40. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 2

Haktan Kaan İçel 40. İstanbul Film Festivali "Nisan Seçkisi" filmlerini kısa kısa günlükler halinde değerlendiriyor

İstanbul Film Festivali 40. Yılında sunduğu “Nisan Seçkisi” sona erdi. Bu seçkide izlenilen filmlere dair kısa günlükler bu seride yerini alıyor.

O Ultimo Banho: Kendi arzularını dizginlemek için dinin arkasına saklanan bir rahibe ve aile olmanın özlemini çeken ergen bir genç ekseninde ilerleyen yapım, kaybolmuş iki karakterin ilişkisini merkezine almış. İki ana karakteri de beklentilerine o kadar uzak ve içlerine kapanmışlar ki umutsuzluklarına hapsolmuşlar. Bu yüzden de tek mutlu oldukları yer, hayatın yükünden arınabildikleri banyo… Sindirimi çok kolay bir film olmadığından herkese tavsiye edemem.  Ancak filmin katman katman ilerleyen senaryosunu anlamlandırıp gösterge bilimle filme ışık tutulduğunda, filmden daha çok keyif alınabiliyor. Filmin tempo sorunları bir süre sonra seyircinin dikkatinin dağılmasına neden oluyor. Karakter gelişimleri daha belirgin olsa, film daha oturaklı bir hale dönüşebilirmiş.

Luzzu: Bir balıkçının sistemin çarklarına uyum sağlayamayarak çocuğunun geleceği için yavaş yavaş karanlık tarafa geçişini anlatan Luzzu, toplumsal gerçeklik hikayesi olarak çok temiz iş denilebilir. Ana karakterinin düştüğü çıkmazları çok iyi yansıtarak, yozlaşmanın portresi çizilmiş. Bir mesleğin yavaş yavaş yok oluşu ve doğanın tahribinin getirdiği huzursuzluk üzerine eli yüzü düzgün bir ortaya çıkmış. Zaten Malta sinemasına dair çok fazla film görmediğimizi düşünürsek, farklı bir yaşayışı gözlemlemek için elinize geçen en büyük şanslardan biri olarak da izlenebilir.

180 Rule: İran sineması dediğimizde aklımıza ilk gelen şey belki de tespit edilen zekice çatışmalar oluyor. Bu sefer ise elimizde kadına bakış açısı tasvip edilemeyecek bir iş karşımıza çıkıyor. Adeta etme – bulma dünyası basitliğinde özetleyebileceğimiz bir hikayeye sahip ve çatışması pek sağlam oluşturulmamış. Kürtaja müsaade ettiği için kendi belasını bulan kadın da nedir! Günümüzde bu kadar hain çıkarımlar yapmak bence gayret istiyor. Yine de filmin bu olumsuz bakış açısına rağmen iyi olduğu noktalar da var. Örneğin sinematografisi filmin en güçlü yanı diyebiliriz. Oyuncuların yer yer yükselen ama filmin çoğunluğunda sessizlikleriyle gerginliği hissettirmesi, yönetmen açısından olumlu puan olarak düşünülebilir. Ama senaryosundaki bakış açısını yenilemesi şart diye düşünüyorum.

180 Degree Rule

In the Mirror: Kamerayı baştan sona selfie açısıyla kullanarak biçimsel anlamda son derece yaratıcı bir işe imza atan Spoguli, çağımızı yakalamaya çalışırken bir yandan da modernize edilmiş bir masal sunuyor. Ancak hikayeyi absürtleştirip, izlemesi zor bir hale getiriyor. Toplumsal narsistliği bir stil denemesi olarak vermek, normal hayat için bile sıkıcı bir olayken film içinde karşılaşınca boğulmaya başlıyorsunuz. Siyah beyaz görsel estetiği ve kadrajları iyi kullanan bir film ortaya çıktığını da eklemek lazım. Sinemada yeni biçim sevenler için nimet olabilir. Aksi takdirde beyninizin içinde filler tepişebilir.

The Killing of Two Lovers: Özenli kadrajları ve yer yer gerilimi arttıran sinir bozucu ses efektleriyle bir yere kadar beklentiyi veren The Killing of Two Lovers, sanki tüm meziyetini tek bir sahne üzerine kurmuş gibi diyebiliriz. Geri kalan teferruat ile seyircisini oyalıyor hissi uyandırıyor. Bir ilişkinin çalkantılarını ve aile olmanın samimi anlarını vererek bir bütünlük kurmamızı istese de, senaryosunun kendi içinde dağınık olduğu söylenebilir. Yer yer devamlılık hataları da göze çarpıyor. Film için belki de söylenebilecek en iyi soru şu oluyor: Karakterin buhranını yansıtmak için kabız bir sinema sunmak ne kadar doğru?

Sentimental: Belli bir konuya sıkışıp kalan hikayesi, belki bir tiyatro oyununda işleyebilirdi. Ancak sinemada bir süre sonra yormaya başlıyor. Tek mekan filmi olması dolayısıyla sırtını senaryoya dayıyor. Oyuncu performanslarını övmek isterdim ama son derece yapay ve teatral kalmış. Konusu bir seks hikayesi olan metin ne kadar uzatılabilirse, o kadar uzatmışlar. Bunun neticesinde 80 küsür dakikalık filmin hissedilmes süresi 120 dakikaya ulaşmış. Filmin finalindeki bağlandığı nokta ise tüm filmi neden izlediğimizi sorgulatıyor.

 

kategori:
festival rotalarıseçki

ilgili