Agora: Hypatia’yı Tanımak


agora-amenabar.jpg

Alejandro Amenábar bu sefer bize Roma İmparatorluğu’nun önemli kalelerinden biri olan İskenderiye Kütüphanesinde yaşamış olan Hypatia’nın hikayesini anlatıyor. MS. 4. yüzyılın sonları, İskenderiye Kütüphanesinde bir kadın; kendini bilime ve felsefeye adamış bir kadın ve karşısında dini silah olarak kullanan erkek egemen zihniyet… Anaerkil dönemde eşitlik, özgürlük ve üretkenliği yaşamış insanlık, içinde olduğumuz ataerkil dönemle tanışalıberi iktidar kavgası ve şiddetten başka bir şey ortaya koyamamış; tüketen bir topluma dönüşmüş. Fakat yine de bilimin, eşitliğin ve özgürlüğün temsili kadınlar, mücadelelerini sürdürmeye devam etmiş… İşte Hypatia da bu güzel kadınlardan biri….

Daha önce Tesis, Mar Adentro, Abre los ojos filmlerinin senaryolarına beraber imza atan Mateo Gil ve Amenábar bu filmde de beraber çalışarak yine başarılı bir iş kotarıyor. Her seferinde farklı bir türe imza atan bu ikili kendi sordukları soruları, yazdıkları senaryolarla bir kez de seyirciye sordurmayı başarıyor. Hypatia karakterine can veren Racheal Weisz ise başarılı oyunculuğuyla dikkat çekerken yardımcı rollerde karşımıza çıkan Max Minghella ve Oscar Isaac de etkili oyunculuklarıyla ona eşlik ediyor.

Ms. 4. yüzyılın sonlarına doğru, hristiyanlık hızla yayılmaya başlamıştır. Paganlar, museviler ve hristiyanlardan oluşan Roma İmparatorluğu, bu üç inanç arasında sıkışmış, çıkan çatışmalar ve tahammülsüzlük büyük kırımları da beraberinde getirmiştir. Roma İmparatoru Orestes de artık hristiyandır… Efendi ahlâkı üzerine kurulu Roma İmparatorluğu, yerini zamanla köle ahlâkı temelli hristiyanlığa bırakmaktadır. Bir kez daha iyi ve kötü tanımı yer değiştirmekte, siyah ve beyaz zihinlerde yeniden kodlanmaktadır. Büyük bir hınç denizinde boğulan toplumun ezilenlerin sırtında yükseleceği inancı hakimdir ve bunun çıkar yolu olarak da hristiyanlık görülmektedir. İskenderiye’de zulum ve eziyet kol gezmektedir.

Hypatia’ya “siz Tanrı’ya inanmıyorsunuz” dendiğinde Hypatia, “ben felsefeye inanıyorum” diye cevap verir; dinin baskısını ve şiddetini hissetmeye başlayan topluma bütün cesaretiyle karşı durur. Hypatia’nın tek sevdası bilim ve felsefedir ve bitmek bilmez enerjisini de astronomi hakkında biraz daha bilgi sahibi olmaya adar. Orta Çağ karanlığına gömülmeye hazırlanan toplum ise, bilimden başka inancı olmayan bu kadına daha fazla tahammül edemez ve onu ölümle cezalandırır. Film boyunca, toplumun nasıl erkek şiddetine gömüldüğünü ve bilimden dinin tevekkül telkiniyle nasıl uzaklaştığını izliyoruz.

agorafilm.jpg

Söz konusu olan Roma İmparatorluğu olunca, beklentiler de yüksek oluyor tabii ve filmin çok şaşalı çekilmesi ve sinemasal büyüye seyirciyi kaptırması beklenebiliyor. Agora, bu anlamda seyirciyi çok da fazla tatmin etmiyor. Diğer bir deyişle, film, bir görsel şölenden ziyade elle tutulur, izlenebilir bir hikaye sunuyor. Hatta kalabalık, bol figürasyonlu sahnelerin başarısız ve teknik anlamda zayıf olduğu bile söylenebilir ama Amenábar’ın bu filme teknik anlamda çığır açmak amacıyla imza atmadığı daha filmin başında belli oluyor. Yönetmen, daha çok işlenmemiş bir konuya, kadının ve bilimin toplumdan nasıl dışlandığına, üretmeyen kaderci bir anlayışa teslim olmuş kitlelerin doğuşuna kamerasını çeviriyor. Bu nedenle filmde etkileyici unsur olarak karşımıza Amenábar’ın kendine has üslübü çıkıyor. Kütüphanenin bilimden ve felsefen uzaklaştıkça ahıra dönüşmesi ise Amenábar’ın kurduğu hicivsel sinema dilinin ne kadar başarılı olduğuna yalnızca küçük bir örnek…

13 dalda GOYA’ya aday olan film, en iyi senaryo dahil 7 dalda ödül aldı. Beklentilerinizi yüksek tutmadan sadece muğlakta kalan, çok da fazla irdelenmeyen Hypatia’nın hikayesinin günümüze nasıl taşındığını görmek istiyorsanız şiddetle tavsiye edilir. Agora, dünyayı yaşanabilir kılmak adına mücadele eden kadınlara adanmış bir hikaye…


Leave a Reply