Alis Kendi Derinliğinin Diyarında

Masalını hepimiz okumuşuzdur… Alis Harikalar Diyarında. Tim Burton imzası taşıdığı için mi daha dikkatli izlememiz gerektiği hissini uyandırdı bilmem ama film, insanı içine çekmeyi başarıyor. Lewis Carroll’ın “Alice’s Adventures...

mia-wasikowska-alis-harikalar-diyarinda.jpg

Masalını hepimiz okumuşuzdur… Alis Harikalar Diyarında. Tim Burton imzası taşıdığı için mi daha dikkatli izlememiz gerektiği hissini uyandırdı bilmem ama film, insanı içine çekmeyi başarıyor. Lewis Carroll’ın “Alice’s Adventures in Wonderland” (Alis’in Harikalar Diyarındaki Maceraları) adlı romanından uyarlanan film, üç boyutlu olarak izleme olanağını bize getiriyor ancak sinemalarda neden orijinal seslendirme yok bunu anlayamadık. Filmi orijinal sesiyle izleyememek bir hayal kırıklığı yaratıyor ama yine de dublajın çok kötü olduğunu söyleyemeyiz… Tim Burton’ın klasikleşmiş filmleri Beetle Juice, Batman, Edward Scissorhands, Ed Wood ve Big Fish’i hayranlık duyarak beğenenler için, görülmesi gereken yeni bir Tim Burton filmi daha… Mars Attacks (Marslılar Saldırıyor) filminin, saldırgan uzaylılar imajı nedeniyle, yarattığı hayal kırıklığını saymazsak; bu film de klasik bir Tim Burton filmi olmaya aday. Alis’in masalda yaşadıklarından farklı olarak, kimlik arayışına dair daha çok veri buluyor insan filmde. Burton’ın fantastik filmlerinin çoğunda aldığımız bir tat bu. Evet, bir kahraman var ama klasik Hollywood filmlerindeki ABDli süper kahramanlardan farklı Burton’ın karakterleri… İnsanlığı kurtarmak, dünyayı dış tehditlerden korumak, politik muhalefeti bastırarak muhafazakar ve statükocu bir ABD çizgisi yaratmak değil bu karakterlerin amacı. Daha çok, kendi iç yolculuklarını yapan ve marjinal özelliklerinin olmaları nedeniyle kendilerini arayan karakterler… Batman serisini ve Marslılar Saldırıyor filmlerini dışarıda tutarsak; Beetle Juice’te de, Edward Scissorhands’te ve Big Fish’te de, sıra dışı karakterler, kendilerini arayan bir profil çiziyorlar film boyunca. Alis de, bu filmde kendini arıyor…

Masalda, Alis bahçede dolaşırken bir ağacın kavuğundan derinliklere düşerken; filmde ise, bir evlenme teklifi alması üzerine panik olmuş bir halde, bir tavşanın peşinden gitmesinin sonucunda düşer. Aslında kararsızlığı, hayatı sorgulaması ve annesinin ve çevresinin şekilci baskıları nedeniyle kendisi çağırmıştır bu tavşanı. Tavşan, bu noktada ona sıradışı ve kuraldışı bir kılavuzluk etmektedir. İsyan etmeye ramak kala, Alis, bu nişan seremonisinden kaçar ve kendini yer altı dünyasında bulur. Aslında çocukluğundan beri geceleri ter içinde uyanmasına neden olan kabuslar, gerçek birer rüyadır. Küçüklüğünde de bu yer altı dünyasına gelmiş ve harikalar diyarı adını kendi takmıştır. Ancak aradan on yıldan fazla bir zaman geçtiği için, diyardaki arkadaşları onu tanıyamamıştır. Şimdi ise önünde kendisini kanıtlamak zorunda olduğu bir Mükemmel Gün vardır. Bu kavram biraz Amerikan vari bir kahramanlık günü olmasını çağrıştırsa da; kahramanın kadın olması ve kendi savaşına sadece kendisinin karar verecek olması, az da olsa yüreklere su serpmektedir.

Mükemmel Gün gelip çattığında Alis, halen ne yapacağını bilemez. Öncesinde, Peter Pan’in Hook ile karşılaşana kadar hazırlanması gibi, bir hazırlık yapmaz Alis. Çünkü onun tek derdi, kendi olabilmek ve kendi kararlarını verebilmektir. Adını sorduklarında ya da karşısına azılı bir düşman köpek çıktığında da dik durmaktır tek derdi. Sonunda isteğine kavuşur da, hem azılı köpek Bayard’ı karşılıklı bir anlaşmayla dize getirir, hem Johhny Depp’in canlandırdığı şapkacıyı kurtarır, hem de ne beyaz kraliçeye ne de kırmızı kraliçeye itaat eder. Alis olduğunu kanıtlayarak, yer üstündeki yaşamına dönüşün yolunu hazırlar. Mia Wasikowska’nın canlandırdığı Alis, yüz mimikleri ve duruşu itibariyle de sert bir mizaca sahiptir, dolayısıyla rolünün hakkını vermektedir.

Film, Charlie and the Chocolate Factory’de olduğu gibi, oldukça başarılı bir görsel şölene davet ediyor izleyiciyi. Tıpkı, Charlie’nin çocuklarla yürürken tanıttığı çikolata diyarında olduğu gibi, bu filmde de Alis ile birlikte adeta biz de diyarın içinde yürüyoruz. Renklerin kullanımı, animasyon teknikleri, üç boyut teknolojisi ve kurgu bakımından oldukça başarılı bir film olan Alis in Wonderland, Tim Burton filmi olmasının altında kalmıyor ve hakkını veriyor. Senaryonun masaldan biraz daha farklı gelişmesi ise, bizi başta da belirttiğimiz gibi, düşündürmeye sevk ediyor. Hayatının gidişatına karar vermek isteyen Alis, belki yer altı diyarına geri dönmeyi yine düşündürecek bir olay yaşayacaktır ve kendini bulmak istediğinde bu diyara dönebilecektir. Kendisinin kahramanı olmak istediğinde, yine mucizevi prensiplerini sayabilecek ve yaşam mücadelesine soyunabilecektir. Hayatının nasıl devam edeceğine karar verirken; annesinin veya babasının yolunu seçmek gibi bir yanılgıya düşmeden, sadece kendi merak ettiklerini, sorguladıklarını hayatına yansıtacaktır. Beyaz Kraliçe’nin ifadesiyle, “Hayat, başkalarının isteklerine göre yaşamak değildir” diyerek çelişkilere isyan eden içimizdeki Alis’le nice diyarlarda buluşacağız gibi görünüyor…

kategori:
izlenim

ilgili