59. Antalya Altın Portakal Film Festivali Genel Program Filmleri Değerlendirmesi


59. Antalya Altın Portakal Film Festivali daha çok ulusal yarışma bazlı konuşmalarla anılsa da, aslında ulusal yarışma dışında da gerçekten ilginç filmlerin varlığıyla dikkat çeken bir festivaldi. Pek değinilmeyen yabancı filmlere dair kısa kısa yorumlarımı bu yazıda bulabilirsiniz.

As Bestas: Yabancı düşmanlığı üzerine çok sağlam bir gerilim olan As Bestas her anında tekinsiz atmosferiyle kopmaya hazırlanan bir tufan gibi nefesimizi kesiyor. Film son ana kadar vites yükseltirken, seçilen medeni final maalesef filmin patlama anını ıskalıyor. Buna rağmen yılın en başarılı işlerinden olmuş. Özellikle oyuncularının soğukkanlı performansları filmi yukarı taşıyor. Tüm dünyanın aynı sorunlarla mücadele etmesi ise ortak paydada dünyanın ne hale geldiğini özetler nitelikte diyebiliriz.

War Pony: Lakota’nın kayıp gençliğinin ailelerden çocuklarına geçen suça meyilli yaşamlarını mercek altına alan War Pony, bir yandan bölgenin kültürel yapısından beslenirken, öte yandan buradaki hayatın kendisi gibi illegal işlerin yürütüldüğü bir lağım çukurunu andırıyor. Özellikle amatör oyuncularının varlığıyla ve samimi yakalanan anlarla seyirciyi tavlıyor. İki karakter üzerinden ilerleyen hikayesi yalın ve akıcı olmayı başarırken, yeni kuşağın çıkmazlarını seyirciye yansıtabiliyor. Bölgenin karanlık yapısı ve istismara açık koşulları çatışmayı yaratan unsurlar oluyor. Genel hatlarıyla iyi bir ilk film kotarılmış oluyor.

Close: Dhont kendi geçmişinden izler taşıyan ince detaylarla örülmüş hikayesinde, öyle anlar yakalanıyor ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Herkesi sessizliğe mahkum edip düşünmeye itiyor. Close çocuk yaşta yaşanan karmaşa ve pişmanlığın hüznünü sırtında taşıyor. Son yıllardaki nitelikli queer filmlerden biri karşımıza çıkıyor. Yönetmenin sinemasını takip etmemiz için bir neden daha oluyor.

Valeria is Getting Married: Slav gelin sitelerinin perde arkasını bu sefer İsrail ayağı üzerinden gözler önüne seren yapım, iyi bir yaşam için obje konumuna düşürülen insanlığın trajedisini kararında eleştiriyor. Valeria is Getting Married başarılı bir tek mekan filmi olarak akılda kalıyor. Kısa süresine çok fazla nüans ekleyerek aile kavramını da sorgulatıyor.

Aftersun: Aftersun melankolik ve yalın anlatımını bir baba kız ilişkisi üzerinden anlatıyor. Eski bir video kaydında bulabileceğiniz samimi anlar ve kişisel kareler yakalıyor. Ancak yönetmenin tek bir sahne dışında kendini ve tarzını net ifade edemiyor. Bellekte kalan bir anıdan öteye gidemiyor. Bu filmi sevebilmeniz için kendi hayatınızdan bağlar kurmanız gerekiyor. Bireyselleştilemediği takdirde filmin etkisini yeterince gösteremediğini fark ediyoruz. Yine de ülkemizi çağ dışı göstermediği için sevinmemiz gerektiği gerçeği, ülke ekonomisinin nereye gittiğinin özeti olarak düşünülebilir.

Men of Deeds: Moldova’nın yozlaşıp bir bataklığa dönüşen ikliminde ağlanacak halimize gülüyoruz havasında yerel bir polisiye film… Tempo sorunları çeken Men of Deeds finaldeki absürt çatışma sahnesi için izlenebilir. Ancak genel hatlarıyla vasatlığı kırıp seyir zevki olarak seyirci dostu olamıyor. Oyuncuların performansları ve yönetmenin memur yönetmenliğinin bu noktada filmi vasatlığa ittiğini söyleyebiliriz.

Everybody Loves Jeanne: İç sesin harika kullanımıyla parlayan tatlı bir komedi filmi olarak belleklerde yer alıyor. Her ne kadar komedi filmi olsa da, hikayesinin altında yatan yas süreci ve geçmişin insan hayatına etkileri gibi ciddi konulara da parmak basıyor. Yorucu bir festival gününde keyifli bir çerez olarak seyirciyi rahatlatıyor. Lakin filmin sırtına ağır yükler yükleyemiyoruz.

Chleb i Sol: Irkçılık, cinsiyetçilik ve sürü psikoloji üzerine son derece yalın bir film olan Chleb i Sol, Polonya’daki gençlik üzerinden ülkenin anatomisini çıkarıyor. Avrupa’da yaygınlaşan nefret kültürü ve yabancı düşmanlığına dair gözlemci olmayı tercih ediyor. Film düşündükçe katmanlar halinde iyi anlamda büyüse de, genel kitleye ulaşması zor bir film oluyor. Yine de filmi bir yerde yakalarsanız bir şans verin derim.

The Quiet Girl: The Quiet Girl yalın anlatımıyla öne çıkan bir büyüme hikayesi… İnsanın ailesini seçebilmesi mümkün mü sorusunu sorarken, adı gibi sessiz ve derinden ilerliyor. Finalinde seyirciyi duygusal sularda gezdirirken, buruk bir ifadeyle koltuğumuzda düşünmemizi sağlıyor. Birleşik Krallık açısından devrim niteliğinde görülen filmlerden biri olsa da, dünya sinemasına bakılınca anlık mutluluklardan ya da duygu değişimlerinden öteye gitmiyor.