28. Adana Altın Koza Film Festivali Günlükleri – 3

28. Adana Altın Koza Film Festivali Günlükleri – 3

Türkiye’nin en köklü film festivallerinden biri olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bu yıl da gerek ulusal yarışma filmleri, gerekse dünya sineması kuşağından filmleriyle pandemi ortamında seyirciyle buluşmaya devam edecek. Bu günlüklerde Haktan Kaan İçel’in filmlere dair görüşlerini kısa kısa bulabilirsiniz.

Lacivert Gece: Maden faciası, yolsuzluklar, insan sömürüsü ve insanın ikiyüzlülüğü… Bu konuyu Maden filminde dört dörtlük izlemiştik. Lacivert Gece de bu filmin izinden ilerleyerek geçmişin sorunları hala devam ediyor mesajı vermeye çalışıyor. Yine küçük yerdeki insanın ezildiğini vurgularken, bir yandan da buradaki hayatı gözlemliyor. Ancak filmdeki oyuncu yönetimi ve teknik anlamda vasat bir iş ortaya çıkarılmış. Film oyuncuları rollerinde inandırıcı olamıyorlar. Teatral kaçan performansları, uzun metrajdan çok televizyon dizisi kıvamında ilerliyor. Yerli yersiz kontrolsüz oyunculuk filmin yükselmesini engelliyor. Tahmin edilebilir klişe hikaye kurgusu ise filmin seyir zevkini düşürüyor. Maden gibi sosyal sorumluluk açısından bu kadar önemli bir konuyu anlatan filmde, en azından maden içinde geçen sahnelerinin iyi kotarılmasını beklerdim. Ancak bu başarılamamış. Zaman için kalıcı olmayacak bir film ortaya çıkmış.

Koridor: Koridor son dönemde kadrosunda önemli oyuncuları barındıran ve tek mekanda geçen oyunculuğa sırtını yaslayan filmlerden biri olarak yorumlanabilir. İki kadın karakteri geçmişin buhranıyla ve günlük yaşamın can sıkıcı detaylarıyla uğraşmasını izliyoruz. Bir yandan rutinin sıkıcılığı, bir yandan hayatın tükenmişliği filmin en çok hissedilen duygusu oluyor. İki oyuncunun performansıyla yukarı çıkmaya çalışan film, ne yazık ki yönetmenliğin yetersiz kalmasıyla başarısız öğrenci filmlerinden birine dönüşüyor. Ne sinema adına yenilik içeriyor, ne de filmin senaryosu uzun metrajı kaldıramıyor.

A Hero: Farhadi’nin son harikası olarak kabul edebileceğimiz A Hero, titiz oyuncu yönetimi, senaryosunda özenle kurulan çatışmaları ve Farhadi’nin tüm filmlerinde aktarılan duygusuyla dört dörtlük bir film denilebilir. Cannes Film Festivali’inde aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. İran’ın kültürel kodlarını filmlerindeki çıkmazlara iyi yerleştirerek batılı beyinlerin de insanlık sorunlarına duyarsız kalmamasını sağlıyor. Bu yıl festivalin en iyi filmi olduğu gibi, muhtemelen bir ödül sezonu canavarı ortaya çıkabilir.

Noche de Fuego: El Salvador’daki iç savaştan Latin Amerika’nın her yerinde kadınlara yönelik sosyal ve kişisel taciz profilini sessizce irdeleyen Tatiana Huezo’nun en son draması, üç kızın hissettiği baskıyı ve korkuyu çarpıcı bir şekilde bizlere yansıtıyor. Güçlü bir atmosfere sahip filmin içinde erkekler bir düşman figürü olarak karşımıza çıkıyorlar. Erkeklerin yer aldığı her sahne gerilimin yükseldiği sahne olarak kodlanıyor. Film kadın hakları ihlalllerini gözler önüne sermek adına metaforik rüya sahneleri kullanmaktan da kaçınmıyor. Filmin ilk yarısındaki genç kızların neşesi, ikinci yarıda yürek sızlatan bir trajediye evriliyor. Kesinlikle etkileyici yanları olduğu kadar, seyirciyi düşündüren de bir film ortaya çıkmış. Film bittikten sonra belki de ailemizle bir arada olduğumuza şükretmeliyiz dedirtiyor.


Leave a Reply