Ang Lee’nin Masumiyet Üçlemesi


ang-lee.jpg

Günümüzde Hollywood’un en çok bilinen ve en güçlü olan uzakdoğulu ismi kim diye sorsak, kuşkusuz tek bir isim öne çıkar o da Tayvanlı yönetmen Ang Lee’dir. Gerçekten de Ang Lee özellikle son on yılda yapmış olduğu büyük filmler ile Hollywood’un en aranılan isimlerinden biri. Kaplan ve Ejderha gibi görselliği yüksek aksiyon işleriyle Oscarları süpürüp, Hulk gibi büyük projelerle de Hollywood yapımcılarının aradığı biri o. İşin bir başka boyutu da birçok damardan sinema seyircisi tarafından yaptığı işler günümüzde çok yüzeysel ve sıradan bulunmakta. Aslında Ang Lee’nin bugünkü konuma gelmesi pek kolay olmadı. Lee özellikle 90ların başında zorluklar ile geçen bir sinemacılık başlangıcı yaşamaktaydı ve o dönemde bir üçleme yapmıstı. Aile üçlemesi diye adlandırılan bu üç özgün ve bağımsız film belki Ang Lee’yi bugünkü kadar popüler ve zengin yapmamıştı ama birçok sinemeseverin kişisel listelerinde hâlâ önemli yer tutar; işte bu yazı da şimdinin Hollywood ağası Ang Lee’nin bir zamanlar bağımsız ve özgün bir yönetmenken yapmış olduğu bu üç filmi konu ediyoruz: Pushing Hands,The Wedding Banquet ve Eat Drink Man Woman filmlerine geçmeden önce biraz Ang Lee’nin hayatından bahsetmekte fayda var.

Ang Lee, Tayvan’ın kırsal kesimi olan Pingyin’de 1954 yılında doğdu. Çin’den yıllar önce sürülmüş, eğitimli, entelektüel ve sanat düşkünü bir aileden gelmekteydi. Tayvan’daki ulusal sanat okulunda, sanat bölümünden mezun oldu. Lee’nin babası oğlunun üniversitede hoca olarak hayatını sürdürmesini arzu etmesıne rağmen Lee’nin aklı fikri tiyatro ve sinemadaydı. Askerlikten sonra 1979 yılında Amerika’ya gidip Illionis Üniversitesinde tiyatro okudu. Hemen akabinde de New York’a gidip Amerika’nın saygın sinema okullarından biri olan NYU’nun Tisch School of Art’ında sinema okudu. O yıllarda Ang Lee’nin okul arkadaşlarından biri de Spike Lee idi. Ang Lee ayrıca Spike Lee’nin bitirme projesi olan ve bol ödüllü kısası Joe’s Bed-Stuy Barbershop: We Cut Heads filminde Spike Lee’ye yardım eden okul arkadaşlarından biri idi. Ang Lee de tezini Shades of the Lake adlı filmi ile verdi; bu film de epey dikkat çekip Tayvan’da ödül kazandı. Ayrıca yine bu filmle Ang Lee, New York’un önemli menejerlik ajansı William Morris Agency’nin de dikkatini çekmiş ve ajansa üye olmasını sağlamıştı. Ancak hayat o kadar da pembe değildi; yaklaşık altı yıl boyunca işsiz evde oturup çocuğuna baktı. AngLee’nin mikrobiyolojist karısı çalışırken Lee ev erkekliği yapmaktaydı. O yıllarda senaryo ortaklığı yapmaya başladığı daha sonraki kariyerinde de ortaklığını devam ettireceği James Schmus ile birlikte kalemna aldıkları Pushing Hands ve The Wedding Banquet’in senaryolarını Çin kültür bakanlığının yarışmasına yollayıp birinci ve ikincilik ödüllerini kazanıp yeni yetme bir prodüktörün de dikkatini çekmiş oldu Ang Lee. Yeni yetme yapımcı Li-Kong Hsu, 1991 yılında Ang Lee’ye Pushing Hands için destek veriyordu. Nitekim 1991 yılında Ang Lee ilk filmi ve üçlemeninde ilk hikayesi olan Pushing Hands’i çekti.

pushing-hands.jpg

Aslında bu üç filmin ortak özellikleri boldu: aynı oyuncu kadrosu ile çalışılıyor, başrolü veya kilit karakteri Tayvan’ın efsanevi aktörü Sihung Lung oynuyor ve bu üç filmin merkezinde bir aile dramı işlenip fazla trajediye girmeden hafif melankolik, hafif komedi şeklinde sonunda herkezin mutlu kalacağı bir dünyaya bağlanıyordu. Bu üç filmde de stil olarak New York sinema okullarının sıklıkla uygulattığı kurgu anlatımı kullanılıyor; zaman zaman görselliğin önem kazandığı, minimal oyunculukların sergilendiği ve yönetmenin imzasının her an hissedildiği filmlerdi bunlar. Üçüncü film, Eat Drink Man Woman haricinde, hikayelerde bir Tayvanlının Amerikalılarla olan entegrasyonu işlenmekteydi.

İlk film Pushing Hands’de bir Tai-chi ustası oğlunu Amerika’ya ziyarete gelip, oğlunun Amerikalı olan karısı ile yaşadığı çatışma üzerinden farklı kültürlerin, farklı kuşakların, doğunun tam doğulusu ile batının tam batılısının ilişkileri yalın ama güçlü bir dille anlatılmaktaydı. Film Tayvan’da gerek gişede gerekse ödüllerde ve eleştirmenlerin gözünde büyük ilgi gördü. Bu film Ang Lee’ nin sonraki diğer filmlerine nazaran daha sertti denilebilir.

the-wedding-banquet.jpg

Ang Lee, Tayvan’da tanınan bir yönetmen olmuş Tsai-ming Liang ve Hsiao-hou Hsien gibi isimler ile birlikte Tayvan Yeni dalgasının yeni sinemacıları dıye adlandırılır olmuştu. Günümüzde diğer iki isim hâlâ sanatsal minimal filmler yapmakta Ang Lee ise başka bir alemde cirit atmaktadır. Neyse, iki yıl sonra üçlemenin ikinci filmi The Wedding Banquet geldi. Belki de bu film Ang Lee’nin en özgün ve en etkileyici filmi oldu. Ünlü Tayvanlı oyuncu Winstaon Chao, New York’ta yaşayan başarılı bekar Tung Gao’yu canlandıryordu. Tung Gao’nun Tayvan’da bulunan tutucu ailesi ve özellikle asker emeklisi babası torun sahibi olmak istiyor ve devamlı Tung Gao’nun evlenmesi için New York’taki tanıdık kızları Tung’a yolluyorlardı. Tung Gao’nun onların isteği gibi evlenememesinin bir sebebi vardı; Tung Gao homoseksüeldi ve sevgilisi Simon ile birlikte yaşamaktaydı. Filmin ilk yarısı hafif bir komedi şeklinde geçerken, ikinci yarıda ailenin New York’a gelmesi Tung Gao’ya aşık olan kiracısı Mei’nin aile için düzmece evlilik yapmaya zorlanması, şipşak evlilik teşebüsünün babanın eski emir erlerinden birine New York’ta rastlayıp bir ihtişamlı düğüne dönüşmesi ve bununla birlikte hikayenin dramatikleşip komedi ile dramanın çok iyi bir denge ile verilmesi filmi gerçekten de üst düzey yapmaya yetip Ang Lee’nin de ne kadar yetenekli bir sinemacı olduğunu göstermekteydi. The Wedding Banquet’te ayrıca, bir Tayvan filminde ilk kez erkek erkeğe öpüşme sahnesi yer almaktaydı. The Wedding Banquet Oscar’a aday olup, Berlin’de Altın Ayı kazandı. Yine iki yıl sonra yapımcı Hsu, Ang Lee’yi Tayvan’a film çekmesi için çağırdı. Ang Lee de tüm sinema kariyerinde ilk ve tek kez ülkesi Tayvan’da, Taipei şehrini de tam olarak kullanarak, o dönem en çok ismi zikredilen filmi Eat Drink Man Woman’ı çekti.

eat-drink-man-woman.jpg

Aile üçlemesinin ilk ikisinde farklı tipte baba figürlerini canlandıran, Shiung Liung bu filmde de üç kız babası usta bir aşçı idi. Filmin merkezindeki baba karakterine rağmen hikaye üç kız kardeşin hikayeleri idi. Birbirinden oldukça farklı olan kızkardeşler hikaye ilerledikçe değisip ya da daha doğru birdeyişle maskelerinden arınıp benliklerini buluyorlardı. Filmde aile bağlarının önemi kadar, kadın-erkek ilişkileri ve Çin’in yemek kültürü ile aile kültürünün benzerlerliği dikkat çekmekteydi. Film yine Ang Lee’nin yönetmen imzası ile melankolik, komik, komik olduğu kadar da dramatikti. Filmdeki harika geçişler, filmin işleyişi ve dili de Ang Lee’nin New York patentli bir sinemacı olduğunu apaçık ortaya koyuyordu. Eat Drink Man Woman, Ang Lee’nin sinemasında belki en şaşalı olmasa bile en etki bırakan film oldu. Bu film de aynen The Wedding Banquet’de olduğu gibi Oscar adaylığı kazandı. Yıllar sonra da Eat Drink Man Woman’ın Amerikan versiyonu sadece Hispanic karakterleri ile Tortilla Çorbası çekildi; tabi o film Ang Lee’ninki gibi özgün değildi.

Daha sonraki yıllarda Hollywood’a da adını kabul ettiren Lee Hollywood normlarında bağımsız sayılabilecek Sense and Sensibility, The Ice Storm ve Ride with the Devil ile adını hepten kabul ettirdi. 2000 yılında yaptığı Crouchin Tiger, Hidden Dragon ile adını bütün dünya duymuş oldu. Bir Tayvanlı ve New Yorklu bağımsız sinemacıdan, bir nevi Hollywood’un ağır toplarından biri halini alan Lee, 2005 yılında Brokeback Mountain filmiyle yine bağımsız stiline döner gibi olsa da artık o Aile üçlemesindeki kadar özgün ve bağımsız bir sinemacıdan çok uzaklardaydı.

Evet, Ang Lee bugün dünya üzerindeki en çok kazanan ve prestijli uzakdoğulu yönetmnenlerden biri; ileride yine Kaplan ve Ejderha gibi kült fimler, Brokeback Mountain gibi cesur ve başarılı işler, Lust Caution gibi sıkıcı ve başarısız işler yapacaktır ama kuşkusuz hiçbir işi o ilk üçleme filmleri gibi özgün ve sinema anlamında doyurucu olamayacaktır. Çünkü Ang Lee, yıllar içinde o sinemaya karşı duyarlı olan kendi sanatsal masumiyetini çoktan kaybetti…


Leave a Reply