Yaşamak İçin Öldür: Botaru Rowaiaru

Edip Can Rende, Battle Royale'i Hunger Games üzerinden değerlendirdi....

Quentin Tarantino’nun röportajlarında adından sıkça bahsettiği, hayranı olduğu, Uzakdoğu sinemasının önemli isimlerinden sayılan ve 12 Ocak 2003’te vefat eden Kinji Fukasaku’nun yönetmenliğini üstlendiği bir film “Botaru rowaiaru” (Battle Royale).

Film, Fukasaku’nun çektiği son iki filmden bir tanesi. Diğeri de bu filmin devamı konumundaki “Botaru Rowaiaru II: Chinkonka”. Film, Japon yazar Koushun Takami’nin aynı adlı romanından, yönetmenin oğlu Kenta Fukasaku tarafından senaryolaştırılmış. “En iyi arkadaşını öldürebilir misin?” şeklinde pazarlanan ve vizyona girdiği dönemde kimilerince başyapıt, kimilerince vasat ilan edilen filmin konusu The Hunger Games’in aynısı. Açıkçası bu filmi izledikten sonra The Hunger Games’in yazarı ve  senaristlerinden Suzanne Collins’e getirilen eleştirilere hak vermemek elde değil.

Suzanne Collins The Hunger Games’i yayınladıktan sonra bazı çevrelerden “Ama bu, Battle Royale’in aynısı” şeklinde eleştirilmiş, Collins de bu eleştirilere “Ben Battle Royale adlı filmi izlemedim” şeklinde cevap vermişti.  Günahını almayalım ama The Hunger Games ile “Botaru rowaiaru” arasında epey benzerlik var. Esinlenmeyi de, tesadüfü de aşacak derecede benzerlikler var: Halkı üzerindeki hakimiyetini yitiren devlet, egemenliğini tekrar elde etmek için her sene belli sayıdaki ortaokul öğrencisini bir adaya bırakır ve kendilerine ikişer çanta verip birbirlerini öldürmelerini emreder. Onlara üç gün süre tanır. Eğer üçüncü günün sonlarına dek bir “galip” çıkmazsa yarışmayı yöneten kişi elindeki düğmeye basacak ve hayatta kalan herkesi öldürecektir. Yarışmacıların hem nereye gittiklerinin saptanması, hem de üçüncü günün sonunda bir galibin ortaya çıkmaması sonucunda tek düğmeyle onları öldürmek için yarışmacıların boyunlarına kırılamayan bir demir halka bağlanmıştır. Yarışma başladığında gençler adanın çeşitli taraflarına kaçışırlar. Artık gençlerin yaşamak için birbirlerini öldürmeleri gerekmektedir.

Belirttiğim gibi The Hunger Games’le bir sürü benzer yanı var filmin. Farklılıklarından bir tanesi ise fazlasıyla şiddet içermesi ve reality show’a değinmemesi. Gary Ross’dan farklı olarak Kinji Fukasaku elini korkak alıştırmamış. Çok cesur davranmış. Hatta biraz fazla cesur davranmış. Akla hayale gelebilecek her türlü sahneye filminde yer vermiş. Baltayla öldürülen mi dersiniz, boğazı kesilerek öldürülen mi, başı koparılan mı dersiniz… Her türlü ölüm mevcut bu filmde. Bu gibi sahneler yüzünden zamanında epey olay yaratmış ve Japonya’da sansürlenerek, ülkemizde ancak üç yıl aradan sonra !f Festivali aracılığıyla gösterilmişti. Bunun dışında Fukasaku, Ross’un da düştüğü hataya düşmüş: Gençlerin birbirlerini öldürmelerini “aşk” üzerinden açıklamak. Yani aşk temasını fazlasıyla önplana almak. Adaya kırk kişi bırakılıyor ve bu kırk kişinin yarısından çoğu aşık. Kızların birbirlerini öldürmelerinin nedeni hep aşk üzerinden açıklanıyor ve bu da ne yazık ki hikayenin gerçekçiliğini zedeliyor.

Fukasaku’nun yaptığı diğer hata da yarışmaya/oyuna hemen başlaması. Liseliler henüz üzerlerindeki şoku atlatamadan birbirlerini öldürmeye başlıyorlar. Bu da aşk temasıyla sarsılan gerçekçiliğin bir kez daha zedelenmesine neden oluyor. Ayrıca Fukasaku’nun böylesi politik bir konudan apolitik bir film ortaya çıkarması politik bir film bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Fukasaku filmdeki şiddete o denli eğilmiş ki politik bir kaç cümle etmekten kaçınmış. Belki bilinçli, belki bilinçsizce yapılan bir tercihtir bu ama tıpkı The Hunger Games gibi politik olmaması değerini düşürüyor kanımca.

Fukasaku’nun ortaya koyduğu film ne yazık ki etkileyici ve sarsıcı olmayı başaramıyor. Nasıl ki The Hunger Games ergenleri tavlamak uğruna aşka fazlasıyla abanıyorsa, Botaru Rowaiaru da şiddete abanıyor. Filmin başından sonuna dek öğrencilerin/yarışmacıların birbirlerini öldürmeleri, bu sahnelerin bilinçli bir şekilde soğuk bir anlatımla kotarılmaları, oyuncuların başarısız performansları, filmdeki mantık hataları, yönetmenin hikayesini toparlayamayıp iyice dağıtması ve finale doğru hiçbir mesaj verememesi, söylemek istediklerini söyleyememesi ile film ne yazık ki vasat sınırına yaklaşıyor ve burada kalıyor. Filmin tanıtımlarında bolca kullanılan “En yakın arkadaşını öldürebilir misin?”e de ne yazık ki etkili bir şekilde değinilemiyor.

Filmin artıları arasında müzik kullanımı, sahnelerin başarıyla kurgulanması, karakterlerin derinleştirilmesi sayılabilir. The Hunger Games’in başarısız olmasının nedenleri arasında karakterlerini derinleştirememesi de yer alıyor. Ama Botaru Rowaiaru’da karakterler başarılı bir şekilde derinleştiriliyorlar. Doğru anlarda flashback yöntemiyle karakterlerin geçmişte yaşadıkları kısa bir şekilde izleyiciye aktarılıyor. Böylelikle oyuncuların beceremediklerini yönetmen becermiş ve karakteri derinleştirmiş oluyor. Karakterlerin derinleştirilmeleriyle karakterin yarışmadan önceki haliyle yarışmadaki halini mukayese edip bu türden yarışmaların insanı insanlıktan çıkarabileceğini kanıtlamış oluyor Fukasaku. The Hunger Games’in diğer başarısız yanı merkezine Katniss’i alıp diğer karakterleri önemsememesiydi. Bu filmde de merkeze alınan karakterler var ama başarılı bir şekilde çoğu yarışmacının adadaki savaşına odaklanmayı başarıyor yönetmen. Önemli müzisyenlerin requiem’leri filmde başarıyla çalınıyorlar. Müzik kullanımında da bir başarı söz konusu.

Yazının sonuna gelirken filmin çoğu açıdan The Hunger Games’ten daha başarılı olduğunu ama vasata aşamayıp germediğini, hatta bir süre sonra sıkmaya başladığını belirtmeliyim. The Hunger Games’i şiddete yer vermediklerinden ötürü eleştirmiştim. Bu filmiyse şiddete gerçekten de göze batacak kadar yer verilmesi ve gerilimin sağlanamaması açısından eleştirdim. Sanırım bunları dengede tutmak ve bunlara politikayı dahil etmek gerçekten de zor.

kategori:
izlenim

ilgili