Akira: Yokoluşa Giden Otoban


akira2.jpg

Bir insan tüm dünyayı ele geçirmiş, ama bu uğraşı sırasında ruhunu yitirmişse ne kazanır ki?
Mark 8: 36; aktaran Philip K. Dick (Yüksek Şatodaki Adam)

1988de mangası Amerika’ da Marvel tarafından yayınlanan, daha sonra 1990-1991 yıllarında Avrupa’ya geçiş yapan ve 1988de çıkan filminin rüzgârını da arkasına alıp oldukça fazla ilgi gören Akira ele aldığı birçok genel konuya ek ve kişisel olarak belki de en çok “ruhun yitimi” temasına değiniyor. Ortaya çıktığı ve batı okuyucusu tarafından keşfedildiği tarihlere dikkat edildiğinde bir çizgi filmin politik çekişmeler, halkın otoriteye başkaldırması, savaş sonrası kaos gibi post-apokaliptik öğeleri de içsel çelişki ve çatışmalarla barındırması neredeyse imkansız gözüküyor. Gelin görün ki Akira’ya gösterilen ilgi belki de ele aldığı bu konular ve onlara olan katı, gerçekçi ve soğuk yaklaşımından kaynaklanıyordu.

1988de, Tokyo’da nükleer bir patlama olur ve Üçüncü Dünya Savaşı başlar. Öykümüz ise bu olayların şekillendirdiği gelecekte, 31 yıl sonrasında geçmektedir. Tokyo’ nun yerine çürümeye, kaosa, sokaklarda hükümeti protestolara, motosiklet çetelerine ev sahipliği yapan Neo- Tokyo kurulmuştur. Tetsuo, Kaneda’nın liderliğini yaptığı böyle bir çetenin üyesidir. Bir çete savaşı sırasında yolun ortasında duran bir çocuğa çarpar. Motosikletinin çarpmanın etkisiyle patlamasından sonra olay yerine ordu gelir ve asıl hedefleri çocukla beraber yaralı Tetsuo’yu da alarak giderler. Tıbbi bakım gören Tetsuo’da psişik güçler fark eden ordu, bu keşfini kendi yararı için kullanmak ister. Ordunun elinden kaçan Tetsuo varlığını öğrendiği Akira’ yı aramaya başlar. Akira, Üçüncü Dünya Savaşı’ nı başlatan Tokyo patlamasının sorumlusudur. Gittikçe güçlenen ve kontrolünü kaybetmeye başlayan Tetsuo’nun Akira ile buluşmasının yeni bir patlamaya neden olacağı görüsü diğer psişiklerce kesinleşir. Çok kısa sürede kazandığı engin güçlerin neden olduğu ağrıları dindirmek isteyen Tetsuo aldığı uyuşturucu haplarla mantıklı düşüncenin sularını terk etmiştir.

akira-explosion.jpg

Çok geniş çaplı bir çatışmayı ve bu çatışmadan doğan gerilimi, olay örgüsünü iyi kurarak, realist bir şekilde inşa eden Akira, yarattığı gerçekliğin ihtiva ettiği öğeleri de arka planda çok iyi kullanıyor. Hırs, güç ve paranın esiri yozlaşmış politikacılar, sisteme karşı duruş sergileyip sistemin başka bir tezahürünün maşası olan idealist devrimciler, bilimi her şeyden korumak için var oldukları insan hayatından bile üstün tutan bilim adamları ve dünyayı düşmanlar – dostlar diye iki kutba ayıran, tavizsiz, dik kafalı askerler…  Bütün bu karakterlere ek, yıkımın canlı bir timsali olarak Tokyo’nun küllerinden bir Anka Kuşu misali yükselmesi gerekirken üstüne kuruluveren Neo- Tokyo. Tüm bunlar her ne kadar gelecekte, hem de Üçüncü Dünya Savaşı’ndan sonra meydana gelmesine rağmen hem gerçekçi, hem de filmin gerçekliğinde iyi ele alınarak değerlendirilmiş. Böyle olunca da insansı dürtülerin arz-ı endam ettiği Akira “çizgi” olmasına rağmen oldukça çok boyutlu bir yapıya sahip olmuş. Bu çok boyutluluğu bir de insanlık tarihince tüm insanlığa mal olmuş öğelerle derinleştirince filmin hitap ettiği kitle genişliyor. Misal olarak Kaneda’nın, Tetsuo tarafından öldürülen Yamagata’nın motorunu “ölümden sonraki yaşamında” kullanması için havaya uçurarak  “yanına göndermesi” ya da Kei’nin psişiklerin de yardımıyla suyun üstünde Mesih minvalinde yürümesi… İnsanlığın ortak mirasına yapılan bu tarz göndermelerle Akira küresel olarak ortak paydaya alınan bir sanat eseri konumuna geliyor.

Ele aldığı konuları geniş bir yelpazede, dağıtmadan seyircisine veren Akira bu işlemi yaparken sinematografiden de oldukça yararlanıyor. Plan geçişlerinde kullanılan içeriksel tezatlardan tutun da, verilmek istenen detayları görsel tarzda ele almasıyla Akira sinemasallığın animede ne kadar yoğun olarak ele alınabileceğini gösteriyor. Çok estetik bir görselliği olmamasına rağmen yer yer gölge kullanımıyla atmosfer yaratan film genel anime çizgisinden farklı bir üsluba sahip; çizimler biraz garip. Bu seçim içerikle ne kadar alakalı bilinmez fakat seyircide çok da ön plana çıkmayan bir tedirginlik yarattığı doğru. Özellikle psişiklerin yaşlı çocuklar olması yüz çizgilerinin detaylarıyla çok güzel ifade edilmiş. Genel olarak filmin geçtiği gelecek dünyası ve Neo-Tokyo’nun çizimleri ve görsel tasarımı ise klasik post-apokaliptik tarzda; dağınık, yıkık, yağmur ve sisli, sıkış-tıkış ve karamsar…

akira1.jpg

Akira’ nın manga ve özellikle de animenin dünyaya açılımında önemli bir yeri var; yazının başında verilen tarihlere kadar hiçbir anime ve manga bu başarıyı elde edip, batı dünyasında ilgi uyandıramıyor. Akira’dan sonraysa anime ve mangalara dünya genelinde bir ilgi doğuyor. Bunun yanında etkileşim konusunda da bir verimlilik söz konusu. Mesela The Matrix’in, Akira’ nın ele aldığı konulara pek girmese bile biçimsel olarak beslendiği gayet açık; hiç olmazsa Kaneda’nın sırtındaki mavi-kırmızı hap dikkat çekici! Keza Anime ve manga tarihi Akira’dan açıkça ya da daha dolaylı esinlenmiş yapıtlarla dolu. Akira için en azından bir Neon Genesis Evangelion ya da Ghost in the Shell’e giden yolu açtığı söylenebilir. Hatta Tetsuo’nun kaybettiği kolu yerine bir tekno kol yapması Neon Genesis Evangelion’da Eva 1’in kolu yerine Melek’ten aldığı parçayı takması gibi göndermelere de sahip. Tabi böyle derin ve toplum için önemli konuları ele alan bir animenin, benzerleri gibi bir seriye neden sahip olmadığıysa irdelenmesi gereken bir konu. Zira altın yumurtlayan tavuk misali kısır konulara sahip yapıtların suyunu çıkarırcasına dizisi, devamı yapıldığı bir dönemde mangasının yoğunluğunu yakalayan ama bunu tam anlamıyla verecek kadar süresi olmayan Akira’nın tadı damaklarda kalıyor.


Leave a Reply