Author: Serhan Çelebi

  • Romanya Yeni Dalgası

    Serhan Çelebi, son yıllarda pek çok sıkı film çıkaran Romanya Yeni Dalgası diye adlandırılan sinemayı ele aldı.

  • Geçmişe Hapsolmak: Babamın Sesi

    Zeynel Doğan ile Orhan Eskiköy’ün yönettiği Babamın Sesi filmini Serhan Çelebi yazdı.

  • Mutat !f Yazısı

    Fatih Özgüven’in yazdığı İstanbul Film Festivali yazılarının başlığıdır: “Mutat Festival Yazısı.” 2012 !f çerçevesinde kullanmak bize de nasip olsun. Artık İzmir’in de konuğu olacak olan !f, alışılageldik bölümlerini korurken, ana akım sinemadan, kült filmlere; kimlik sinemasından korku filmlerine kadar meraklısına yine geniş bir yelpaze sunuyor. Festival bağımsızların festivali olunca, haliyle gösterilecek çoğu yapımı ilk kez […]

  • Nar: Çarşıdan Aldım Bir Tane

    İtiraf etmeliyim ki “Nar”, Ümit Ünal’ın yönetmenliğinde izlediğim ilk film (yazdıklarını saymıyorum). “9” ve “Ara” gibi eserleri, hayranlıkla takip ettiğim bazı sinema yazarları tarafından en iyi Türk filmleri arasında gösterilmesine rağmen, henüz izleme fırsatı bulamadım. Aslında bu noktada istemeden de olsa bam teline basmış olabilirim. İzlememiş olmak tamamıyla benim suçum mu? O biraz tartışılır. Lakin […]

  • Chungking Express (1994): Romantik Polisler, Gizemli Kadınlar

    Hayali bir sinema sözlüğü olsa ve “aşk” maddesini yazmaya girişsek Wong Kar-Wai’sız eksik kalırdı herhalde . “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” kıvamındaki Hong Kong’lu sanatçının yükselen dönemine rastgelen bu yapımda, sonrasında uluslararası alanda daha da görünür kılacağı yeteneğinin izlerini takip ediyoruz. Aşkın türlü hallerini sinematografisinin göbeğine yerleştirmiş olan Kar-Wai, 1994 tarihli Chungking Express’de iki bağımsız hikayenin […]

  • Ölümsüzler: Görüntü Var Ses Yok

    2006’da çektiği The Fall ile gönülleri fetheden Hint asıllı yönetmen Tarsem Singh’in, teknolojinin becerileriyle birlikte doğal yeteneğini de kullanarak beyazperdenin gelmiş geçmiş en şahane destanlardan birine imza atacağına öylesine emindim ki… Meğer yanılmışım. Tanrılara sırt çevirmiş Heraklion kralı Hyperion (Mickey Rourke), Tartarus Dağı’nda hükümlü Titanları serbest bırakmayı kafasına koyar. Öfkesiyle önüne gelen Helen köylerini yerle […]

  • Bir Zamanlar Anadolu’da: Taşraya Sancılı Dönüş

    Üç Maymun ile “nihayet şehre yerleşti galiba” dediğimiz Nuri Bilge Ceylan, içindeki göçebe sıkıntı bitmemiş olsa gerek, sekiz yıllık bir aranın ardından “Uzak” ile geldiği şehre yerleşemeyip taşraya geri dönüyor. Yönetmen, temasal olarak sinema sahnesinde emeklemeye başladığı dönemlere kamerasını tekrar çeviriyor. Etraflıca bir Anadolu portresi çizme iddiasındaki “Bir Zamanlar Anadolu’da”, Nuri Bilge Ceylan ile özdeşleşmiş […]

  • Sweet Sixteen: Afilli Delikanlı

    Çizgisini bozmadan daima dik yürüyen bağımsız güzel adam Ken Loach’un, Liam isimli bir çocuğun hayatta kalma/yeni bir hayata başlama mücadelesini anlattığı “Afili Delikanlı” (“Sweet Sixteen”), yönetmenin en çok beğenilen eserlerinden. Sinema yolculuğunun ilk günlerinden, yetmişli yaşlarını yaşadığı şu döneme kadar sınıf bilincini ve film yapma tutkusunu hiç yitirmeyen İngiliz yönetmen, 2002 yılında kendine has anlatımıyla […]

  • Ladri di biciclette: Bir Bisikletin İnsana Ettiği

    Büyük Savaş sonrası Roma’sında işsizlik almış başını gitmiş. Her yerde yoksulluk ve hayat mücadelesi… Fellini mizansenlerinden alışageldiğimiz coşkulu Roma gecelerinden eser yok (muhakkak ki Fellini daha sahneye çıkmamıştı). Fellini’nin cümbüşlerinden, yıldızlarından, paparazzilerden, zengin züppelerden önce, De Sica’nın Yeni Gerçekçiliği; bir göz odada yaşamaya çalışan, ekmek peşinde, çocuklu yoksul İtalyan ailelerinin dramı vardı. Bu sıradan işsiz […]

  • Tarz Meselesi: Le Samouraï

    Beyazperdenin, Marcello Mastroianni ile birlikte en jön adamlarından Alain Delon’un fötr şapkasının altından, pardesüsünün üstünden donuk bakışlı mavi gözleriyle, soğukkanlı ve pervasız bir kiralık katil kılığında arz-ı endam ettiği Le Samouraï (1967), sinemada “cool” (bu kelimeyi fazlasıyla kullanmak zorunda kalacağım için şimdiden mahcubum) ekolüne yön veren en önemli filmlerden biri belki de. Samurayın yalnızlığına yaptığı […]

  • Beşir’le Vals: Bir Savaş Senfonisi

    Beşir’le Vals, İsrail ve Arap dünyasında tartışmalara yol açmış bir film. Eleştiri, “dış mihraklar”dan gelince sorun değil, ama İsrail’in kısa tarihindeki sayısız savaşlardan birine tanıklık etmiş bir İsrailliden gelince farklı oluyor. İşin ilginç tarafı ise filmi, kiminin İsrail yanlısı, kiminin ise İsrail karşıtı olarak bulmuş olması. Aynı filmi izlemiş farklı insanların, birbirine tamamen zıt sonuçlar […]

  • Ucuz Roman: Dans Eden Kötü Adamlar

    Bu yazıya başlamak yürek ister. Ellerim titrerse şaşırmam. Ellerim değil belki, ama aklım titredi uzun zaman. En çok zorlandığım, tereddüt ettiğim durumdur çok etkilendiğim bir film hakkında yazmak. Doğru zamanı beklerim. Etkilenmek demişken, Jules (Samuel L. Jackson) gibi İncil’den bölümler okuyup önüme geleni infaz etmeye çalışmıyorum; çalışmadım da elbet- fakat itiraf etmeliyim ki, eski işyerimde […]

  • Cennet’i Beklerken: Saklı Kalmış Letafet

    Derviş Zaim’in Cennet’i Beklerken’i, yönetmenin tasavvuf arayışının Nokta’dan önceki son durağı. Sessiz, yalın ve tutarlı bir film. Gişede gözden kaçmış, popülere yenik düşmüş, salonlarda yalnız bırakılmış nice güzelliklerden yalnızca birisi Cennet’i Beklerken. Acısını içine gömen, dünyadan elini eteğini çekmeye karar vermiş minyatür ustası Eflatun Efendi (Serhat Tutumluer), veziri tarafından mühim bir göreve tayin edilir. Kendisinden, […]

  • Du Levande: Siz Yaşa(yama)yanlar

    Kuzey rüzgarlarının sert estiği bir diyardan kulağımıza üflenen bozuk bir tuba akordu, “Siz Yaşayanlar”(Du Levande). Kafalar karışık, ruhlar epey karanlık, renkler donuk. Ancak İskandinavya’dan beklenebilecek bir haleti ruhiyenin mizanseninde sürekli yağmur yağıyor, acınası suratların ağlamaları sızlamaları bitmiyor. İnsanoğlu saçmalıyor! Ve Roy Andersson can çekişimizi gözümüze sokuyor. “Siz Yaşayanlar”ın başarısı, biçim ve anlatının özgün ahenginde saklı. […]

  • Yedinci Mühür: Ölümle Satranç ve Dans

    Her insan, neden dünyada olduğu, ne için var olduğu, görünen dünyanın ötesinde bir gerçekliğin olup olmadığı gibi sorular sorduğu dönemlerden geçer. Böyle dönemlerde yöneltilen soruların cevapları, insanın yaşayışını temellerinden etkiler. “Yedinci Mühür”, tüm bu insana özgü soruları, çok özel bir mizansende (Orta Çağ’da) hakkıyla sormayı başarırken, cevap dayatmak gibi bir derdi olmadığından inanç ve iman […]

  • Bir İstanbul Klasiği 29. Kez Başlıyor!

    Film festivalleri, İstanbul’un sık kirlenen nefesini tazeleyen, bu şehirde yaşayanları maddi olmayan (nadir) bir tutku etrafında birleşmek üzere sinema salonlarına çağıran ayinler bütünüdür. Sinema salonları da bu ayinlerin tapınakları gibi- insanların gözlerini ve kalplerini birkaç saatliğine de olsa onun arkasında saklanan efendilerine sundukları beyaz perde ise bir çeşit sunak. “Sinema dini”nin (dilinin) bir çeşit beş […]

  • Alis Harikalar Diyarı’nda: Üç Boyutlu Düş

    Hollywood’un en özgün yönetmenlerinden Tim Burton’ın son filmi Alis Harikalar Diyarı’nda, seyirciyi üç boyutlu bir düşe çağırıyor. Bu çağrıya kesinlikle kulak vermeli. Tek yapmanız gereken, çocukken kitap satırlarından takip ettiğiniz tavşanı, şimdi de beyaz perdeden takip etmek ve Alis’in kaderine ortak olmak. Tavşan deliğinden yuvarlanmaktan çekinmeyin ve en az bir çocuk kadar cesur olun. Alis’in […]

  • Amatör (1979): Başrolde Sinema

    Krzysztof Kieślowski’nin nispeten az bilinen filmi Amatör (Amator), özellikle TRT 2’de yayınlanan cuma gecesi sinema kuşağının favorilerinden biri. 1979 tarihli film, ünlü yönetmenin Fransa’da çektiği renk üçlemesinden öte gitmek isteyenler için mutlaka görülmesi gereken bir yapıt. Evli ve mutlu bir “işçi” olan Filip, yeni doğacak bebeğini görüntülemek için 8 mm’lik bir kamera alır. Önceleri kamerayı […]

  • Üç Maymun: Kimse Kimseyle Konuşmuyor

    Nuri Bilge Ceylan, Uzak ile başlattığı taşradan kente göç sürecini İklimler’den sonra Üç Maymun ile de devam ettiriyor. Şehre iyice alışıyor, yerleşiyor. Şehrin derinlerine iniyor. Yüzeyden bakınca pek görülemeyen bir alana, şehirlilerin/şehirli olmaya çalışanların yeraltına iniyor. Evlerinin kapısından içeri giriyor. Orada yaşananlar hep çok gizlidir/özeldir ve bir yabancı için dışarıdan çok olağan görünür. Fakat kapı […]

  • Sürgün: Boşluk Üzerine Küçük Görsel Mucizeler

    2007 sonbaharının ıslak bir cumartesi günü her zamanki manasız işler yüzünden ofiste belgeler içine gömülmüşken metroya atlayıp sinemaya, Film Ekimi’ne gittim. O gün orada gördüklerimi unutamıyorum. Saçma hafta sonu mesaisine geri döndüğümde yüzümde gülücükler açtığını görenler sebebini sordular. Onlara muhteşem bir film izlediğimi söyledim. Her ne kadar ikinci izleyişte büyü bozulmuş olsa da Andrey Zvyagintsev’in […]