8. Boğaziçi Film Festivali Günlükleri 1

Haktan Kaan İçel 8. Boğaziçi Film Festivali'nde izlediği filmleri günlük şeklinde kısa kısa yorumluyor

Pandemi sürecinde çeşitli film festivalleri iptal olsa da, bir kısım festivaller de devamlılığı sağlamak için yeni yöntemler denediler. Boğaziçi Film Festivali ise klasik festival anlayışını devam ettirerek pandemi önlemleriyle festivali seyircilerle buluşturdu.

Bu seride festivalde izlediğim filmlere dair kısa kısa yorumlarımı bulacaksınız.

O halde çok uzatmadan filmlere geçelim.

Focus, Grandma: Miras davası, aile içi çekişmeler ve patlak vermeye yüz tutan bir savaş… Focus Grandma genel hatlarıyla ve oyunculuk performanslarıyla daha çok tiyatroya uygun bir proje olarak duruyor. Sinematografik olarak çok izleyiciye geçmiyor. Hikaye anlamında pek bir yenilik barındırmıyor. Oyuncuların bütününün tiyatrodan geldikleri abartılı mimiklerine yansıyor. Halbuki aile içi husumetlerin perde arkaları daha dallanıp budaklandırılabilirdi. Bir de işin tuhaf kısmı bu bir komedi filmi olarak sunulmuş. Hüçbir anında güldüremeyen komediyi ben kafamda bir yere koyamıyorum. Ama doksanlarda çekilen TV filmlerine benzediğini söylesem siz kafanızda bir yere kadar fikriniz olabilir. Hatta finali bile tam tiyatro finali olarak söylenebilir.

Zana: Sinema tutkunlarının gözde internet sitesi IMDB’de dört binden fazla kişinin oylarıyla 9 puan ortalamasını yakalamak her filmin harcı değildir. Zana ise nasıl olduysa adını kimseye duyurmadan bu ortalamayı tutturmuştu. Akıllardaki soruya sadece iki cevap olabilirdi. Film ya başyapıttı. Ya da Kosovalı seyirci tarafından biraz şişirilmiş bir iş olarak sunulmuştu. Nitekim durum ikinci şıkka yakın olmakla beraber tam anlamıyla iki şıkka da uymuyor. Çünkü Zana doksanlarda Mustafa Uslu olsaydı nasıl filmler yapardı sorusunun cevabı gibi karşımızda beliriyor. Dönemin buhranlı, rüya konseptli havası ve şok sahne diye tasarlanan duygu sömürüsü sahneleri önümüze bir bir çıkarılıyor. Hatta film nereye varacak düşüncesiyle kendini de izlettiriyor. Ancak Zana üzgünüm! Öünkü filmin kullandığı numaralar otuz yıl öncede kaldı ve artık seyirciyi etkilemiyor. Belki Facebook gruplarındaki her şeyi paylaşan ailelerimizi etkiler.

Ordinary Justice: Milano’nun 18.yy’dan kalma mahkeme salonunda sınırları belli ama karar vermesi zor bir dava… Bu davayla ilişkili insanların gözünden bakış açıları… Adalet suçu işleyeni cezalandırmak mıdır, yoksa suça teşvik eden unsurların hiç mi önemi yoktur? Kendi içinde varoluşçu sorular soran bu film, ilk filmi çeken bir yönetmen için iyi bir deneme diyebiliriz. Ancak yönetmenin filmine tamamiyle hakim olduğunu söyleyemeyiz. Karakter hikayelerinin birbirine girmesi sonucunda odak noktanın tam belirginleşememesi bu filmin temel sorunu olarak betimlenebilir. Bir yerden sonra seyircinin ilgisini kaybetmesine neden oluyor. Yeterince etkileyici görsel imgelere ulaşamıyor.

Sun Children: Güneş Çocukları Majid Majidi’nin çok kez yaptığı bir formülden gidip düşülen hatanın sonuçlarına katlanmak zorunda kalan çocukları başrole koyuyor. Seyircinin kalbini kıracak donelerden geçiyor ve sistemin halka çektirdiği eziyetleri bir bir önümüze sunuyor. Majidi genel olarak politik olmamasıyla eleştirilir. Bu filmde ise diğer filmlerinden bağımsız olarak politik kimliğini de ortaya koyarak sorunların altını çizmek gerektiğini düşünüyor. İmkansız umutlar, çoklu yan hikayelerle birleşince filmin finalinde yine aynı sonucu çıkarıyoruz. Olan her zaman çocuklara oluyor!

Sister: Çatırdamaya yüz tutan aile içi dinamiklerinin geçmişin gölgesiyle yıpranması sonucunda hayata tutunmaya çalışan üç kadının hikayesi karşımıza sunuluyor. Filmdeki yanlış anlamalar, mahalle baskısı sonucunda mağdur edilen kadınlar ve yine erkeklerin dünyasında var olma savaşı filmin temelini oluşturuyor. Rayna karakteri çok güçlü çizilmiş. Kendi içindeki gel gitleri ve kararsızlıkları filmi tek başına sürükleyebiliyor. Karakterin yalan söyleyerek oluşturduğu koruyucu kabuğu, bu yalanların sorunlar açmaya başlaması sonucunda çatırdıyor. Böylece karakterin kabuğun dışına çıkıp gerçeklerle yüzleşmesi ve bunun sorumluluğunu anlması gerekiyor. Herkesin sorunlarla mücadele etme tarzı vardır. Sister filminin gücü de kendi tarzını seyirciye yansıtması denilebilir. Küçük ama başarılı bir iş.

kategori:
seçki

ilgili

  • 8. Boğaziçi Film Festivali Günlükleri 3

    Bu akşamki ödül töreniyle bir festivalin daha sonuna geldik. Son günlüğümüzle karşınızdayız. Gelincik: Gerilimi üst perdeden veren yapboz kurgu stili ve karakterlerin paranoyasını izleyiciye seyirciye geçiren atmosferiyle bu yılın...
  • 8. Boğaziçi Film Festivali Günlükleri 2

    Bu seride festivalde izlediğim filmlere dair kısa kısa yorumlarımı bulacaksınız. My Salinger Year: Yabancı basın baya filmi gömmüş olsa da filmin çok hoş bir kendini hisset filmi olduğunu söyleyebilirim....
  • 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Notları

    Bu yıl önemli konukları İstanbul’a getiren Boğaziçi Film Festivali, çeşitli etkinlikler ve masterclass’larla sinemaseverleri doyurmayı başardı. Bobby Roth ile Amerikan dizi sektörü ve sinemayı karşılaştıran videolarla etkileşim sağlanılan bir...