Zamanı Tersten Yaşayan Standart Kahraman
| Yazan: Cumhur Özkaya · 18 Haziran 2009 | Paylaş |

Dünyanın ilk savaşı bittiğinde herkes Benjamin Button’ın tuhaf hikayesiyle ilgilenmeyecek kadar hem sevinç hem de hüzün içindeydi kuşkusuz. Dünyanın bilinen zaman çizgisini tersten izleyecek önemli bir ‘Yaratık’ gelmişti dünyaya ve onun tuhaf öyküsü birçok ipucu veriyordu zamanın dönüp dolaşıp aynı noktaya gelmesine dair. İnsanlar yaşları ilerledikçe büyüyor ve ölümün kıyısına geldiklerinde savunmasız bir bebek değil, para, güç ve iktidar sahibi bir yaşlı oluyordu. Oysa yaşadıkça gençleşeceğini ve sonunda kundakta bir bebek kadar savunmasız bir şekilde -Button kadar şanslıysa eski karısının kucağında, ama değilse- bir parkın karanlık yalnızlığında ağlayarak öleceğini bilse büyük ihtimalle insan için mücadele etmeyi yeğlerdi, para, iktidar ve güç yerine.
Â
Hiçbir yaşlı, Button gibi bir öyküsü olan bebek kadar yalnız ve savunmasız değildir. Bu bir yerde herkes yaşlandığında bir bebek kadar şirin ve hassastır yargısını da sorgulamayı getiriyor izleyicinin aklına. Evet, her yaşlı insan bir bebektir ama Benjamin gibi bir insanın 70 yaşında bir bebek olduğunu sadece eski karısı biliyordu.
Benjamin Button, zamanı tersten yaşayan bir insanın da normal zamanlardaki insanlarla aynı şeyleri yaşadığını anlatıyor. Belki bu sadece senaryonun temel esprisi değil, olayların akışına müdahale edilmesi için gözden kaçırılmış bir ayrıntı. Ama izleyici elbette bazı şeyleri iki yönlü olarak yaşadığında, kendini bazen çirkin bir tesadüfe rastlamış olmanın huzursuzluğunda buluyor. Görünüş olarak yaşlı bir insandı, hem bira içiyordu, hem geneleve gidiyordu hem 8 yaşında bir kız çocukla arkadaşlık yapıyordu. Onun durumunu filmde özel kılan bir şey miydi bu, yoksa görünüş olarak yaşlıyken hissettiklerini gerçekten yaşlandığında mesela 10 yaşında neden hissetmediği bir çelişki mi, soruları yabana atılmamalı. Dünyaya geldikten sonraki ilk yıllarında sahip olduğu yetişkin bilinci dünyaya veda etmek üzereyken, kendine özgü zaman çizgisinde, gerçekten yaşlı bir yetişkinken neden yok olmuştu? İlk yıllarında üvey annesi tarafından yıkanıyordu, ama son yıllarında neden bilinçli-aklı başında, kızının babası bir bebek değildi. Bu absürtlük olurdu, filmi bir dramdan komediye çevirirdi.
Fakat, Benjamin yaşlı bir bebekti. Üvey annesi dindar bir hıristiyandı. Çocuk sahibi olacak çağa gelmişti. Ve çalışarak geçinmesi gerekiyordu. Bunlardan sadece çalışarak geçinmesi senaryoda düşünülmüş ve babasından kalan yüklü miktarda miras ile maddi bir sorun yaşamamıştı. Ta ki bütün servetini dünyaya gelen kızı için gözden çıkarana kadar. O zaman da, yaşamış ve deneyim kazanmış bir yaşlının avantajlarından çok hayata yeni atılmış bir delikanlının acemiliklerine tanık olduk. Belki bu dönemde her alandaki tecrübesini konuşturan ‘Yetişkin bir delikanlı’ rolü filmin sonlarına doğru yükselen dramı zenginleştirebilirdi. İkinci Dünya Savaşı’na denizci olarak katılmış, çatışmalara girmiş, yıllar önce genelev macerası yaşamış, yıllanmış bir aşkı, çocuğunu aşık olduğu kadına emanet ederek geride bırakmış ve gençleştikçe yaşlanan bir insan; iç çatışmaları, birlikte olduğu insanlarla ilişkileri ve hayatı yorumlayış tarzıyla iyi malzemeler sunuyor. Oysa yaşlı çocuk Benjamin’in tüm bu potansiyel gerilimlerine sadece bir ‘Kişilik çatışması’ ihtimali ile değinilmesi gelişigüzel olmuş.

Dünyaya geldiğinde vaftiz edilip edilmemesi, din karşısında kendi durumuna özel yorumlar getirmesi, bir çocuk sahibi olmadan önce çatışma ve korku yaşaması; bunlar da ya görmezden gelinmiş ya da vasat olarak ele alınmış. Benjamin durumundaki bir insanın çocuk sahibi olma korkusunun, karısı hamile olduğunda ortaya çıkması garip kaçıyor. Benjamin’in karısıyla yaşadığı ateşli aşkın, Benjamin’in bu özel durumları yerine karısının dans yeteneğini kaybetmesine odaklandırılması filmin ağırlığına zarar vermiş.
Benjamin Buton, dünyaya geldiğinde yarattığı şaşkınlığı tüm güncel ilgilerden uzak tutmanın belki de en iyi yoluydu, emekliler evi. Belki de bir düğme (Buton) imparatorunun oğlu olması, onu laboratuarlara, gazete manşetlerine taşıyacaktı. Ama bir emekliler evinin siyah idarecisinin sistem dışındaki olaylarda ortaya çıkan sıcak sırdaşlığı, yaşlı insanların ise Button hakkında anlattıklarına itibar edilmeyecek olması baba (Thomas) Button’u emekliler evine yönlendirmişti. Ve görünen en kesin gerekçe; insanlar bir dünya savaşından çıkmıştı, üstelik ‘küçük’ Benjamin belki de birkaç haftaya kadar ölecekti, kimse onunla ilgilenecek kadar merak içinde değildi.
Ama Benjamin de o insanlarla ilgilenecek kadar allak bullak değildi. Diğer çocukların ve yaşlıların neden kendisinden farklı olduğunu hiç sorgulama ihtiyacı duymadan hayata anlık tesadüflerin peşine takılarak katılma erdemine ulaşmıştı. Zamanı tersten yaşayan bir insanın ‘kader’ inancını ya da tesadüfler üzerine sorgusunu, aşık olduğu kadının geçirdiği trafik kazası anında olduğu gibi sıradan bir şekilde anlatması hayal kırıklığı idi. Bütün olarak insana bir şeyler düşündürmeye çalışan ama sorulara yüzeysel dokunuşlarla ilerleyen senaryo, önemli bir ‘Zaman’ tartışması yaratabilirdi. Ama sanırım filmin ekibi Brad Pitt ile Cate Blanchett’in yaşayacağı ‘sıra dışı’ aşkı öne çıkararak hem romantik hem dramatik hem –biraz- felsefi bir hikaye yaratmak istemiş. Güzel olmuş, ama dünyaya nasıl gelirsen gel, aynı şeyleri yaşarsın demesi moral bozuyor.
İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:




