Kategoriler
izlenim

A Serious Man: Aman, Dybbuk Çarpar!

Hayat diye kendi etrafımıza kurduğumuz çerden çöpten kuş yuvaları ne kadar sağlam?
Arkadaş, eş, dost, akraba, çevre diye nitelediğimiz insanlar ne kadar güvenilir?
Kariyer diye hayatımızı adadığımız ve çürüttüğümüz meslekler ve zanaatler ne kadar anlamlı?
Ciddi bir yaşam, ciddi bir çevre, ciddi bir kariyer ne kadar ciddi olabilir ki?

Coen Biraderler, ortabatıda konuşlanmış, New York/Los Angeles gibi büyük merkezlerden uzak yaşayan orta-sınıf musevilerin yaşamına göz atarken, ne kadar yerel davranmak isterlerse istesinler “evrensel” bir filme imza atmışlar. Filmde 1960’lardaki yaşamına göz attığımız Larry Gopnik yerine, günümüzde manisalı bir öğretmeni de koysak, senaryonun akışında kültürel iki-üç fark dışında önemli bir değişiklik olmaz. Yaşamı bir anda lanetlenen, yüzyıllardan beri devam eden dybbuk gelip kendisini bulan Larry Gopnik’in çaresiz ifadesine her sabah işe gelirken metrobüste insanların yüzlerine biraz dikkatli bakarsanız rastlamak mümkün.

Fizik profesörümüz Gopnik, filmin hemen her 5 dakikasında bir, hayatını alt üst edecek gelişmelerle karşılaşıyor. Güvendiği herşeyin pek bir anlamı ve yararı olmadığının farkına biraz acı bir şekilde varıyor. Dininin ve o dinin etrafındaki topluluğun, yaşamını sürdürmek için sağlam bir temel olduğunu düşünen Gopnik, temelin çürük çıktığını görünce çaresizliğin girdabında kayboluyor.

Filmi bu şekilde tanımlamak biraz ciddi oldu, farkındayım… Aslında bu giriş bölümünü filmin altmetinlerine biraz yüzeysel bir bakış olarak görmek de mümkün… Coen’lerin her filminde olduğu gibi, filmin ana karakteri üzerinden bir mesaj verme gibi kaygıları yok. Filmde Gopnik’in başına gelen herşey öyle olması gerektiği için değil, olabileceği için oluyor.

Coen’lerin hemen her filminde olduğu gibi yine kendi kişiliğinize, sinema zevkinize ve filmi izlerken ki ruh halinize göre farklı anlamlar, mesajlar çıkarmak mümkün. Ve her seferinde olduğu gibi kurgu ve kamera ustalıklarına, benzersiz diyaloglara, daha önce çok az yerde rastladığınız oyuncuların bir anda “Ne kadar iyi oyuncuymuş” dedirtecek oyunlarına tanık oluyorsunuz.

Big Lebowski’de Los Angeles, Hudsucker Proxy’de New York (çok vurgu yapılmasa da), No Country For Old Men’de Batı Teksas, Barton Fink’te Hollywood, Fargo’da Minneapolis, Miller’s Crossing’te Chicago, The Man Who Wasn’t There’de Güney California, O Brother Where Are Thou’da Mississippi’ye uzanan, 1920’lerden 1990’lara kadar farklı dönemlerde ve mekanlarda ABD’nin fotoğrafını çeken Coen’lerin yeni filmi ise bir Western olacak. 1969 tarihli John Wayne klasiği True Grit’i yeniden çeken Coen’ler Vahşi Batı ve 1800’lere uzanacaklar. Belli bir çizgileri olduğunu bilsek de Coen’lerden başka bir gezegende, gelecek yüzyıllarda veya en azından ABD dışında başka bir ülkede filmler de bekliyoruz.

Bir de önemli not… Coen Birader’lerin herhangi bir filmini seyredip, beğenip, A Serious Man’i Türkiye gösterim tarihine kadar bekleyen olmamıştır. Hemen herkes zaten farklı olanakları kullanıp izlemiştir. Dağıtımcı firmaların insanları korsanlıkla suçlamadan önce, gösterim tarihlerini daha doğru düzenlemelerinde yarar var.

Bir cevap yazın