Berlinale’den İzlenimler

59 yaşına giren Berlin Uluslararası Film Festivali, 2009’da da rekor bir seyirci kitlesine ulaştı, sinemanın en önemli yaratıcılarını bir araya getirdi ve iki hafta boyunca dünya sinema gündeminin odak...

59 yaşına giren Berlin Uluslararası Film Festivali, 2009’da da rekor bir seyirci kitlesine ulaştı, sinemanın en önemli yaratıcılarını bir araya getirdi ve iki hafta boyunca dünya sinema gündeminin odak noktasına oturdu. Festivali yerinde izleyemesek de görüşlerine çok güvendiğimiz haber kaynaklarımızdan sizler için kısa bir değerlendirme ortaya çıkardık.

altin-ayi.jpg

ÖNE ÇIKANLAR

Sinematik globalizm: Genelde tüm uluslararası festivaller adı üstünde birçok farklı ülkenin ve kültürün bir araya geldiği yerler olur ancak Berlinale, normalden biraz daha fazla uluslararası oldu. Festivalde açılış filmi Tom Twyker’ın “The International”ı başta olmak üzere, iki-üç ayrı ülkede geçen senaryolar dikkat çekti.

Bu tip senaryolar, 4-5 ayrı ülkeden oyuncuların bir araya geldiği filmlerle de bir araya gelince festivalde açılış filminin ismi gibi fazlasıyla “Uluslararası” bir görüntü çıktı. Alman yönetmen Hans Christian Schmidt’in Bosna ve Almanya’da geçen bir hikaye üzerine kurduğu ve başrolünde rumen oyuncu Anamaria Marinca’ya yer verdiği “Storm” bu tip filmlerin en iyi örneklerinden biriydi. Cezayir asıllı fransız Rached Bouchareb’in Londra’daki terör saldırılarını anlattığı “London River” da farklı ülkeleri ve kültürleri bir araya getiren ve beğenilen filmlerden biri oldu.

Tilda Swinton: Oyunculuğu, engin sinema bilgisi ve başkanlığını yaptığı jürinin seçimlerine gösterilen saygı, Tilda Swinton’ı festivalin odak noktası haline getirdi.

Güney Amerika Sineması: Güney Amerika sinemasının yükselişinin geçici olmadığı her festivalde biraz daha fazla ortaya çıkıyor. Berlinale’de de kazananların, eleştirmenlerden tarafından övülenlerin ve seyirciden yüksek not alanların listelerine baktığınızda Güney Amerika filmleri öne çıktı.

Ekonomik Kriz: Festivaller aynı zamanda uluslararası dağıtım şirketlerinin film seçtiği platformlar. Eserlerini bu yıl başka ülkelerde gösterilmesi için görücüye çıkaran önemli yönetmenler maalesef elleri boş döndüler. Berlinale’deki film satışları önceki yıllara göre çok sönük kaldı.

BEĞENİLENLER

cladia-llosa-odul.jpg

Claudia Llosa: Bu yıl Berlinale genç yönetmenlerin gövde gösterisine sahne oldu. Perulu Claudia Llosa kuşkusuz bu genç yönetmenler arasında en çok göze çarpanı. İlk filmi Madeinusa’nın aldığı büyük övgüler, ikinci filmi La Teta Asustada (Milk of Sorrow) ile aldığı Altın Ayı sadece kendisini değil Peru’yu da uluslararası sinema gündemine soktu. 33 yaşındaki genç yönetmen, farklı bir sinema dili arayan tüm sinefillerin gözdesi olacak gibi.

Gigante: Jürinin Güney Amerika filmlerinden hoşlandığını dağıtılan ödüllerin genelde bu kıtaya gitmesinden anladık. Ancak dünyanın dört bir tarafından tüm eleştirmenlerin ortak görüşü Adrian Biniez’in ilk yönetmenlik denemesi Gigante’nin mükemmel bir film olduğu yönünde. Film bir süper markette yaşananları esprili bir dille anlatıyor.

andrej-wajda-bakiniz-com.jpg

Andrzej Wajda: 83 yaşındaki yönetmen, Berlinale’ye 51. filmi Tatarak (Sweet Rush) ile geldi. Bu festivalde ilk adaylığını 1962’de, ilk ödülünü de 1968’de alan büyük ustanın kazandığı ödüllere bir yenisi daha eklendi. Berlinale’ye 37 büyük ödülle gelen Wajda’nın ödülleri bir müzeyi dolduracak düzeye geldi sanırız.

The Shock Doctrine: Road to Guantanamo’yu ortaya çıkaran Michael Winterbottom ve Mat Whitecross, “No Logo” ile tanıdığımız Naomi Klein’ın “The Schock Doctrine’ini sinemaya aktardılar. Filmin özellikle son bölümünün zaman yokluğu nedeniyle taslak montajla gösterilmesine rağmen Winterbottom ve Whitecross büyük övgü aldı.

Alle Anderen: Alman yönetmen Maren Ade’nin ikinci filmi “Alle Anderen” (Başka Herkes) hemen her eleştirmenden tam not aldı. Film jürinin de çok beğendiği filmlerden biri olacak ki, Altın Ayı’yı vermeseler bile Maren Ade ve ekibini ödüle boğdular.

alla-anderen-bakiniz-com.jpg

The Exploding Girl: Başrollerini Zoe Kazan ve Mark Rendall’ın paylaştığı, premierini Sundance’te yapan Bradley Rust Gray filmi “The Exploding Girl” de basit anlatımı ile alkış aldı. Film New York’ta geçen bir aşk hikayesini anlatıyor.

Cheri, Michelle Pfeiffe, Stephen Frears: Frears ve Pfeiffer’ı Dangerous Liasions’tan yıllar sonra bir araya getiren “Cheri” özellikle başrol oyuncularının performansı ve güçlü senaryosuyla beğenildi. Film Dangerous Liasions’la hemen hemen aynı zamanda geçiyor ve bir aşk üçgenini anlatıyor.

Treeles Mountain: Tüm eleştimenlerin ayakta alkışladığı tek film So Yong Kim’in Treeles Mountain’ı oldu. Bir diğer “beğenilen” yapım The Exploding Girl’ün yönetmeni Bradley Rusty Gray ile evli olan So Yong Kim, kocasının aksine dünyanın diğer köşesi Seul’de yaşayan iki kızkardeşin aileleri öldükten sonraki hayatını sinemaya aktarmış.

TEPKİ ALANLAR

Dieter Kosslick: Festival direktörü Kosslick, fazla ticari davrandığı, amerikan bağımsız sinemasına ve güney amerika sinemasına çok yer vermediği gibi nedenlerle ağır bir şekilde eleştirildi.

Mammoth: Lukas Moodysson’un Gael Garcia Bernal ve Michelle Williams’ı bir araya getirdiği Mammoth, gösterimi sırasında yuhlandı. Bu yuhlanma bir tepki alkışıyla karşılandı. Film en sonunda güçlü bir protesto ile son buldu.

Happy Tears: Filmi izlerken sinirinden ağlayanlar olmuş deniliyor. Mitchell Lichtenstein’ın Demi Moore, Parker Posey ve Rip Torn’u (!?) bir araya getirdiği film birçok insanın sadece festivalde değil, hayatında seyrettiği en kötü film olarak akıllarında kalacak

Rage: Sally Potter’ın moda dünyasını anlattığı ve Jude Law, Judi Dench, Steve Buscemi ve Dianne Wiest gibi isimleri bir araya getirdiği Rage de filmin ilk yarısı bittiğinde salonların yarı yarıya boşaldığı bir film oldu.

kategori:
seçki