Whiplash: Bazı Hırslı Caz Adamları

İlk bakıldığında Whiplash’in, caz bateristi olma hevesindeki bir gencin bu yoldaki mücadelesini anlattığı düşünülebilir. Nitekim hikayeyle ilgili yapılacak bu tahmin çok da yanlış sayılmaz. Ne var ki film bunu...
whiplash film

İlk bakıldığında Whiplash’in, caz bateristi olma hevesindeki bir gencin bu yoldaki mücadelesini anlattığı düşünülebilir. Nitekim hikayeyle ilgili yapılacak bu tahmin çok da yanlış sayılmaz. Ne var ki film bunu Hollywood’un çoğu zaman başarı hikayeleri anlatırken başvurduğu anlatım biçimine benzer bir yolla yapmıyor. Yani başarıya susamış yetenekli bir çocuk ve onun bu yolda ilerlerken yanında duran, ona rehberlik eden emektar bir müzisyen, zorlu bir mücadele ve sonunda ulaşılan başarı türünden bir izleği yok filmin. Hatta diyebilirim ki Whiplash demin bahsettiğim tüm bu hikaye örgüsünü ve malzemesini baş aşağı ediyor. Whiplash’i muadillerinden ayıran yanı da bu oluyor.

whiplash filmi

Filmde çoğu şey beklenilenin dışında, seyircinin öngöremediği bir şekilde gelişiyor ki bu da onu seyirci için farklı bir film kılıyor. Daha bir bebekken annesi tarafından terk edilmiş Andrew’un hayatında onu büyüten babasından başka kimsesi yoktur. New York’ta bir müzik okuluna başlayan Andrew tüm zamanların en iyi bateristlerinden biri olmayı hedeflemektedir. Okulundaki müzik salonlarından birinde bateri çalalarken okulun en ilginç öğretmenlerinden biri salona giriverir. Salona giren Terence Fletcher’dır. Andrew’dan birkaç ritim çalmasını isteyen Fletcher, Andrew’in çalışını beğenmez ve sonra ortadan kaybolur. Ne var ki bu, Anderew’in Fletcher’la son görüşmesi olmaz. Andrew bu olaydan birkaç gün sonra Fletcher’ın orkestrasına yedek davulcu olarak katılır.

Bir filmin çarpıcılığı, ezberi bozuşu ve niteliğinin üstünlüğü filmin “iyi” adamıyla değil “kötü” adamıyla ilgilidir kuralı Whiplash için de çalışıyor. Filmin kötü adamı Fletcher, bilinen ve anlatılagelen kötülüğün mümkün olduğu kadar dışına çıkartılmaya çalışılıyor, karakter olarak kendini çeşitliyor ve hatta belki de ne kadar öngörülemez oluyor ki bu da filmi seyirci için dikkat çekici kılıyor ve filmin niteliğini yükseltiyor. Hoş, bu filmde bildik bir iyi-kötü çatışması olduğu söylemek bile gereğinden fazla iddialı olur diye düşünüyorum. Bence Whiplash’te doğru ile yanlışın, ahlaki olanla ahlak dışı olanın sınırlarını elinden geldiği kadar silikleştirmeye çalışılmış. Fletcher’ın çalışma tarzı okulun diğer öğretmenlerinden oldukça farklı. Onun için müzik bir ihtiras, bir hırs meselesi. Hep kusursuzu arıyor ve onu elde etmek için etrafındakileri, en başta da öğrencilerini harcamaktan çekinmiyor. Provalarda Fletcher’ın ağzından küfür ve hakaret eksik olmuyor. Onlara ağzına geleni çekinmeden söylüyor. Öğrencilerinin, onu bu tutumuna karşı tepkileri ise itaatten başka bir şey olmuyor. İşin ilginci Fletcher’ın orkestrası çoğu öğrencinin girmeye çabaladığı bir yer. Bunun nedeni ise orkestranın kazandığı saygınlık. Orkestra katıldığı her müzik etkinliğinden ödüllerle dönüyor. Böylesi “başarılı” bir ekipte çalıyor olmak, dikkatleri üzerine toplamak ve hatta bu sayede daha öğrenciyken bir kariyere başlamak öğrenciler için oldukça talep edilen bir şey.

whiplash

Whiplash en çok bu yönüyle kafa kurcalıyor. Evet, başarıya giden yol her zaman çetin ama bu yolda size rehberlik eden yetkin insanın sınırlarınızı her defasında zorlaması, bu yolda size verdiğiniz mücadelenin dışında ayrıca yükler bindirmesi, öğrencilerini acımasızca kamçılaması, sizi kendi başarısı için kullanması ve hatta çalıştırdığı insanları buna mecbur bırakması ne kadar doğru, diye düşünüyorsunuz film boyunca. Başarı ve mükemmeliyet yapılan iş ne olursa olsun ama açık ama dolaylı olarak peşinden koşulan bir şey ve bunun için bedeller ödenmesi gerekir. Fletcher, hedeflediği şeyi çalıştırdığı öğrencilerden isterken ahlaklıymış gibi görünmek nezaketini ve üslubunu bir yana koyup, şefkatli, babacan öğretmen tavrını da boş vererek derdini açıkça dile getiriyor. Fletcher müzik başarısı için bildiği hiçbir ahlaki kuralı umursamıyor.

Filmde Fletcher’ın karakter olarak karşıtıymış gibi görünse de aslında Andrew da öğretmeninden çok da farklı değil bence. Tek bir farkla; Andrew başarıya ulaşmak için etrafındakilere değil kendine zarar veriyor. Acımasız öğretmeninin gözüne girmek için gecesini gündüzüne katıyor. Elleri baget sallamaktan kanayana kadar çalıyor, çalışıyor. Bateri Andrew için bir takıntı haline geliyor. Ta ki Andrew kendi sınırlarının duvarına savrulup ruhu ve bedeni iyice hırpalanana kadar.

Whiplash caz müziğine düşkün, mükemmelliği takıntı haline getirmiş bir öğretmen ve onun öğrencileri ile arasındaki arızalı ilişkiyi anlatıyor ama bunu film boyunca bir taraf tutarak ya da kahramanlarını yargılayarak yapmıyor. Bu konudaki tarafsızlığı seyirciyi hikâyeye karşı daha savunmasız hâle getiriyor. Çoğu zaman kendinizi orkestrada yaptığınız ya da yapacağınız bir hata yüzünden esip gürleyen ve ağzından tükürükler saçarak küfreden öğretmenden azar işitecek öğrencilerden birinin yerine koyuyor, hikâyeye ister istemez gerilimli bir şekilde dâhil oluveriyorsunuz. Filmde J. K. Simsons, Terence Fletcher rolüyle bu yılın en iyi oyunculuk performanslarında birini sergiliyor. Yılın en filmlerinden biriyle karşı karşıyayız bence. Şiddetle tavsiye ediyorum.

kategori:
izlenim

ilgili