Zamani barayé masti asbha: Atlara Viski Peki ya Bana?

Kalbimin kapılarını kapatmak istiyorum bugün… Savaşın kenarında bırakılmış bir kaya oluyorum bir anda, kulağıma doğru koşuyor cümleler aralarında silah sesleri, tankların gürültüsü, kanayan yaraların sesi de var. Ne oluyor...

Kalbimin kapılarını kapatmak istiyorum bugün… Savaşın kenarında bırakılmış bir kaya oluyorum bir anda, kulağıma doğru koşuyor cümleler aralarında silah sesleri, tankların gürültüsü, kanayan yaraların sesi de var. Ne oluyor burada diyemiyorsun, neler oluyor diye soramıyorsun. Bir arkadaşım vardı benim Leyla… hasta kız kardeşini iyileştirmek için 55 yaşındaki Hamo Amca ile evlenmişti, kardeşi tedavi olup biraz iyilşince intihar etti; onların elleri hiç titremedi tabutunun üzerine gelinliğini sererken. Onun da sesini duydum kulağıma doğru koşan cümlelerde; o gelinliğinde sesi vardı.

Zaman geçiyordu, hayat kötüyle kol kola geziyordu ve elbette umut vaad eden birkaç şey oluyordu, kötünün ve karanlığın kendi iç çelişkisiydi bu. Çelişkilerin ortasına otağ kurmuş bir dünyadan başka bir şey beklemiyorduk elbette nefes alan “bir şeyler” olarak. O gün birileri ölmüş, birileri aç kalmış, birileri evlenmiş, birileri cinnet getirmiş, birileri sevişmiş, birileri aldatılmıştı. Evde sessizlik yatırı vardı o gün, ben onun üzerine kapanmış dua ediyordum; kulağım bir şeyleri duymasın ben görmeyeyim diye. Nitekim öyle olması için elimden geleni yaptım ve sessizlik yatırı dualarımı ulaştırdı yetkili mercilere. Sıcak su torbasını bastırıp ayaklarıma film izledim özenle seçtiğim filmin içimi dışarı çıkaracağını bilmiyordum. Gerçekten bilmiyordum.

Bahman Gobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı filmini seçmek sanırım kulaklarımı patlatmak için, kendimi yok etmek için planladığım bir girişimdi. Seçtim o filmi ve artık vızırtı geliyordu dvd’den o film izlenecek ve sabahlara kadar ağlanacaktı.

Kürt bir ailenin dramının normalliğinin ölçüsünü test ettim kendi içimde, sonra hayır yapma dedim! Ve artık benim için başlamıştı detaylandırılmış ses savaşı. Birileri kulağımın dibine gelip bağıracaktı, bağırtılacaktı. Ayoup benim Leylamdı. Evet başka bir yerden, başka bir fotoğrafın içinden bakıyorlardı bana, şov yapmanın zamanı değil hadi gidin dedim onlara / kötü oluyorum yapmayın dedim ama yaptılar. O atlara içirilen viskiler boğazımdan aşağı salıyordu kendini, ayağım bir çamura saplanıyordu ve ben sadece ayağımı kımıldatabiliyordum çekmiyordum, çekemiyordum. Dramatik bir sel olup akmadı içimden film, yaşandı, yaşadım, yaşanıyordu. Birileri sınırlarda gezip kaçırıyorlardı birileri engelli abisini kurtarmak için bencilkle yoğrulmuş dünyaya baş kaldırıyor, birileri mermilerini onlara fırlatıyordu. Ağza atılan fındıkların tebessüm yaratan bir geyiği değildi.

Engelli bir kardeşin, ona uzaktan bakan ve aslında en yakınıda olan sensen ve o üzülmesin diye kalbindeki duyguyu soğutuyorsan senden daha kıymetli bir at varsa eğer hayatında kaçırıyorsun, kaçakçılık yapıyorsun, bir adamın yatağına yatıyorsun acın tazeyken. Yapıyorsun… Birilerinin duymasını beklemiyorsun. İran’a kaçırıyorsun, Türkiye’den kaçırıyorsun, hayattan kaçırıyorsun… Kaçak kelimeler fırlatıyorsun hayata.

Görsel bir acı var ortada ancak dil yok. Dili yok o filmin, cümlesi az. Fazlası var eksiği yok. Unutuyorsun ve ısrarla hatırlıyorsun. Ben hatırlıyorum babaannemin yerde yatan adama duyduğu şefkati hatırlıyorum; o sorgulamıyor, bilmiyor, sadece görüyor. Tıpkı filmde olduğu gibi sadece görülüyor. Hiçbir oyuncunun profesyonel olmadığı bu filmde ben hatırlıyorum her şeyi ancak her an birileri bir koltuk arkasından çıkıp unut bu filmi de diyebilir, hazırlıklıyım ben. Nerde, nasıl bir hata yaptığımı bilmiyorum. Rengini, dilini, ırkını seçememiş olmanın hatta engelli olmanın seçimsizliğinde nasıl bir hata yaptığımı bilmiyorum. Atlara verilen viski soğuğa dayanmaları için; peki engeliyle yaşayan ve bundan mutsuz olan Madi’ye bulunamayan paranın dayanağı ne? “Engelliyim ben diyor” gözüne bakarak ve sen nedensiz, sonuçsuz kalıyorsun. Savaşın ve yoksulluğun şiddetine sahne sahne şahit olduğun filmde dünyanın tüm insanları Ayoup ve Emine oluyor; dünyayı kaçırıyor.

Bazen aynı soruları her gün soruyorsun, birileri ölürken , birileri sefanın içinde can çekişirken, birileri bir şeyler yaparken. Beni bu kadar acıtma, kimseyle arana bu kadar mesafe koyma ve kimsenin şah damarına bu kadar yakın olma Bahman Gobadi.

Şimdi atlar sarhoş!

kategori:
izlenim

ilgili