Yazarken Duygularına Hakim Olamayanlar

Senaryolara müdahale ettiğiniz olur mu? Tabii ki müdahale ediyorum. Sonuçta işin en önemli kısmı senaryo. Detaylardan çok genel çatısı ve mantığıyla ilgili konularda müdahale ederim. Size göre senarist karar...

Senaryolara müdahale ettiğiniz olur mu?

Tabii ki müdahale ediyorum. Sonuçta işin en önemli kısmı senaryo. Detaylardan çok genel çatısı ve mantığıyla ilgili konularda müdahale ederim.

Size göre senarist karar mekanizmasında olmalı mı?

Kesinlikle olmalı. Fakat çoğu zaman senarist yazdığı senaryoyla duygusal bir bağ kuruyor. Biz ise yapımcı olarak daha objektif ve daha dışardan bakabiliyoruz. Sonuçta televizyonlara dizi yapmak ticari bir faaliyet. Satmazsa işi devam ettiremeyiz. Bu nedenle son söz yapımcınındır.

Bu cevaplar Timur Savcı’ya ait. Neden alıntılanmayı ve bir yazı konusu olmayı hak ediyor bu cümleler? Çünkü, yapımcıların senaryoya ve senariste karşı genel bakış açısını, kusursuz biçimde ifade ediyorlar. Defalarca duymuşsunuzdur zaten.

Şimdi bir zamanlar moda olan yapı-sökümcülük oynayalım. En basit haliyle elbette. Çünkü birazdan göreceğiniz gibi senaristler duygusal insanlar olduklarından, mantıksal çıkarımlarda biraz zorlanıyorlar. Dışarıdan bir göze ve müdahaleye ihtiyaçları var. Umarım bu yazıyı da öyle görürler.

Yap- Sök- Devret

Önce işin hakkı teslim ediliyor ‘senaryo işin en önemli kısmı’ ama o kadar önemli ki sadece senariste bırakılamaz.
Yapımcının ‘objektif’ müdahalesi gerekiyor. Çünkü o dışarıdan bakabiliyor. İşle duygusal bağı olmadığı için nesnel ve soğuk kanlı kararlar verebiliyor. Herkesin ‘işini’ iyi yapabilmesi -nesnel ve duygusallığa kapılmadan- için dışarıdan biri gerekiyor yani. Bu mantıkla, oyuncuların, yönetmenlerin ve yapımcıların onları ‘dışarıdan izlediği için objektifleşen’ birilerine ihtiyacı var. Sonuçta herkes bir an duygusallaşabilir, değil mi?

Müdahalenin içeriği ne peki? ‘Senaryonun genel çatısı ve mantığı’ na müdahale ediliyor. Yani, senaryonun en temel unsurunu, kendi başına oluşturamayan bir senaristle karşı karşıyayız. Kendi başına genel çatıyı ve mantığı oluşturabilseydi şüphesiz ki yapımcı müdahil olmak zorunda kalmayacaktı. Böyle bir senariste yetersiz demek haksız bir yargı olmayacaktır sanırım. Çünkü yeterli olsaydı senaryonun genel çatısını ve mantığını kendi başına kurabilirdi değil mi?

Bu yetersizliğin nedenine gelirsek, çoğu zaman senarist yazdığı senaryoyla duygusal bir bağ kuruyor. Yapımcılar, duygusal senaristlerin mantığını dumura uğratacakaları senaryoyu korumak adına, sorumluluk alıyorlar bir bakıma. Haksız da sayılmazlar, dizilerimiz fazlasıyla mantıklı, genel çatısı kusursuz. Bu nedenle son söz yapımcınındır. Sonuçta televizyonlara dizi yapmak ticari bir faaliyet. Satmazsa işi devam ettiremeyiz. Burada, senaristin bir başka yetersizliğiyle karşı karşıyayız. Senarist ne iş yaptığından bihaber. Evet yanlış duymadınız. Dizi yazmanın ticari bir faaliyet olduğunun farkında bile değil. Öyle ki, yazarken bunu umursamadığı ya da zaten hiç farkında olmadığı için duygusallaşıp, senaryonun mantığını kuramadığı ya da sarstığı oluyor.

Bir mesleğin, meslek olarak saygı gördüğünün çok basit bir göstergesi vardır: Hayır deme hakkınız var mı yok mu? Basit bir ayraç.

Örneğin bir müteahhit, bir inşaat mühendisinden mühendisin çalışma alanına dahil bir talepte bulunduğunda, inşaat mühendisi mesleğinin ilkeleri gereği imkansız olduğunu düşünüyorsa, hayır diyebilir. Buradaki hayır, mesleğin ‘uzmanlık’ gerektirdiğini, yapısı, kuralları ve tekniği olduğunu gösteren bir sınır çizgisidir. Eğer bu sınıra sahip değilseni, siz bir meslek icra etmiyorsunuzdur. Çünkü bir mesleği yapmak, o mesleğin gerektirdiği ilkeler içinde özgür olmaktır. Bu sınır çizgisini koyamıyorsanız, koruyamıyorsanız özgür değilsiniz demektir.

Yerli Dizi Yersiz Senaristler adlı yazıda bunları yazmışım. Nihayetinde ne demişim? Senaristler hayır diyemezler. Çünkü son söz yapımcınındır. Kendi metinleri hakkında karar verme hakları ya da yetkileri yoktur.
Profesyonel olarak senaryo yazmak için kalifiye olduğunu düşünen ve işe soyunan birinin sözsüz bırakılmaya tepkisi ne peki?

Dürüstçe cevaplayalım, senaristin mesleki sınır çizgisi nedir?

Yapıyı sökmeye kaldığımız yerden devam edelim.Yapımcıların akıl yürütmesi, birazcık mantık tedrisatından geçmiş birilerinin size çok kolayca söyleyebileceği gibi metafiziktir. Çünkü müdahalenin gerekçesi olarak söylenen şey şudur aslında: Ben riski yok edebilen bir büyücüyüm. İstediğim değişiklikler yapılırsa izlenir.
Söylemeye gerek var mı, sadece deneyiminizin sınırları içinde olanı kontrol edebilirsiniz. Deneyim sınırları ötesinde konuştuğunuz her şey metafiziktir. Ne anlamı var peki bunun? Bir önerme deneyimlenebilir değilse, dünyevi ve olgusal bir önerme değildir. Bu yüzden, bilgi ve düşünme nesnesi olamaz. Analiz edilemez. Yanlışlanamaz. Doğrulanamaz.

Satmak ve tutmak kavramının içeriği emin olun ki bu metafizik mantıkla dolduruluyor. Bu mantıkla yapılan ama izlenmeyen yüzlerce dizi bu mantığı değiştirmiyor. Oysa tahmin edebileceğiniz gibi, olgusal önermeler yanlışlandığında, önermelerin olgusal mantığı dolayısıyla başkalaşırlar. Tamamen ortadan kalktıkları da olur, bir takım değişikliklerle yollarına devam ettikleri de. Ama ortaya attığınız bir önerme, gerçeklerle sınandığında ve yenildiğinde, sınanan ve yenilen mantık değişmeden yerli yerindeyse, akıl tutulmuştur. Öğrenmek, ilerlemek mümkün değildir artık.

Olgusal olan nedir peki? Yapımcının, senaristin, yönetmenin iyi bir iş ortaya koymaktan, işlerini iyi ve doğru yapmaktan başka yapabilecekleri bir şey yoktur. Kontrol edebilecekleri alan budur. Elbette ki amaç izlenmektir ve herkes bu amaç doğrultusunda çalışır. Ama, izlenmek doğaldır ki belirlenebilir(planlanabilir) değildir.

Senaristin İşi Ne: Bir Manifesto Taslağı

Senaristlik bir meslekse, meslek olmanın gerektirdiği ‘profession-uzmanlık’ a sahip olmak zorundadır. Değilse zaten bir meslek değildir. Bu bağlamda, marangozlukla senaristlik arasında bir fark yoktur. Olmamalıdır. Bir marangoz ahşaba karşı ne kadar duygusalsa, bir senaristte metin karşısında o kadar duygusaldır. Bir faaliyetin meslek olduğunu kabul etmek onun bir uzmanlık gerektirdiğini kabul etmektir. Bir senarist, eğer gerçekten yetkin bir senaristse, genel çatı ve mantık kurmayı her hangi bir müdahele olmaksızın becerebilmelidir.

Senaryo, sonunda görüntüye dönüşsün diye yazılmış araçsal bir metindir. Kendinde ve kendisi için yazılmaz. Nihayetinde görsel bir yapı olan filmin, tutarlı bir bütünlüğe sahip olması gereken iskeletidir. Yani bir senaristin esas becerisi ve uzmanlık alanı zaten ‘genel çatı’ ve ‘mantık’ oluşturmaktır. Çünkü senaristin var olmasının ilk ve asli amacı genel çatıyı ve mantığı kurmaktır. Aslında senaristin ‘pazarlığını’ yapabileceği şeyler ‘detaylardır’ illa ki bir pazarlık gerekiyorsa. Tam da genel çatı ve mantık meselesinde bir duruşa sahip olmalıdır. Çünkü, genel çatı ve mantık ifa edilen mesleğin grameridir.

Senaristliğin, bütün meslekler gibi öğretilebilir bir tekniği ve yapısı vardır.Yani tekrar edebilen ve yeniden üretilen bir mantığı olmalıdır.

Bu bağlamda tamamen tekniğe hakim olmayı gerektiren bir faaliyeti, duygusallıkla anlıyorsanız ya da yapıyorsanız siz senarist filan değilsinizdir. Bırakın senarist olmayı, yetişkin bile değilsinizdir. İşini hakkıyla, doğru biçimde yapmak için müdahale edilmesi ve yol gösterilmesi gereken biri yetişkin midir?

Gelecek itirazlara cevap: Ne yapsın, sussun mu yapımcı? Dizinin ortaya çıkması, tam anlamıyla kollektif bir çaba gerektirir. Yapımcı, yönetmen, oyuncu vs. aklınıza bu kollektivitenin bir unsuru olarak gelen herkes fikir beyan edebilir, önerilerde bulunabilir. Kollektif çalışmanın doğası buna açık olmayı gerektirir. Önerilerden, bazıları gerçekten işe bakışınızı değiştirebilir. Bazıları yararlıdır. Bazıları yarasızdır. Eğer söz konusu olan senaryoysa, bazıları diye uzayıp gidecek her cümlenin yargı alanı senariste aittir ya da ait olmalıdır.
Herkes adının altında yazdığı işin kaderi hakkında son söze sahip olmalıdır.

Metafizik bir otorite dayatılarak, senaristin söz ve karar hakkı yok sayılamaz. Röportaj apaçık anlatıyor zaten bunu. Eğer, son söz yapımcınınsa senaryoya dair gelebilecek geri dönüşlerin adı öneri değil emirdir. Başka adı olamaz. Şöyle soralım, yazdığınız ve her şeyiyle içinize sinen bir kısmı yapımcı beğenmedi, değiştirmenizi istedi. Hayır diyebilir misiniz? Hayır derseniz olacaklar nelerdir?

Senarist olarak değiştirmeme şansınızın olmadığı açık değil mi? Yapımcının, diyaloglarda dahi değişiklikler istediği, istemekle kalmayıp o değişiklikleri bizzat kendisinin yaptığı, bir piyasa gerçeği değil mi? Detay ne? Virgüller mi? Yapımcının görevi, senaryo edisyonu değildir. Yapımcı, proje için en doğru adları bulup, o adların işlerini hakkıyla yapabilmeleri için gerekli koşulları sağlaması gereken kişidir. Riski ortadan kaldıran metafizik güce sahip bir otorite olmaktan sıyrılmalı, riskin ne yapılırsa yapılsın bu piyasanın kaçınılmazı olduğunu kabul etmelidir. Eğer gerçekten sihirli bir yöntem olsaydı, sinema tarihinde batmış film olmazdı. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Var mı yoksa?

Son bir öneri, bence Türk dizi sektörü, çığır açacak iş yöntemini dünyadan saklamamalı. Hem işsizlik sorununa kesin çözüm olmaz mı? Düşünsenize, bir işi iyi yapabilmesi için, işi yapanın başına birini dikersek, sonsuz bir iş zinciri elde ederiz. Kimsenin işsiz olmadığı, mutlu bir dünya olur. Evet, mantıklı!

Kusura bakmayın, yazarken duygusallaştım gene!!!

—–
Röportajın tamamı için bakınız: http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=1117

kategori:
seçki

ilgili