anlamsızlığı, hostların arayışını tetikliyor.

Bu üç tanrı kompleksli, baskın kişilikli erkek arasında kalan host’ların Havva Ana’sı Dolores, iki sezon boyunca ilahi komedyayı yaşadı. Arnold’dan hayatı aldı, cenneti yaşadı. Ama masumiyetini de Arnold kendisini öldürtünce kaybetti ve cennetten kovuldu. Robert’tan bilgiyi, hatırlamayı ve bu bilginin gücüyle özgürlüğü aldı, kendisine bir yol çizme şansını elde etti. William ise Dolores’e geri kalan herşeyi verdi. Aşkı, ihaneti, acıyı, ölümü, sevdiklerini kaybetmeyi, gücü ve güçsüzlüğü öğretti. İkinci sezonun son sahnelerinde Dolores’in tüm bilgiyi, anıları, acıyı, mutluluğu yanına alarak, insanlar için cennet, host’lar için cehennem Westworld’den ayrılıp, fani dünyaya geçtiğini gördük. Üç tanrıdan sadece Arnold’un yansıması Bernard, Dolores’in hayatına etki edebilecek artık. Gelecek sezon, Dolores’in ilahi öyküsünün devamını izlemek her açıdan ilginç olacak.

kategori:
izlenim

ilgili