Angels & Demons: Dan Brown’ın Şeytanları


angels-demons-poster_m.jpg

2003 yılında yayımlanan “Da Vinci Şifresi” isimli sansasyonel macera kitabı uzun bir süre gündemde kalmıştı. Macera severlere vaat ettiği gizemli kurgusu, hristiyanlığın bilinmeyen yüzünü anlatma iddiası ortalığı karıştırmıştı. Bu “bestseller”’ın yarattığı momentum yazarının önceki kitaplarının da satışını etkileyerek birçok dile “Da Vinci Şifresi’nin yazarından” notu ile çevrilmelerini sağlamıştı. Dijital Kale, yazarın deplasmanda yazdığı bir kitaptı, kurgusu ve gizemli noktaları güçlü olmasına rağmen bilgisayarlara dayanan temeli zayıftı ve az çok işin içinde olan kişiler tarafından ağır bir şekilde eleştirildi.  Melekler ve Şeytanlar ise Robert Langdon karakterinin ortaya çıktığı ilk kitaptı. Kriptolojiyi teknoloji üzerine kurmak yerine gizli illuminati tarikatının mirasları üzerine kuran Dan Brown, bu sefer oldukça başarılı olmuştu. Deception Point ile tekrar bilim kurguyu deneyen Brown dördüncü kitabında Robert Langdon’a geri dönmüş ve turnayı gözünden vurmuştu.

Kitapların bu kadar gündem oluşturması film uyarlamasının yapılmasını kaçınılmaz hale getirmişti. Sonuç olarak 2006 yılında Da Vinci Şifresi aynı adla sinemaya uyarlandı. Robert Langdon karakterini Oscar jürisinin sevgilisi Tom Hanks canlandırırken Jean Reno, Ian McKellen ve Audrey Tautou filmin diğer ağır toplarıydı. Film eleştirmenlerden oldukça kötü oy aldı. Kitabın ana çizgisine sadık kalınmasına rağmen Tom Hanks’in karakterinin kitaptakinin aksine dine karşı daha yumuşak tutum takınması sonucu yönetmen ve oyuncular korkaklıkla suçlandı. Yine de film gişede 758,239,851 dolarlık bir gelir getirdi. (1)

1024_768_287.jpg

Ağız sulandıran bu rakam yapımcıları da heyecanlandırmış olacak ki Da Vinci Şifresi’nden daha önce yazılmış olmasına rağmen sonrasını anlatıyormuş gibi lanse edilen Melekler ve Şeytanlar kitabı da beyaz perde için hazırlandı. Başrollerde bir kez daha Hanks’i gördüğümüz filmde kendisine Ewan McGregor ve Ayelet Zurer eşlik ediyor. Film Cern tesislerinden gizli bir deney sonucu ortaya çıkarılan anti-maddenin çalınması ile başlıyor. Kitaptakinin aksine anti-maddenin ne olduğu ve dini konularda hassas insanların neden bu konuda tepkili olduklarını pek anlatmıyor. Ölen kişinin aynı zamanda bir din adamı olduğunu sadece kıyafetinden ve filmin ortalarında geçen bir iki cümleden anlayabiliyoruz.  Bu arada ölen din adamı kitaptakinin aksine Vittoria Vetra’nın babası değil iş arkadaşı. Kitapta CERN’nün yöneticisi olan ve ileride tüm olaylardan sorumlu olduğu sanılarak öldürülen Maximilian Kohler karakteri ise filmde hiç yok. Dolayısıyla Robert Langdon olayı incelemek için Maximilian Kohler tarafından değil Vatikan tarafından çağırılıyor. Vatikan’a gelen Dr. Langdon papalık seçimi öncesi dört adayın da kaçırıldığını ve olayın İllimunati simgeleri ile alakalı olduğunu görüyor. Bu aşamadan sonra kitaptakinin aksine olaylar son sürat devam etmeye başlıyor. Çoğu zaman karakterlerin ipuçları ile mekânları birbirine nasıl bağladıklarını anlayamıyoruz bile! Kitabın karizmatik ve derin karakterlerinden Haşişinin karakterine neredeyse hiç değinilmiyor, Hitman filmlerinden fırlama bir kiralık katil olarak gösteriliyor. Zaten haşişinin ölümü de kitaptakinden farklı olarak kahramanımızın elinden değil, kendisini kiralayanların arabasını patlatması ile gerçekleşiyor. Kitaptaki kötü adamımız Carlo Ventresca italyan olmasına rağmen Ewan McGregor tarafından canlandırılınca Patrik McKenna adını alıyor. Ne yazık ki kitapta insanı hiç şüphelendirmeyen kendini dağlama sahnesi filmde “bu sahneye dikkat” alarmları ile anlatılıyor. Tom Hanks yaşlanmış olacağından anti-maddenin yok edildiği sahnede helikoptere patrik ile binmiyor, yerden izlemek zorunda kalıyor. Belki de kitaba sadık kalınmaması nedeniyle övülebilecek tek sahne de bu oluyor. Ne de olsa orta yaşlı simgebilimci profesörün paraşütsüz helikopterden atlaması James Bond filmleri için bile abartılı bir sahne oluşturmaktaydı. Filmin sonu ise yazımızın başından beri sıklıkla kullandığımız “kitaptakinin aksine” tabirini kullandırtarak kitapta ölen Kardinal Baggia’nın filmde Papa seçilmesi ile sona eriyor.

Genellikle kitapların birebir filme çekilememesini anlayışla karşılan biriyimdir. Hatta yönetmenin kitabı yorumlamasından yanayımdır. Ancak yapılacak değişikliklerin kitabın ruhunu da bozmamasının gereğine inanırım. Bir öykünün başını ve sonunu değiştirip, ana karakterlerinden birini çıkarıp diğerini ikinci plana atarsanız, ruhunu ayakta tutmakta zorlanırsınız. Film sadece kitaptan esinlenmiş bir eser olarak başka bir ad ile vizyona girseydi belki bu kadar tepki toplamazdı ancak “kitabın filmi” olarak yansıtılınca eleştirilere göğüs germek zorunda kaldı.

Son olarak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek babında birkaç önemli noktadan da bahsetmek lazım. Öncelikle filmdeki İtalya görüntüleri gerçekten çok güzel. Farklı ülkelerden farklı medya organlarının haberleri aktarma tarzlarının anlatıldığı sahneler gerçekten çok eğlenceli. Hanks ortalama performansını sergiliyor, Ewan McGregor ise standardını koruyor. Sonuç olarak ortaya kitaptan oldukça farklı ama hoşça vakit geçirebileceğiniz bir pop corn filmi çıkıyor.

(1) http://www.boxofficemojo.com/movies/?id=davincicode.htm


Leave a Reply